Ayın KonuğuAyın Konuğu

Sevinç Erbulak – Sevil Akı "Keşke herkes onun gibi sıfırlasa"

Sevgili Müstehak’çılar,
Zaman o kadar hızlı geçiyor ki anlatamam size…Meslektaşlarımı daha yakından tanımama vesile olan röportajlarımın dördüncüsü bitti bile. Şubat sayısında, 20 yıldır Şehir Tiyatrosu’nda izlemelere doyamadığım ve birlikte defalarca oynama şansına eriştiğim, onu her gördüğümde, yepyeni bir oyunun provasından sanki az evvel çıkmışçasına heyecan duyduğum ( Ki gerçekten yeni çıktık aslında ) ”Annemin Cinayet Listesi” ile Alternatif sahnelerde de oynamaya başlayıp bir daha onları hiç bırakmayan Sevil Akı sizlerle…
Onu anlatmak hem çok kolay hem de imkansız. Ama sahnede bir kere bile izlediyseniz unutmanız mümkün değil biliyorum. Benim canım, Can’ın annesi, kocaman kalpli, süper gücü, iyi insanları birleştirmek ve etrafında toplamak olan Sevil Akı ile Harbiye Sahnemizde buluştuk. Oyun afişlerinin ve o çok sevdiği demli çayın eşliğinde söyleştik. Bildiklerime değil ama yeni öğrendiklerime çok şaştım, şimdi de sizinle paylaşıyorum…
S- Sevil’im bana bir numara söyle 🙂
SV- Haaa bu numara işi sahte değil yani, mmm 6.
S- Alternatif tiyatrolarla başlıyoruz. Sevil’ciğim biliyorsun yaptığım 3 şahane röportaj sonrası Alternatif tiyatro yerine Alternatif sahneler demeye başladık. Alternatif tiyatro diye bir şey olmaz dedik, kim dedi hatırlamıyorum ama; dedik.
SV- Çok iyi demişsiniz.
S- Sen de Alternatif mekanlarda tiyatro yapan bir kurum tiyatrosu oyuncusu olarak oralarda oyun oynamanın nasıl bir şey olduğunu bize anlatır mısın ?
SV- Bir kere ‘mekan’ olarak değiştirilmesini çok doğru buluyorum. Ben üç senedir Alternatif sahnelerde oynuyorum ve hissettiğim şey şu; bir oyuncu için nerede oynadığı hiç önemli değil Sevinç, tıpkı yeni bir araba almak gibi bu, mekanın hacmini öğrenince park etmesi de kolay oluyor sanırım. Aynen böyle hissediyorum ben. Oyunculuk mekanlarda değişen bir şey değildir. Ben 43 yaşındayım ve yirmi yıldır sahneye çıkıyorum ama 25 yaşındaki biri benden daha az sahneye çıktı diye tiyatroyu benden daha az biliyor olmalı düşüncesine inanmıyorum. Sadece, sahneyi daha fazla deneyimlemiş insanlarla, özellikle Alternatif mekanlarda oyunculuk yapan genç insanların bir güç birliği yapması gerektiğini düşünüyorum.
S- Yapıyorlar mı ?fotoğraf (2)
SV- Yapmaya başlandı. Ben bunu gözlemliyorum ve çok mutlu oluyorum. Mesela Kerem Atabeyoğlu benimle Ekip Tiyatrosunda, benim; nasıl diyeyim önerimle, daha sonra da ekibi çok severek var olduğundan bu yana hayatında çok fazla şeyin değiştiğini ve onun da çok mutlu olduğunu biliyorum. Her ne kadar tatlılıkla eleştirdiği şeyler de olsa, onlarla beraber tiyatro yapmanın keyfine vardığını görüyorum. Birbirimize sürekli katarak, destek olarak var olmamızın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir de ben şunu da çok seviyorum, bir şeylere ses vermek önemli. Ben Müjdat Gezen’e başladığım yıl, hocalarımız bize Sait Faik hikayeleri oynatırdı. Orada benim en sevdiğim hikaye ‘hşşt’ hikayesiydi. Şöyle bir cümlesi vardı bak; ”Bir hşşt sesi gelsin de nereden gelirse gelsin”…İşte ben tamamen böyle düşünüyorum. O sesi nereden, hangi mekandan verdiğin önemli değil, hep beraber hşşşt diyebilmek önemli…
S- Bir rakam alayım.
SV- 9.
S- En sevdiğin oyun yazarları ?
SV- Bunu çok inanarak söylüyorum, Nazım Hikmet. Oynadığım için, yıllar sonra düşündüğümde Sevinç. Benim için en iyi oyun yazarı, en yalın yazabilen. Yani o kadar zor ki o. Süslü oyun yazarlarını sevmiyorum. Basit cümlelerle dünyaları anlatabilen yazarları çok seviyorum. Çeviri metinlerde çevirinin çok iyi olması gerekiyor. Bir metni orjinalinden okuyamadığım zaman ben onun ne kadar yalın olduğunu anlayamıyorum. O zaman da çok anlayamıyorum benim için kimin çok iyi yazar olduğunu. Ama Türk yazarları içinde Nazım Hikmet.. Hani, nasıl bu kadar yalın yazabiliyorsun ? Büyük bir ustalıkla oynamak gerekiyor. Yalın yazmak gibi yalın oynamak da ustalık gerektirir. O yüzden oyun yazarlığıyla ünlü olmamasına rağmen, ben Ferhat ile Şirin’i tecrübe etmiş bir oyuncu olarak gerçekten hala hatırlıyorum çünkü, Nazım Hikmet demek istiyorum.
S- Dönüp tekrar oynamak istediğin bir rol var mı ?
SV- Ya buna yakın bir zamana kadar evet Sevinç diyebilirdim ama şimdi böyle bilmiyorum, o zaman öyleydiler herhalde,kendi zamanlarında. Yani geriye dönüp oynasam mutlaka çok farklı oynarım şimdi. Ama onlar o yarım yamalak, o eksikli ya da fazlalıklarla dolu halleriyle benim hayatımda gerçekten çok özel bir yerdeler. Dönüp dönüp yeniden okumak ya da seyretmek istediğim oyunlar olabilir ama oynamak ? Belki de her sene 2 oyun çıkaran bir oyuncu olduğum için böyle söylüyorum bilmiyorum ki ! Oynanacak bir dolu oyun ve rol olduğu da düşünülünce… Onlar o zaman güzeldi ve hepsinin bana iyi ya da kötü çok büyük katkıları oldu. Şimdi buradan oraya baktığım zaman onlar öyle çok güzeller yani diye düşünüyorum.
S- Başucu kitapların neler ?
SV- Çok sevdiğim bir arkadaşımın bana Halil Cibran’ın ‘Ermiş’ ini hediye etmesiyle hayatım değişti. Arada bir çıkarıp onun böyle özlü sözlerini, şiirlerini okumayı çok seviyorum. Defalarca okuduğum halde döne döne okuyorum. Şeyi çok seviyorum ben böyle kitaplarda da, o yüzden böyle başucu kitapları, romanlardan çok bu tadı alabildiğim kitapları seviyorum. Yaşadığımız her günü deneyimleyen basit cümlelerle karşılaşmak beni mutlu ediyor. Kendimi daha huzurlu, daha yüksek, evet yahu bugün de bunu yaptım gibi hissediyorum. 12 🙂
fotoğraf (1)S- En kıyak özelliğin ne ?
SV- Hımmm. Hah ! Mesela ben çok eğlenceliyimdir.
S- Hah ! Evet, çok eğlencelisindir Sevil !
SV- Beraberken çok eğlenceliyimdir. Aynı zamanda da dert dinlerim, paylaşımcıyımdır, sabırlıyımdır.
S- Hafifsindir Sevil 🙂 Bu çok kıyak bir özelliğiin mesela.
SV- Evet ya gergin değilimdir. işimi yaparken eğlenmeye çok inanırım.
S- Sevil, yarın sabah yeniden doğacaksın ve her şey senin istediğin gibi şekillenecek, haydi bize söyle, kimsin, nesin, dünyanın neresindesin, neler yapıyorsun? Kadın, erkek, hayvan, bitki ?
SV- Sporcu olmak isterdim Sevinç.
S- Gerçekten mi ? Hangi sporla uğraşıyorsun ?
SV- Hangi dalı olursa olsun, takım sporu olabilir, ferdi spor olabilir ama sporcu olmayı çok isterdim. Çok domestik bir kadın olmama rağmen hayatım turnuvalarla geçsin isterdim. Voleybolcu olabilirdim mesela, kaptan filan, böyle ‘ Haydi aslanlar !! ‘ filan dediğimi görüyorum yani…Bu gücümle ben çok iyi bir sporcu olabilirdim.
S- Yani bize sahnede hep yaptığın gibi güç verebilirdin takıma değil mi ?
SV- Aynen, aynen. Çünkü bende müthiş bir inanç var. O inancımı nereye koysam bir sonuç alırmışım yani.
S- Bundan 20 sene önceki Sevil, şu an tiyatronun önünden yürüyor tamam mı ? Bugüne kadar yaşadığın her şeyi yaşayacak ama sen artık biliyorsun neler yaşayacağını tabii. Onu durdurmak, ona bir şey söylemek ister misin ? Yoksa geçip gitmesini mi izleriz ?
SV- Daha cesur olup, daha çabuk zaman kazanabilirdi. Onu durdurup ona ‘Cesur ol’ diyorum yani. Şu an ama. Kendime olan güvenimi daha erken kazanabilirdim. Çünkü şu anda çok cesurum. Ama bazen de şöyle düşünüyorum, belki de o zamanlar öyle olduğu için şu an bu noktadayım ben. Şimdi soruyu düşününce, insan tecrübelerini de değiştirmek istemiyor ama dediğim gibi daha erken cesur olabilirdim.
S- Hala sahneye çıkamadığın için şaşırdığın oyuncular var mı ? Nasıl oluyor da birlikte oynamadık dediklerin ?
SV- Valla ben Demet’i gerçekten çok beğeniyorum. Evgar’ı. Demet’le sahneye çıkmayı; Esra Bezen Bilgin…Offff çok ateşli buluyorum onları. Ben onların temelinde çok büyük bir eğlencenin olduğuna eminim bak. Dibinde. Yani her ne kadar farklı yaşansa da….. Ben de mesela dünyanın en depresif insanlarından biri olabiliyorum. Evde o kadar eğlenceli biri değilim mesela ama sahnede üretirken çok eğlenceli biriyim. O nedenle Demet ve Esra’ya çok özel bir sevgim var. Seni atlıyorum çünkü seninle sahnede o kadar çok delirdik ki… Ve tekrar delirme şansımız o kadar fazla ki… Bunu şuradan da tariflemek istiyorum Sevinç, hani bazı oyunculuk kitaplarında şöyle anlatılır ya ? Bir tür sarhoşluk hali; vecd hali diye ? Anlamak için de, okurken hiçbir şey ifade etmezken, bir gün böyle oyunculuğunun geldiği bir kıvamda tecrübe edersin ya ? Öyle bir şey işte. Onu hissedersin ve oradan geri dönüş yoktur. Öyle oynamadığın zaman çok kötü hissedersin artık. Biz bunu seninle çok yaşadık, bunu her oyuncuyla yaşayamazsın. Kendi başına yaşarsın ama biriyle denk gelmesi, aynı yerden bakmakla alakalı…İşte o zaman seyirci de vecd halinde seyreder, seyrediyor yani. Evet, öyle söyleyeyim.
S- Peki…En son izlediğin hangi oyunda işte şu an ben de sahnede olmalıyım dedin ?
SV- Sen hangisinde dedin ?
S- Ben ”Hayvan Çiftliği”nde dedim.Daha provalarının yeni bittiğini ve çok oyun seyredemediğini biliyorum ama…IMG_0381
SV- Sevinç ben genelde hepsinde kendimi sahnede gibi hissediyorum yani orada olmak istiyorum.
S- Alican da böyle söyledi.
SV- Evet okudum, çok da güzel olmuş. Çok katılıyorum Sevinç. Bazı cevaplarında onunla çok ortak şeyler hissettim biliyor musun ? Ben, hep bir yükseltinin üzerinde olduğumu hissediyorum Sevinç ve bir oyunu izlerken eğer öteki taraftaysam niye buradayım ki diyorum, orada olmalıyım diyorum. Hep 🙂 Ben seyrederken de sanki sahnedeymişim gibi hissediyorum. Bir de şunu da söyleyeyim ben bir oyunu seyrederken rahatlıkla, sıradan bir seyirciymişim gibi de seyredebiliyorum. Çünkü şaşırmaya ve beğenmeye çok açım. Sahnede olan bir aktörün beni alıp götürmesi için her seferinde aynı sevgi ve istekle koltuğa oturuyorum. Çünkü ben zaten bir oyuncunun elde edebileceği bir sürü güzelliklere sahibim. Artık izlediğimde beraber üretmeliyim diyeceğim insanları yakalamak istiyorum sahnede. O yüzden de ”Bakalım ne yapmış ?” tan çok, beraber ne yapabiliriz diye düşünüyorum her seferinde.
S- Genç arkadaşlarınla ilgili ne düşünüyorsun ? Sen senden gençlere hep arkadaşım dersin ya ? Bize arkadaşlarını anlatır mısın ?
SV- Şöyle düşünüyorum. Yaklaşık 3 senedir bu jenerasyonla, yani 85- 90 arası, yeni mezun arkadaşımla beraberim. Ben onların yaşındayken tecrübeli oyuncularla çok sahneye çıktım ama bu kuşak çok farklı ve ben hiçbir zaman ilişki biçimime ”bizim zamanımızda….” ile başlayan cümleler kurarak başlamadım. Çünkü bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü her kuşağın, her yaşın çok farklı belirleyici özelliği var. Politik olarak da, sanatsal olarak da. Tabii ki söyleyecek sözlerim var ama sırf biz bir takım sıkıntıları böyle çekip de öğrendik diye herkesin o sıkıntılardan geçmesi gerekmiyor. Oyunculuk çok atak bir iş, çok canlı bir iş. Ben gençlere büyük hayranlık duyuyorum. Onların çok cezur olduğunu düşünüyorum. Çok parlak olduklarını düşünüyorum ve çok şey öğreniyorum onlardan. Mesela ekip Tiyatrosu’nda oyunculuk yapıyorum ve Ekip Tiyatrosu’ndan Cem Uslu gerçekten, benim genç ustam. Ben onlarla çalışırken ustalığı onlara şöyle anlatıyorum. Benimle çalışmak kolay bir şey. 20 yıldır sahneye çıkıyorum ama sahneye çıktığımzda beraber, aynı yerden üretebiliyoruz, Cem de bana 30 yaşında ne kadar özel bir ustalığı olduğunu öğretiyor. Diğer ekip arkadaşlarım da öyle. Şu anda ”Sırça Hayvan Koleksiyonu” nde beraber sahneye çıktığım arkadaşlarım da öyle. O yüzden benim için ustalık yaşla alakalı değil galiba. Her büyüğümüz olan kişiye de usta demek zorunda değiliz. Ona da karşıyım. Seçkin Selvi’nin meşhur bir lafı vardı. ” Ukala insanları çok severim fakat ukalalığı hak etmesi lazım ”.
S- Bir de ben şeye inanıyorum, gerçek başarı müthiş bir yalınlıkta gizli. Başarılı ve entellektüel insanlar, dünyanın en mütevazı, en sakin insanları. Ben galiba hayatta samimiyet, basitlik ve yalınlığa çok inanıyorum. Bu çok belirleyici bir şey. Ne yaparsak yapalım böyle bu. O yüzden yaşı 25 olmuş, yaşı 58 olmuş…Hayır, 25 yaşında da o öze sahip olabilir; 88’inde bile bu özü bulamamış, hiç yakalayamamış olabilir. Bir de şeyi düşündüm geçenlerde, bunu da özellikle söylemek istiyorum, hani şey sorular vardır ya, böyle örnek aldığınız biri, bir hocanız, büyüğünüz var mı filan diye ? Ben kendi hayatımda örnek aldığım birinin olmadığını fark ettim. Çok ama çok şey öğrendiğim insanlar var. Ama ben hep, kendimi örnek almışım onu fark ettim. Hep kendi kendimle mücadele ederek bir şey öğrenmişim ben. Anladın sen işte o klişe soruyu ? Örneğiniz kim ? Sen neyine onu örnek alıyorsun ki ? O, kendi hayatını yaşamış, kendi yolculuğunda önüne çıkan engelleri veya şansları değerlendirmiş, değerlendirememiş. Seninki başka olacak, çünkü sen başkasın. Bu senin yolculuğun, her deneyim, her seçim kişinin kendi özgünlüğüyle alakalı. İşte bu özgünlük sanat zaten. Seni diğerlerinden farklı kılan şey yani. Yoksa 15 tane yan yana, aynı tornadan çıkmış gibi. Bu tornadan çıkma lafı da ne güzeldir.
Seviyorsun değil mi sen de ?
SV- Çok seviyorum çok. Çünkü özgün olmak, kendinle ilgili derdi atlatabilmekle alakalı. Çünkü insan kendinden bağımsız oyunculuk yapamaz. Kendine rağmen oyunculuk yapar.
(Konuşmasını hiç kesmiyorum ama bu gece Sevil’in söylediklerini düşünüyorum da, ne güzel söylemiş)
S- Çok sevdiğin bir repliğin oldu mu hayatta ?
SV- Gene Nazım Hikmet’e diyeceğim. Koskoca oyunu oynar oynar Mehmene Banu ve ondan sonra, Şirin’e der ki ” Ben Ferhat’a rastlamadım ki”…Benim ölümcül repliğimdi ve işte o zaman hep şey yapardım bu replik çok öenmli ve çok önemli repliklere oyuncular hep bir basma ihtiyacı duyar ya ? Yıllar geçtikçe işte o çok önemli repliklerin ne kadar yalın söylenmesi gerektiğini öğrenirsin ve öyle söylemeyi de uzun, uzun, çok uzun zaman tecrübe etmen gerekir….
S- Tiyatro Hal ve Müstehak hakkında ne düşünüyorsun ? Bu müthiş arlşivleme ihtiyacı ile ilgili yani ?
SV- Ya çok hoşuma gidiyor çok. Ortak bir noktada buluşma fikri… Yani şu an bizim birlikte olmamız bile ne kadar doğru bir yerde olduğumuzu gösteriyor bana. Bu kadar popüler kültüre teslim olmuş bir ülkede, o ” Er meydanı Er meydanı ” diye atılıp tutulan ama o tahtanın üzerinde gerçekten terlerini akıtan insanların hayatta bazen elektrik faturasını bile ödeyemediği bir çağda; gerçekten sanata, sanatçıya, oyuna, kitaplara, yazarlara, hayata buradan bakmak. Böyle bir gazetenin hayalini kurmak, bir tiyatronun hayalini kurmak… Bu röportajlar…Böyle birbirini bulan insanların üreterek çoğalması gerekiyor. Ben gazeteyi okurken kendimi okuyor gibi oluyorum yani.
fotoğraf (3)S- Sevil ? Benim 12 sayılık röportajım bitince yani bir yıllık sohbet demek bu, ufff acaip bir kast oluyor zaten kendiliğinden…
SV- Bence gazetede çalışan hiç kimsenin bir diğerine hayır diyeceği bir ortam yok burada Sevinç.
S- Bence de…
SV- Büyük bir üretim alanı olabilir buradan.
S- Güney, Iraz ? Duyun bizi 🙂 Sırça Hayvan Koleksiyonu’nu anlatsana bize, ben çok iyi biliyorum da, neler kaldı sana geriye ? Nasıl bir çalışma oldu ?
SV- SHK bence her anlamda çok özel bir proje oldu. Çok şanslı bir proje oldu. İlk yola çıkışımızdan bu yana geçen 5 aylık süreç, benim bugüne kadar tiyatrodaki inancımın doğruluğunu, ekip kimyasının ne kadar gerçek olduğunun, atölye çalışmalarının ne kadar doğru olduğunun kanıtı oldu. Çok içimize sindi. Oyunda oynamakla, karşısında oturmak arasında hiçbir fark görülmediği zaman işte ortaya böyle bir şey çıkıyor. Biliyorsun bunu zaten. Herkes kendi işini çok iyi yaparsa, herkes sadece kendi işini yaparsa geriye ne kalıyor ? Ve kurum tiyatrolarında böyle bir lüks var. Çünkü Alternatif mekanlarda dekorunu da kendi taşıyor, kendi kuruyor, söküyor. Onlarla sohbet ettiğimde şey diyorlar, ”Bir gün sadece oyunculuk yapmak istiyorum”…Yani biz, bir lüksün içindeyiz. Bu avantajları kendi lehimize çevirebilme şansımız var. Bunun  tek yolu herkesin kendi işini çok iyi yapması. Biz çok güzel bir hayal kurduk Sevinç ve herkes işini çok iyi yaptı. Bildiğim herşeyi sıfırladım.
S- Evet Sevil bunu söyledin, benim kayıtlarımda var, kendimi sıfırlayarak geleceğim dedin ve bunu yaptın ! Gözlerimle gördüm ! Bu bir cümle olarak kalmadı.
SV- Bunu da şey için söylemiştim, Edip demişti ki ( Edip Tepeli) ”Ya ben çok şaşırdım seninle prova yaptığımda, sen de aynen bizim gibi, bizimle aynı noktada çalışıyorsun ve tekste bizim gibi soru soruyorsun ”, ben de demiştim ki ” Ya Edip benim tekste senden daha iyi soru sorma hakkım yok , ben senden daha fazla tiyatro yaptım diye senden daha zeki sorualr bulamam ”. Biz bunu ”Annemin Cinayet Listesi’ nde çalışırken konuşmuştuk. Ayrıca bütün bu kayıtlarla provayı yaparsan o zaman biteriz, biterim yani. Sadece cebimdekileri kullanırım. Ama ben ayarlarımı sıfırlıyorum. Bunun içinde hata yapma var, defalarca çok komik durumlara düşme var; insanlar haydi canım bunu da bilmiyor musun dediğinde bilmiyorumevet demek var.
S- Risk alıyorsun aşkım.
SV- Evet risk alıyorum tabii. Bütün kalbini, zihnini, bilincini; herşeyini açıyorsun. Muhteşem ! Bilmiyorsan bilmiyorsundur. Yani eksiklerin var hayatta, sıkıntı yok. Bunları öğrenmekle yükümlüsün oyuncu olarak. Gerisi sadece poz. Birine poz yapacağım diye gardını alıp provaya girersen o zaman seyirciye poz yapmış oluyorsun zaten. Seyirci de senin o pozunu yemiyor maalesef..
S- İyi ki.
SV- İyi ki…
S- Pekiii, Müstehak’çılar biliyor mu bilmiyorum ama senin bir oğlun var, senin Can’ın var. O geldi ve neler değişti anne Sevil ? Anlatsana bize.
SV- 7 Ocak’ta 5 yaşında oldu Can. Ya bir oyuncunun anne olması ? İşte sende de var, ne kadar ortak bir şey. Nasıl özetlenir nasıl söylenir bilmiyorum ama zaten açık olan bütün kanalların daha da açılıyor. Yardımcısız büyütüyorum böyle bir tempoda, o yüzden de kocam Murat’a çok teşekkür ediyorum. Bana saygısını ve sabrını hiçbir zaman bırakmadığı için. Çünkü ben şöyle düşünüyorum; ben iyi hissedersem, ben mutlu olursam Can mutlu oluyor. Ben bu işi yapmasam da böyle yani bu. Ama bir oyuncunun mutluluğu çok önemlidir. Ben hep söylüyorum bu işte vasat olmak çok büyük mutsuzluk verir ve mutsuz bir oyuncunun kocasınıi çocuğunu ya da çevresini mutlu etmesi mümkün değil. Ben sahnede mutlu olduğum için evde mutluyum. Ben sahneden besleniyorum, bunu oğluma geçirmeye çalışıyorum, bu mutluluğu…
S- Sporcu olmasını ister misin Sevil ? :)))))))))))))
SV- Çok isterim ve büyük mesai verebilirim bunun için. Bir de sen de biliyorsun hamile olduğunu öğrendiğin an sanki hayatın boyunca hamileymişsin gibi hissediyorsun, hamilelik bitiyor, o hamileliği tamamen sıfırlayıp hayatın boyunca çocuğun varmış gibi davranıyorsun. Önceki hayatımı bilmiyorum şimdi. 🙂
S-Eklemek istediğin bir şey var mı?
SV-Sevincim ben işimi yaparken eğlenmeye çok inandığımı söyledim ya, bak o da şöyle bişi, ben bunu ekip tiyatrosuyla çalışırken buldum bak; ne oynarsan oyna, dünyanın en büyük trajedisi de olsa; sahnede akıttığın her gözyaşının kuliste mutlaka kahkaha karşılıkları vardır”.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı