Köşe Yazarları

Sabahattin Yakut / Ya da İyi seyirciler…

Soytarılar oyununda çok sevdiğim bir söz var. “ Buko: Çocukları kovma Riki. Bırak, bizi seyretsinler. Biliyor musun? Kimse olmayınca da oynanmıyor.” Evet, tam da böyle. Bu söze her tiyatro ilgilisi mutlaka gülümser. Çünkü ne acıdır ki böyledir. Çünkü bir oyunun en büyük korkusu budur. Seyirci. Seyirci varsa heyecan vardır.Ama seyirci yoksa?.. Oyunda yoktur. Düşünsenize; çalışıp didinmişsiniz, her türlü hazırlığı yapmışsınız, sahne asistanları gelmiş, sahne dekoru kurulmuş, sahne amiri kontrollerini yapmış, oyuncular gelmiş, ısınmış, hazırlanmış, ya ezber geçilmiş ya da İtalyan bir prova alınmış ve heyecanlı bekleyiş başlamış. Oyun saati gelmiş… Son dakikalar. Ve SEYİRCİ YOK… İşte, her şeyin bittiği ya da yeni bir savaşın başladığı an. Bugün tiyatrolara baktığımızda şöyle bir sıralama yapabiliriz sanırım; devlet ve şehir tiyatroları, köklü özel tiyatrolar, ünlü özel tiyatrolar, ünlülü özel tiyatrolar, az biraz parası ve sponsoru olan tiyatrolar, emekçi tiyatrolar, bir araya gelmiş söz söylemeye çalışan tiyatrolar, sesini duyuramadan yok olan tiyatrolar. Belki de eskiden büyüklerimiz ünlü olmasalar da yaptıkları işleri bir seyirciye mutlaka ulaştırabiliyorlardı. Bunun için şehir şehir geziyorlardı hatta. Özellikle, insanlara bir şeylerin yanlış gittiğini anlatmaya çalışan emekçiler. Kapatılsalar da, yasaklansalar da bundan vazgeçmezlerdi. Ama onların da en büyük korkusu seyirciydi. Yoksa insan ne yasaktan korkar ne de sansürden. Bu iş artık gün geçtikçe daha da zorlaşıyor. Bugün insanlara ulaşmak artık daha zor. Çünkü rakibiniz çok. Öncelikle TV sinema, sonrasında ün ve halkça tutulma. Bugün bir iki sevilen oyuncunuz var ise ve biraz da ucundan kıyısından iyi bir şeyler yaptıysanız; seyirciniz artık kısmen de olsa varır. Hele bir de bir iki sizi destekleyecek sevecek köşe yazarı, eleştirmen bulduysanız oh dadından yinmez. Peki ya bunların hiç biri yoksa? O zaman işte son dakikaya kadar hala gişeye sorar durusunuz; kaç kişi abi ? Üç mü? Ha, onüç. Tamam, oynarız abi. Seyirci iyiymiş ya. Çıkar oynarsınız ama bazen seyirci bile sizden azdır. Oynarsınız, sahnenin kirasını da cepten ödersiniz. Ya da tamam abi, onu sonra şeeyapayım ben. Çıkar evinin yolunu tutarsınız. Alkışlayana sevinmiş, sayıya üzülmüş halde. Evet, birçok tiyatronun gerçekten de bugünlerde ne parası ne piyarı ne de seyircisi var. Ha bu arada, her oyuna da seyirci gidecek diye bir şey yok zaten. Çıktığında soğuk duş aldığın, bir oyuncunun bile mesleğinden soğuduğu hatta. Ama bir oyunlar da var ki, gerçekten, insanların farkında olmadığı, öyle oyunlar var ki, çıktığınızda hayata bir başka baktırıyorlar insana. Elbette tiyatrolar seyircilerini yavaş yavaş kendileri oluştururlar, yaptıkları işlerle. Ama ya yapıyorsa iyi şeyler ve inatla insanlar popüler şeyler üzerinde duruyorsa, fısıltı işlemiyorsa, o zaman ne yapmalı. Mesela açıp bakarsınız twitter’a ya da bazı bloklara, izlenmiş bir oyun üzerine bir yorum vardır. Altında da yorumun yorumları. Hayatta da en korktuğum budur. Suyunun suyu mevzuu. “ Ay ben de duydum o oyunu, ay çok güzelmiş, ay bi gidemedim, ay bi gelemedim, ay ay ay…” ne yazık ki zaten piyasa olarak körler sağırla birbirini ağırlar bir camiayız. Sen benim oyunuma gelmedin, ben seninkine ikidir geliyorum. Ya davetli ya minnet rica… Bizi geçelim diyeceğim ama diyemiyorum. Zaten biz bu işi yapan adamlar olarak oyun izlemiyoruz. Ama ayrıca ulaşmaya çalışılan seyirci ise risk almıyor. Gidip oyunu izleyip kendi karar vermiyor çoğunlukla. Hep yorumlar hep ismi duyulanlar. Ya imi duyulamayanlar yorumlardan paye alamayanlar? Bakın, sevgili seyirciler, bu oyunlar kimi zaman bir yazarın egosu için yazılıyor olabilir, kimi zaman bir yönetmenin egosuyla yönetiliyor olabilir, kimi zaman bir oyuncunun egosu için oynanıyor da olabilir. Ama bunun tam tersi de olabilir. İstekleri sadece tiyatro yapmak olan adamlar bir araya gelmiş olabilir. Sadece hayata dair benim de bir sözüm var diyen insanlar bir araya gelmiş de olabilir. Biraz cesaret lütfen. Bu tiyatroların size ihtiyacı var. Elbet iyi olanı seyredin ve olmayanı seyretmeyerek bu konuda uyarın, yanlış yapıyorsunuz diye. Ama bazen de bir şans verin. Gidip yorum yapılmamış, duyulmamış oyunları izleyin. Onu da siz duyurun, siz yorumlayın. Gelin ödedikleri kiraya ortak olun. Cesur olun. Beğenmediyseniz, oyunun çıkışını bekleyin ve çıkan oyuncuyu, yönetmeni yakalayıp aldığınız biletin hesabını sorun, sorgulayın. Ama bir şans verin. Sizin vereceğiniz şanstan daha fazlası sizi bekliyor olabilir. İYİ SEYİRLER…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı