Köşe Yazarları

Sabahattin Yakut / Bravo Bakkal Bey ya da Ego…

Hiç kimse evin balkon demirlerini kaynaklayan demir ustasını işini bitirdiğinde alkışlamaz. “ Ya eline sağlık usta” der, ya da beğenmediyse “şurası yamuk, şurası düzgün, şurası dar olsaydı” der, parasını verir. Usta’da elinin tersiyle alnının terini siler ve parasını alır, “Bereket versin” der, yoluna bakar. Yahut bir kasabı “ne güzel et kestin, ne iyi kıyma çektin hem de yağsız” deyip, tebrik etmez… Yani bunun gibi bir çok meslek de böyledir. Ama siz sanatın herhangi bir dalı ile uğraşıyorsanız işinizi bitirdiğinizde alkışı beklersiniz. Tebrik edilmeyi istersiniz. Çünkü beğenilme dürtüsünü karşılayacak eylem tam da budur. Ki bundan ötürü egonuz yüksektir. Zaten elinizde üretmeye dair egonuzdan başka da bişey yoktur. Egonun azı çoğu söz konusu değil bu noktada. Önemli olan mevzu, bu noktada meslek olma durumudur. Yani aslında esnaf’ da, bankacı’da ve bir çoğu da mesleğini icra eder. Tıpkı bütün sanatçılar gibi.
Ben bu noktada tiyatro ile alakamdan ötürü tiyatro ve oyunculuk üzerinde duracağım tabii ki. Bizim mesleğimize gelince, yani özellikle oyunculuk kısmına baktığımızda; iş meslek olmaktan çıkar. Her önüne gelen bu mesleği yapabileceğini düşünür. Ki, bir çoğu da bunu eline yüzüne bulaştırsa da, bazıları da gayet iyi oyuncular olarak karşımıza çıkar ve meslek edinir oyunculuğu. Bir çok insanın oyuncu olmasında doğası gereği oyun oynamak yatsa da, bir çoğunda oyunculuk mevzuu, göz önünde olmakla eşdeğerdir dışarıdan görünümünde; ego vardır gene ortada. Neyse, öyle ya da böyle ego çıkar karşımıza her defasında. Gel gelelim meslektir. Aman ne hikmettir ki, bu noktada oyunculuk mesleğinin bir cilvesi çıkar karşımıza, özellikle bu ülke topraklarında.
Sanırım ki, mesleğini “Hobi” olarak yapan insanlar ise: bir tek oyunculardır. Kimse onlara ne içersin ne yersin diye sormaz. Bu bir çok tiyatroda da böyledir bir çok kaliteli filmde de. Sadaka derecesinde paralar alırlar bazı zaman. Ama mesleğini icra ettiğinde aldığı bu yevmiye onun en kıymetlisidir. Bir de bereketlidir ki bitmez öyle şıp diye. İşte günümüz insanının hayatta kalmasının en büyük garantisi, hayatını idame ettirmesinin kaynağı “Para” bir oyuncuyla- eğer reklam ya da dizilerde oynamıyorsa-pek de buluşmaz. E? O zaman nasıl oluyorda bir ego bu kadar şeye katlanma sebebi oluyor? İşte geldik zurnanın zırt dediği yere… Ego değil, para değil, peki ne o zaman?
Bir oyuncu bir rolü yaratma sürecinde, insanları tanıma, hayatı anlama, yazarı anlama, yönetmeni algılama, matematiği, fiziği, coğrafyayı, müziği, dansı bilme noktasında, kendini defalarca yakar ve yeniden küllerinden doğar. Oyuncular aslında hiç de toplum içinde şaklabanlık, komiklik mevzularının yegane temsilcisi değil, aslında dünyanın en zor şeyini yani kendini tanımanın acısını yaşar hep. Defalarca kanırtır beynini, ruhunu, duygusunu. Yeniden yeniden yeniden yaratır. Bunu ise tek malzemesi bedeniyle, sesiyle yani kendiyle yapar. Kendini değiştirir her defasında dünyayı değiştirmek isteyen, insana insanı anlatmak isteyen eserlerde. Hepsi ülserdir, kafası gidiktir, ya çok konuşur, ya susar. Ego, ego, ego dediğimiz şeyi tanir. Egosu vardır. Bunu da en iyi o bilir. Kendisiyle tanışıklığı vardır çünkü.Ya egosunu ezer ya da egosuyla yaşar. Ve Onunla, yani egosuyla bu kadar yüz yüze kıçkıça ömrünü geçirerek, en korkulanı yapar. Oyuncu, oynayabilmek için kendini aşar… Oyunculuk bu yüzdendir ki, yapılması en güç işlerden biri, en keyifli mesleklerin başındakidir. Kendini tanır, kendinde insanı tanır, hayatı bilir… Oyunculuk şerefli bir meslektir. Bu yüzden ne parayla satın alınabilir, ne de ahlaksızlıkla yargılanabilir. Ama “İnsan” her şeyle…

Etiketler
Makale Altı Reklamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı