Köşe YazarlarıYurttan Haberler

Sabahattin Yakut / Ya da İstiklâl’de Buluşalım

Nasıl yavaş yavaş uzaklaştırıldık Beyoğlu ve Taksim’den, düşündük mü hiç?!…
İlk hatırladığım AKM’nin kapanması idi… AKM hakkında, sağ olsunlar, yönetimin çok güzel planlarının olduğunu hepimiz duymuştuk… Taksim’de 1 Mayıs kutlamaları yasaklandı ve Yenikapı’da şimdi otobüs otoparkı olarak kullanılan bir miting alanı inşa edildi…
Sonrasında mekanların, dükkanların önlerinden masa ve sandalyelerin kaldırılması ile başka bir durum baş gösterdi. İnsanlar dışarda rahat rahat oturamayınca, içeri de hapsolmak istemediler… Yavaş yavaş kopmalar başladı…
Sonra ardından Gezi olayları geldi… Bol bol biber gazı ile yıkandı Beyoğlu ara sokakları ve pek tabii Taksim Meydanı ve İstiklâl Caddesi… Sonra bir kısım esnaf, Gezi olayları sırasında eylemcilere saldırdı satır vb. aletlerle… Taksim müdavimleri esnafa sinirlendi… Sonra başka bir esnaf tayfası “Biz de eylemcilerle aynı kanaatteyiz” dedi.
Hasılı öyle ya da böyle Taksim ve İstiklâl Caddesi müdavimleri ile esnafın arası açıldı… Bu kırgınlık her şeye yansımaya başladı… Bu süre zarfında zaten hâli hazırda kentsel dönüşüm İstiklâl’in her tarafında boy salmış devam etmekteydi… Bu sebeple de öncelikle maddi durumu zaten güçsüz, kıt kanaat ayakta durmaya çalışan mekanlar kapanmaya başladı hostel vb. otellere yerlerini bırakarak.
Bunların en acısı ise alternatif sahnelerin birbiri ardına kapanmasıydı… Hem eğlence hem de kültürel anlamda değer arzeden simgesel bir yer yavaş yavaş insansızlaştırılmaya, daha doğrusu yoksunlaştırılmaya başlandı… Zaten hatırlarsınız, Gezi Parkı’nın bilinen en büyük kavgası rant için Araplara satıldığına dair dedikoduların ortalarda dolaşması idi…
Zaten yönetime güvensiz olan yüzde bir kısımlık halk, bir parça yeşilini inşaat sektörünün büyük lideri hükümete kaptırmak istemedi… Çünkü, ormanlar ve ağaçlık alanlar küresel ısınmayı arkasına almış yanamayacağı kadar hızla yanmaktaydı ülkenin dört bir yanında… Nereye yol, bina yapılsa, etrafındaki ormanlar ve ağaçlık alanlar bir anda yanmaya başlıyordu çünkü…
Neyse efendim, Gezi öyle ya da böyle bu ranta kurban edilmeden çekilip alındı betonun elinden… Ama sağ olsunlar bu defa da Gezi’nin etrafını, yani Taksim’i bir güzel betonla kapladılar da içlerinde kalmadı…
Sonrasında ise, ülkenin çeşitli yerlerinde, -her nedense?!- birden peydah olmaya başlayan patlamalar ve kurşunlama olayları ile, insanlar kalabalık yerlerde, özellikle de tam da İstiklal’in göbeğindeki patlamalar ile Taksim’de gezmeye, dolaşmaya korkar oldular…
Sonuç olarak uzaklaşma had safhaya ulaştı… Sonrasında ise zaten batılı turizm darbe yiyince kollarımızı sonuna kadar açıp Arap turistleri ağırlar olmaya başladık… Sonrasında mülteciler kapımızı çaldı ve onlara gerçekten, sadece kucak açmayıp, kol kanat gererek himayemize aldık -ki bence dünya üzerinde petrol tirilyoryarderi olan Arap ülkeleri bile bu kadar sahip çıkamazdı, çıkmadılar da kendi milletlerine, ama biz İYİ yaptık bunu (Bu konuda ciddiyim; savaş kötü bir şey ve insan savaştan korkup kaçabilir, ama keşke bu kadar her yere yayılmasalardı, çünkü bizim dilencilerimiz işsiz kaldı bu sebeple. Gezmeye gelen batılı bile vatandaşlık alan Suriyeli’den daha zor uzatabiliyor tatilini… TC no’lar takır takır dağıtılıyor vallahi kurumlarda…)
Neyse, en sonunda böylece Taksim’de ve İstiklâl’de esnaf da zaten Türk vatandaşı olan müşteriden hoşnut olmadığından olsa gerek, her yere nargile dükkanları açmaya ve Arapça bilen eleman almaya başladı ve şu an Taksim’e çıktığınızda, yedi iklimden olmasa da tek iklimden ne kadar Arap insanı varsa İstiklâl’de görülebilir…
Arap zengini, Arap turisti olan bir yerin dilencisi de Arap olur tabi… Diyeceksiniz ki belki de, “Zaten bir memleketin en meşhur yerinde kendi milleti değil turistler olur”… İyi tamam da bizdeki sadece her milletten değil işte, sadece Araplar -BU ARADA ŞUNU DA BELİRTEYİM, BEN ASLEN ARABIM… HEM DE SOYUMDA HİÇ KIRILMA OLMADAN. DOLAYISIYLA IRKÇILIKLA ALAKAM OLAMAZ-

                               Muammer Karaca Tiyatrosu 2017
Geçtim bunu da… Bunun bir tek sorumlusu var; o da BİZİZ… Vazgeçen ve terk eden BİZLER… Şimdi dönüp baktığımızda, İstanbul’a dışarıdan gelenin de, İstanbul’da yaşayanın da uğramadan edemediği Beyoğlu artık elden çıkmış durumda… Ne eğlence mekanları, ne tiyatro sahneleri ve sergi salonları eski ihtişamında ve git gide de kan kaybetmeye devam ediyor… Ne alternatifler kaldı ne de köklü Muammer Karaca tiyatroları… Ki son halini hepimiz gördük Muammer Karaca’nın da AKM’nin de…
Peki bunları nasıl gördük? Arada oralara çıkıp bize haber getiren bazı kuşlar sayesinde gördük… Peki bizler neredeyiz? Bizler daha güvenli alanlarda… Peki bu ülkedeki güvenlik korkusu bizi Taksim’e çıkarmıyorsa, aynı korku her yer için geçerli değil mi?
“Yahu her yer Arap dolu çıkmak istemiyorum oraya” dediğimizde zaten elimizle kendi yerimizi vermiş olmuyor muyuz? İsrail parça parça, karış karış satın aldı Filistin’i… Şimdi aynını bize yapıyorlar, farkında mıyız? Biz gidip o mekanlarda oturmazsak bize uygun menü ve dükkan nasıl varlık gösterecek?! Biz gitmezsek, görmezsek, seyretmezsek oradaki sanat nasıl var olacak? Alternatif sahnelerden başta Kumbaracı50 olmak üzere birkaçı savaş veriyor hâlâ Beyoğlu civarında… Gidip destek oluyor muyuz? Geriye kalan bir Maya Cüneyt Türel Sahnesi, bir Ses Tiyatrosu ve bir de Devlet Tiyatrosu… Eeee?
Yeniden buluşmak gerek arkadaşlar İstiklâl’de, hemen tramvay durağının orada… Yahut Galatasaray Lisesi’nin önünde… Yeniden varolmamız gerek İstiklâl Caddesi’nde, Beyoğlu’nda, Taksim’de… Yoksa bir geleceğimiz olmayacak ve geçmişimiz de kaybolup gidecek…
Gidip yeniden buluşalım Taksim’de, çay icelim Mustafa Amca’da, kahve içelim Manda Batmaz’da, profiterol yiyelim İnci’de, oyun izleyelim Kumbaracı50’de…
Yavaş yavaş, sistematik olarak, geleceği görebilen yöneticilerimiz sayesinde, uzaklaştırıldık Beyoğlu’ndan; uzaklaşmayalım… Gözünüzü seveyim Taksim’de buluşalım… Biz yoksak ne İstiklâl var, ne Beyoğlu ne de Taksim…
#Hayırlı Mart’lar…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı