Ayın Konuğu

Sema Keçik / “Sahnede Başıma Gelen En İyi Şey, Hep Sahnede Olmam”

Sevgili Müstehakçılar,
Bütün sezon Sevinç Erbulak’ın dediği gibi başlayalım “Yaz Hâlleri”ne biz de… Malum yaz tatilinde Sevinç’ten emanet aldığımız soruları Güney (Zeki Göker) ve ben yöneltiyoruz konuklarımıza.
Yaz Hâlleri”nin ikinci konuğu Sema Keçik. Uzun yıllar, başta Avusturya olmak üzere, yurt dışında da tiyatro yapmış ve halen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatro’larında görev alan Sema Keçik, hepinizin televizyon ve sinema dünyasından da tanıdığı şahane bir oyuncu. Şu sıralar Türk Sineması’nın Sultanı Türkan Şoray’ın yönetmenliğini üstlendiği ve senaryosunu Onur Ünlü’nün yazdığı “Uzaklarda Arama” isimli filmin çekimleri için Muğla’da olan Sema Keçik’i set arasında yakaladık ve siz Sevgili Müstehakçılar için keyifli bir röportaj yaptık. Sema’yla olan dostluğumuz eskiye dayanır; dolayısıyla karşınızda sıcacık ve dobra bir muhabbet var. (Bu arada biz bu röportajı yaptığımızda henüz Suruç’ta gençlerimize ve umutlarımıza yönelik bir katliam yapılmamıştı, dolayısıyla gündem bu kadar hızlı akarken biz ‘o sırada’ olan biten gündem hakkında sohbet ediyorduk.) Umarız siz de okurken en az bizim kadar keyif alırsınız.
Iraz Yöntem: Şimdi öncelikle, bizde aslında bu röportajları Sevinç Erbulak yapar; ama tatilde olduğu için biz yapıyoruz. İstersen onun yaptığı taktikle ilerleyelim; 1’den 14’e kadar numaralarımız var, numaraları senden alalım, ondan sonra cevapları ona göre verelim.
Sema Keçik: 3
I.Y.: En sevdiğin yazar kimdir/oyun nedir?
S.K.: İlk aklıma gelen, en sevdiklerimden Jean Genet, Hizmetçiler…
I.Y.: Numara alalım.
S.K.: Ay çok güze. 6
I.Y.: En başa dönsen yine tiyatro der misin?
S.K.: Kesinlikle, kesinlikle! En baştan, en baştan, en baştan; evet! Kesinlikle! 11 neymiş?
I.Y.: Bu ülkede bir şeyleri değiştirme görevi sana verilse neyle başlarsın?
S.K.: Ooo! Bu ülkede bir şeyleri değiştirmek için ilk önce bir dilekle başlarım: Bir sihirli değnek isterim. Ondan sonra sıralarım; neyi sıralarım? Herhalde ilk başta eğitimi ama ondan önce aklıma şey geliyor; bu ülkedeki kadın tacizi, kadına uygulanan şiddet, çocuklara uygalanan taciz ve şiddetle herhalde başlardım, ondan sonra galiba sıraya başkalarını koyardım ama benim için galiba öncelik bu!… Numara, değil mi? Neyi demedik? 2
I.Y.: Oynadığın karakterler arasında en sevdiğin hangisi?
S.K.: Aslında en sevdiğim diye bir şey yok; ben oynadığım karakterleri hep çok sevdim, sonra oynamak için evet dedim, böyle bir lüksüm oldu galiba; bu bir lüksse 🙂
I.Y.: Ne güzel…
S.K.: O yüzden hep aşık olduğum rolleri, hep çok sevdiğim rolleri oynadım.
I.Y.: Ne kadar şanslısın.
S.K.: Kesinlikle çok şanslıyım, evet.
I.Y.: Darısı başımıza…
S.K.: Umuyorum… 13?
I.Y.: Yarın sabah bir oyun provasına başlayacak olsan bu kim olurdu? Ama bu öyle biri olmalı ki gece heyecandan uyutmayacak?
S.K.: Yönetmen mi?
I.Y.: Yönetmen, oyuncu…
S.K.: Çok zor bir soru! Yerli mi, yabancı mı?
I.Y.: Rüya…
S.K.: Ama bu tiyatro yönetmeni olmak zorunda değil, değil mi?
I.Y.: Hayır, değil.
S.K.: Bak, mesela Lars von Trier ile çalışmak çok isterdim 🙂 Uçuyorum, Sean Penn ile çalışmayı çok arzu ederdim J Sonra, Meryl Streep ile Gerard Depardieu, Jude Law’la çalışmayı çok isterdim.
I.Y.: Türkiye’den biri var mı?
S.K.: Türkiye’de bir hayal kurmuyorum çünkü Türkiye’de yaşıyorum ve Türkiye’de tiyatro yapan, sinema yapan, televizyona iş yapan bir oyuncuyum. Hayal kurmuyorum çünkü yarın öbür gün gerçekleşmesi çok mümkün, o yüzden benim hayallerim biraz herhalde ulaşamayacağım insanlar üzerinden.
I.Y.: Dünya çok küçük artık…
S.K.: Dünya çok küçük artık ama şöyle bir şey var; çok akılcı hayaller de kurmak gerekiyor bir noktada. O da şöyle ki, başka bir ülkede başka bir dili ana dilin gibi aksansız konuşmadığın takdirde ancak konuk oyuncu olabiliyorsun. Benim tekrar doğup orada büyümem gerekiyor, aksansız konuşabilmem için… Mesela Avrupa’da arkadaşlarım sinema yapıyorlar, tiyatro yapıyorlar yabancılarla; ki bunlardan bir tanesi de bendim, Avusturya’da tiyatro yaptım, Viyana’da; ama mesela şimdi görüyorum, film çekiyorlar onlar, bir Türk’ü oynuyorlar, Mısırlı’yı oynuyorlar, Arap oynuyorlar falan filan. Ama hiçbir Türk bir İngiliz’i oynamıyor… Ben orada yaşamış ve tiyatro yapmış bir insan olarak bunu birebir yaşadığım için çok gerçekçi bakıyorum galiba. Ama hayalse, daha liste uzun bend…
I.Y.: Numara alalım.
S.K.: Neler kaldı?
I.Y.: Daha var bir sürü…
S.K.: 5.
I.Y.: En çok kullandığın kelime/cümle nedir?
S.K.: Galiba “Anlatabiliyor muyum?” (gülüşmeler) Yani bu ülkede tabi bir de şöyle bir şey var, az önce söylediğimin çok paraleli ama çok farklı bir şey aynı zamanda; Türkçe konuşuyorum, Türkçe anlatıyorum, doğal olarak Türkçe de düşünüyorum ama bazen anlatamıyorum galiba; Türkçe de olsa, ana dilim de olsa, böyle bir zorluk yaşıyorum galiba ve o yüzden bunu çok sık kulandığımı biliyorum: “Anlatabiliyor muyum?” Kabalaşmamak için karşındakine “Anladın mı?” diyemiyorsun çünkü, galiba onu ben kendi üstüme alıyorum.
I.Y.: Başka bir sayı daha alalım.
S.K.: 11 dedim mi?
I.Y.: Evet.
IMG_9249S.K.: O zaman 1 diyelim.
I.Y.: Şu sıralar gündeminde neler var?
S.K.: (Gülüşmeler) Gündemimde çok şey var; son 15-20 yıldır hep gündemde olan şeyler var. Bu ülkede hiçbir şey değişmiyor; hiçbir şey gelişip, dönüşüp, basamakları yukarıya doğru çıkartmıyor. Tabi ki şu son dönemde seçimlerdi, meclis başkanlığıydı, şimdi hükümetin kurulması… Ben de bir kurum çalışanı personel olarak, oyuncu olarak görüyorum ki ülkede her şey çok seri bir şekilde birbirine geçiyor, sirayet ediyor. Bir takım olmayan şeyler, bizim yaptığımız işte de olmuyor; ket vuruluyor, yok edilmeye çalışılıyor, o anlamda her şey aslında değişmemiş gibi ama aynı zamanda da büyük sansürlere, kısıtlamalara, baskılara uğrayarak devam ediyor, işte gündemde olan şeyler bunlar şu anda… Umuyorum ki, bir şeylerin değişmesi söz konusu; değişecek biliyorum, ben sadece görebilmeyi ümit ediyorum. Tabi bir de şimdi sezon açılacak, bir dava sürecim var Şehir Tiyatroları’nda, yaklaşık 3 ay önce başlayan. Şimdi sezon açılırken üretim adına ne kadar düşünerek ve heyecanlanarak başlayacağım, onu çok bilemiyorum. Herhalde bu dava öncesi de, davayı açtıktan sonraki şu anda sessiz sakin olan dönem beni yeterince huzursuz ediyor ve yeni sezonda beni nelerin beklediğini çok iyi bilemiyorum. Oysa yeni sezonda yeni bir proje, yeni bir ekip, çok heyecanlı provaya girebileceğim bir oyun olsaydı diye arzu ederdim tabi ki, önceki yıllarda olduğu gibi; ama şimdi öyle bir heyecanım yok…
I.Y.: Dava sürecinden bahseder misin biraz?
S.K.: O dava sürecinin aslında sözde yanlış anlaşılmalar üzerine geliştiğini söylüyorlar. Aslında yanlış anlaşılmalar değil de biraz iyi niyetten yoksun bir diyalog ya da diyalogsuzluk üzerinden başladı benim adıma. Bir rahatsızlık sürecinden sonra, tedavimin bitip bitmediği sorulmadan 3 tane oyun asıldı bana. Doğal olarak rahatsızlığımdan ötürü bir tedavi görüyordum ve tedavimin bitmesi için bir zaman ihtiyacım vardı, bunu tiyatrodaki gerekli mercide oturan/bulunan zatla konuştuğumda anlatabildiğimi zannettim. Ama daha sonrasında böyle olmadığını gördüm. İş iyice uzadı ve biraz kişisel bir boyut kazandı zannediyorum, ondan sonra bir disiplin cezası geldi; yani şöyle bir pozisyona düştüm açıkçası: Sanki çalışmıyorum ve her şeyi reddediyorum, hasta değilim ve tedavi görmüyorum ve tabi çalışmak istemeyen bir oyuncu da cezalandırılır mantığı üzerinden ben de disiplin kuruluna verildim, savunma yazdım, sonra bir takım cezalar uygulandı. Ama bu haksız bir ceza idi, ben de hakkımı anlatarak, diyalog kurarak olmayacağını anladığım için dava açtım ve dava süreci hala devam ediyor. Umarım en kısa zamanda çözülür. O kadar erken nihayetlenmeyeceği malum, ama böyle tatsız şeyler yaşamadan işimi yapmak istiyorum sadece. Biz ne yazık ki birbirimizi anlamayan da bir topluluk olduk; ya da başka ifade/anlatım biçimlerini bulmak gerekiyor, onu da bilmiyorum, sanırım denemek gerekiyor…
I.Y.: Birkaç tane daha sayımız var hala.
S.K.: 4 neymiş?
I.Y.: En sevdiğin replik nedir/ hangi oyundan?
S.K.:  “Hayat kaba Kostya” – Martı (gülüşmeleeerrr) “Bizi çalışmak kurtarır”, “Gideceğiz buralardan”… Ama en sevdiğim “Hayat kaba Kostya”. Şu aralar öyle galiba; böyle bağlantılar kuruyor beyin, tuhaf oyunlar oynuyor J… 7 nedir?
I.Y.: Hayatının dönüm noktası nedir?
S.K.: Öyle bir şey yok galiba benim hayatımda…
I.Y.: Geldiği gibi yaşamak mı?
S.K.: Geldiği gibi yaşamak da değil. Doğuyorsun, insanın hayatta yetişkin olmaya doğru tercihleri, hayata dair kurduğu cümleler, öğrendiği şeyler, yapmak istediği şeyler oluyor; öyle yaşıyorsun işte… Ama dönüm noktası olması için, mesela oyunculuk yaparken, öyle bir şey olmalı ki benim hayatımda, dönüm noktası başka bir şey yapmam lazım. Hani bir anda “ben oyunculuktan vazgeçtim, tıbbiyeyi kazandım, tıp okuyayım” gibi… Benim için dönüm noktası böyle bir şey olabilir ancak. Yoksa ben hep tercihlerimi yaşıyorum ve bence bütün insanlar da bunu yaşıyor. Sadece arada insanların hayatına giren olumu/olumsuz sürprizler ya da nahoş şeyler belki kırıyor, kırılma noktalarını yaratıyor ama onlar da bir dönüm noktası değil bence, zaten hayatın akışında olan şeyler…
I.Y.: Devam edelim mi?
S.K.: 8 neymiş?
I.Y.: Sahnede başına gelen en iyi ve en kötü şey nedir?
S.K.: En iyi şey? İnsanın kafasında bir sürü şey oluyor şimdi tabi “en iyi şey, en kötü şey” dediğinde… “Şurada şu oldu” filan demeyeceğim ama, bir oyuncu için sahnede trak gelmesidir herhalde en kötü şey. Hele bu trak bir de antrakta bağlanırsa, en kötüsü bu olur (kahkahalaaar). Ben de yaşadım aslında, yaşamadım değil; çok tuhaf hissediyor insan kendini. O kadar çaresiz hissediyorsun ki… “Yedi Tepeli Aşk” diye bir oyun oynuyoruz, monolog; o gün de o kadar fazla bir seyirci var ki (her zaman seyircisi olan bir oyundu aslında), sansüre uğramış bir oyundu, onu da parantez içinde söylyeyim; çok severek coşkuyla oynuyoruz. O gün de arkadaşımız görsel kayıt yapacak filan, en güzel yerine geldim; en keyif aldığım, hani oyuncu olarak hazdan geberdiğim bir bölüme geldim, unuttum! J Unuttum, rezalet yani ve o saniyeler, salisseler bana nasıl geliyor biliyor musun? Dakikalar koşuyor zannediyorum ve içim içimi yiyor “Sema hatırla, Sema hatırla!” sonra hiç bozmadan kendimi geriye gittim ki, hani hafızada bir takım şeyler vardır ya noktalar, hani görsel hafıza, koku hafızası; sahne üzerinde nokta hafızalarda geriye gidip oraya geldim, hatırladım ve devam ettim. Ama bana orada 15-20 dk geçirdim duygusuyla beni mahvetti.
I.Y.: Ne kadarmış halbuki?
S.K.: Çok minicik bir şey aslında ama o kadar büyük geliyor ki… Aslında sonra baktığında da şeyi düşünüyorsun, yani bu çok kötü bir şey tabi ki ama şimdi mesela bunu çok şahane anlatabiliyorum böyle keyifli keyifli; ama o zaman “nasıl” filan oluyorsun…
I.Y.: Ama o en kötünün içine en iyisi de girmiş ve hatırlamışsın.
S.K.: Tabi, olmasaydı çok duygusal, göz yaşları içinde kulise kaçan bir oyuncu olabilirdim (kahkahalar). 20’li yaşlarda yeni sahneye çıkmaya başlamış biri olsaydım böyle olabilirdim…
20150801041759I.Y.: İnsana mesleği bile bıraktırır, değil mi?
S.K.: Evet, kesinlikle!… Başka ne vardı? En iyi şey… En iyi şey, benim sahnede olmam, hep sahnede olmam… Ben işimi o kadar çok seviyorum ve işimden o kadar büyük keyif alıyorum ki…
I.Y.: Sıradaki?
S.K.: 9 olsun.
I.Y.: Hayattaki sloganın ne?
S.K.: İnsan olmak galiba; ama GERÇEKTEN insan olmak… her şey insan olmakla başlıyor ya… Çünkü insan olmaya başladığın an itibariyle her şeyi çok da iyi olabiliyorsun! Meslek olarak çok önemli değil ama İYİ İNSAN ol, sonrasında her şeyi becerebilirsin. 12?
I.Y.: Sahilden 20’li yaşlarındaki halin geçiyor, ne söylüyorsun ona?
S.K.: Ona “Akıllı ol!” diyorum (kahkahalaar) “Akıllı ol”! İnsan gençliğinde biraz daha bilinçli olsa insanların farkına daha fazla varabilir herhalde. O yüzden ona akıllı ol derdim, yoksa hata yapıp yapmama meselesi değil…
I.Y.: Peki, genç oyuncu adaylarına neler söylemek istersin?
S.K.: Aslında öğrencilere “Merhaba” dediğim gün derste hep şunu söylüyorum: Herkes oyuncu olmak istiyor, her birimiz bunun çok farkındayız; ama gerçekten oyuncu mu olmak istiyor yoksa “artiz” mi olmak istiyor! Genç oyuncu adayı arkadaşlar önce ne olmak istediklerine karar verecekler. Gerçekten oyuncu olmaya karar verdilerse o zaman hayatlarında oyunculukla ilgili o donanımı doldurmak için ne yapmaları gerektiğini bilmeleri, bulmaları, öğrenmeleri gerekiyor. Oyunculuk sadece 2 cümle ettiğin bir şey değil. O ettiğin cümlenin de farkında olunması gereken bir şey. Oyuncu olursun, tamam; ama hayatta her şeye bir dokunman gerekiyor… Aslında söylenecek o kadar çok şey var ki; basit bir şey değil yani! Mesela, tıp okumadan doktor olamazsın; ama biz oyunculuk okumadan da oyuncu oluyoruz, olabiliyoruz diye düşünüyoruz. Bir okul okumak ve bir diplomadan bahsetmiyorum bunu söylerken oyunculuk adına. Donanımsız bir oyuncu olabilir mi? Sahneye çıktığın andan itibaren ya da bir kameranın önünde durduğun andan itibaren ne oynadığını bilmeyen bir oyuncu mümkün mü? Hele tiyatroda! Sen Shakespeare oynuyorsan o dönemi, Elizabeth dönemini bilmek zorundasın! Oyunculuğu “şu oyunculuğu, bu oyunculuğu” diye ayırmaktan bahsetmiyorum ama tabi ki ana hali “tiyatro oyuncusu” olmak. Burada kendini donatmaya başlarsan zaten diğerlerini de bilirsin. Yani, insanlar iki film çekti diye sinemacı olmasınlar! Hep hayatlarındaki meslekle ilgili o donanıma sahip olsunlar; bu her şey için geçerli aslında. Bir işin neden, niçin, nelerle yapıldığını bilmek zorunda genç oyuncular.
I.Y.: Tiyatro(Hâl) ve Gazete Müstehak hakkında ne düşünüyorsun?
S.K.: (Gülüşmeler ın-ın-ın-ıııııınn) İlk önce utanarak başlayayım çünkü henüz hiçbir oyununuzu seyredemedim L. Ama daha genel bir şeyden bahsedeyim, şu dönemde, son 10-15 yılda, sizler gibi gençlerin bir takım mekanlarda tiyatro yapıyor olmanızı, tiyatroyu düşünüyor ve yapıyor olmanızı çok değerli buluyorum. İstanbul gibi bir metropolde eskiden DT vardı, İBBŞT vardı; özel tiyatrolar açılmaya başladı, dot gibi, Garaj gibi, İSM filan. O dönemlerde ben de bir takım mekanlarda tiyatro yaptım; Mandala Bar’da, Talimhane’de (şimdi yok o mekanlar tabi). Tiyatro dediğin zaman sadece bir İtalyan sahne ve aşağıda oturmuş ve alkışlayanlar gibi bir şey tabi ki algılamıyorum ben de, o yüzden İstanbul’un çeşitli –irili ufaklı diyeyim- mekanlarında tiyatro yapan gençleri kalben gerçekten çok destekliyorum. Ama yoğun çalıştığın zamanlarda- ne yazık ki bu bir gerçek- tiyatroya da gidemiyorsun. En kısa zamanda sezonda Tiyatro(Hâl)’e geleceğim tabi ki, ne diyeyim ben şimdi size (biraz utangaçlık sezinledik burada.)
I.Y.: Peki ya Gazete Müstehak?
S.K.: Tiyatroyla birlikte böyle bir gazetenin çıkıyor olması çok hoş; bunu da paralel götürüyorsunuz bir de. Çok tatlısınız…
I.Y.: Çok teşekkür ederiz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı