GenelKöşe Yazarları

Sabahattin Yakut – Ya da yaptığınız sanatı…….. Kime yapıyoruz?

Oldu, her şeyi deneyelim… Ama hiiiiç araştırmayalım, aman ha, olur a herhangi bir konu üzerinde yıllarca denemeler veya araştırmalar yapmayalım da hemen yapıp atıverelim sahneye…
Seyirci deneme tahtası mı dostum? Seyirci senin finansörün mü ki, olmamış, oldurulamamış, eksik gedik işini seyirci karşısına çıkarıyorsun!? O seyirci ki, onca zamanından arttırıp, gırtlağından saklayıp, üstünden eksiltip keyfi ama gayet keyfi bir estetik arzusu ile senin (varsa ortada) eserini izlemeye geliyor.
Haydi estetik algı sıfır, haydi zeka kırıntı hâlinde ama eh be insan, vicdanın da mı yok? Demiyor musun benim safi egomu tatmin etmek için sanat yapıyor oluşum öncelikle sanata sonra da insanlığa ihanettir diye?!?! Ama yok, demiyorsun, desen yapmazsın… Bir bak aynaya lütfen… Bak, kesin bakmalısın demiyorum; lütfen diyorum. Bana-bize lütfet de, lütufta bulun da yine bizim naçizane talebimizi kırmayarak bir bak aynaya da, sen gör hele bir seni… Gör hele bir o devi!!
Yahu gerçekten anlayamıyorum ben bu olayı. Bazen ciddi oranda kendimi sorguluyorum; ortada ciddi bir çağın ilerisinde olma durumu var da ben mi çok gerideyim? Yoksa birileri at koşturuyor da biz mi kaldık nalların altında bağır çağır? Çünkü izlediğim bazı -bakın çoğunlukla demiyorum, bazı diyorum- oyunlar dışında ne bir zeka parıltısı görüyorum yahut ne bir çığır açacak cümle…
Eskiden vardı ya hani Yeşilçam hikâyeleri; zengin fakir çatışması, işte şimdinin tiyatrosu da biraz öyle seyrediyor… Herkes bir şey deniyorum ayağına bizi deniyor…
Herkes bilir ya hani, Picasso parçalamadan evvel inşa eder, eder, eder ve çağ her şeyi yıkar ve o da parçalar… Demek ki işin önce bir temel boyutu gerek güzel insan… Hele bir yap, sonra bozarsın… Getirdiğin bozuk senin niyetindir sadece; emin ol…
Hani bu ilk metnini absürd olarak yazan iki kitap okumuş yazarımsılar gibi, hani bu ilk yönetmenliğini youtube üzerinden izlediği, zahmet edip yurtdışında seyrettiği bir oyundan aparanlar gibi… Sen beni niye deniyorsun, lafım ona yazarımsı yahut yönetmenimsi arkadaş?!
Şimdiye kadar sıraladığım kısımdaki kimseler gene de ufak tefek safi kendi bastıramadıkları minnak egoları sebebiyle belki bazen -çok değil ama kimi zaman- hoş yahut hor görülebilir… Ama bunların dışında birileri var ki, işte onlar var ya onlar…. Ah bütün ileri sanatın belirleyicileri, iki aynayı tepene asıp dünyayı aydınlattığını sananlar, oyundan oyuna beğeni sayısına göre gidenler, el üstünde tutulanlar… Ve ürettikleri eseri kendilerinin bile milyon sorgulama neticesinde “Dünyanın kaotik yapısının dışa vurumu – Hayır hayır, güvensiz dünyanın bireye dayattığı sendromlar – Daha çok işte çağın insanının eylemsizliğine eylemsizlik ve saçmalıkla cevap verilmesi veyahut verilememesi durumu- vs vs vs vs veee saaaiiireeee” anlayamaması…
Pardon ama körler sağırlar birbirini ağırlar da; bakkala, manava, anneme, abime nasıl ulaşacak daha bu sahneden fuayeye ulaşamayan yüksek tema?
Yani öyle şeyler oluyor ki yazılmış yahut sahnelenmiş; kendimden şüphe ede ede anlamaya çalıştığım şeyi hiç bu kadar felsefe ve tiyatro ile içli dışlı olmayan biri nasıl anlar diye düşünmeden edemiyorum… Yani tamam sen elitsin sanatın da elit de – illa köy seyirlik yap demiyorum- memleket elit değil, onu ne edeceğiz?
Yani yaptığın sanat sanat yapmamayı, önermemeyi öğretiliyorsa siz neden öneriyorsunuz sayın sanatçı? Yahu senin liderlerin vekillerin bile okumuyor etmiyor… Allah aşkına sen sanatınla kime seslenmeyi düşünüyorsun çok merak ediyorum?! İlla ele ayağa düşür fikrini demiyorum ama bu durum hep bana sınav kağıtlarımı hatırlatır… Hocam derdi ki “Sınav kağıdınızı okuduğunda kapıdaki simitçiden dekana kadar herkes anlamalı okuduğunu.” Sanki sanat da böyle imiş gibi geliyor bana… Estetik alışveriş çerçevesinde sahnede bir şey izleniyorsa bakkal da keyif alsın, sen de…

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı