Köşe Yazarları

Özlem Özdemir / Mayıs ve Uyanış

“…Mayıs, ayların gülüdür, 
taze bir çiçek dalıdır, 
İçerim ateş doludur; 
Mayıs‘ta gönlüm delidir…”
Sabahattin Ali

Mayıs’ın bir başka anlamı var artık bahardan da başka. Hoş bahar da doğanın uyanışı, canlılık demek ya… Doğa kadar toplumun da uyanışı artık Mayıs bu topraklarda… Belleksizliğe inat, dünya tarihine yazılacak kadar büyük bir uyanış, her uyanış gibi acıları, bedelleriyle… Ve o uyanış değişimi elbet getirecek…

Bahardan olsa gerek, umutlu bir yazı yazmak var gönlümde. Mayıs ayı tiyatro sezonunun da kapanması demek madem, sezon bitmeden bir öneriyle olsun kapanış yazısı. Memlekete ‘The Phantom of the Opera’ geldi malum, eğer yurt dışında görmediyseniz ne yapıp edin bu muazzam müzikali görün derim. Dekor, kostüm, performanslar ve elbette müzikler… Biz İstanbul’da alt kadrodan izlemiş olsak da tek kelimeyle kusursuz bir prodüksiyon!

1986’dan bu yana dünyada 40’tan fazla ülkede 80 milyon kişinin izlediği ve görünen o ki yıllarca daha izlenecek bu müzikalde insanları bu kadar büyüleyen ne? Galiba ilk önce müzik olur bu sorunun cevabı. Andrew Lloyd Webber’in olağanüstü müzikleri kelimenin tam anlamıyla zamansız. Aslında 1900’lerde geçmesine rağmen hikâye de öyle…

Bazen eserler yaratıcılarının önüne geçer. O nedenle bu müzikalde onu roman olarak yazan Fransız gazeteci ve polisiye yazarı Gaston Louis Alfred Leroux’u da anmak gerek. Döneminin bilinen yazarlarından biri olmasına rağmen, ‘The Phantom of the Opera’ ile tanıyor onu dünya. Hatta yeterince tanımıyor bile çünkü müzikal romanın ve doğal olarak yazarının önüne geçmiş. Leroux, 1908’de yazdığı ‘The Phantom of the Opera’yı aslında kendi deneyimlerine dayanarak yazmış. Paris Opera Evi’ndeki izlediği Charles Gounod’un ‘Faust’un konusu ve izlediği performans onu çok etkilemiş ve romana buradan ilham almış. Ve roman aslında ilk olarak sinemaya uyarlanmış ve yıllar içinde yeni uyarlamaları çekilmiş. Ancak müzikal romanın da filmlerin de önüne geçerek bir başyapıt haline gelmiş.
Her sahnede oyuncular, teknik ekip ve orkestra da dahil olmak üzere 130 kişiden oluşan müzikalde sahne 22 kez değişiyor. Meşhur avize 1 ton ağırlığında ve üzerinde 6.000 kristal yer alıyor. Bizim gibi bir opera salonu olmayan gariban seyirciler bundan nasıl büyülenmesin? 2008’den beri şehrin tek opera ve bale salonu olan AKM gözümüzün önünde çürüyüp gidiyor. Biz de mecburen alışveriş merkezleri içinde bize sunulanla yetinmek zorundayız. Ama dedim ya, bahardan galiba, AKM’nin içinde yeniden koltuklarda oturduğumuz, kılık kıyafete karışılmayan Devlet Opera ve Bale’den yeniden bale izlediğimiz, yurt dışındaki gösterilere hayıflanmadan gidebildiğimiz güzel ve aydınlık günler göreceğimize inanıyorum ben. Artık inanıyorum… İflah olmaz bir romantik olduğumdan ya da saf bir umuda tutunduğumdan değil elbet. Hem 31 Mayıs 2013’ü yaşadığımdan hem sonrasını izlediğimden hem de tarih okuduğumdan…
Ne güzel tarif ediyor baharın etkisini Orhan Veli yazının sonundaki şiirde. Bahar insana kendini bu mısralardaki gibi hissettiriyor sahiden. Uzun bir zamandır baharda bile kış görülen memleketimize bahar her anlamda gelecek yeniden. Az kaldı… Sahiden… Nasılsa karşılaşırız Mayıs’ta, tanışmasak da tanırız birbirimizi çünkü o meşhur Mayıs günü durmuştuk tanışmasak da yan yana…

İşte, hep birlikte yeniden duracağız yan yana… İşte, asıl bahar o zaman gelecek memleketimin topraklarına…
Yeniden…

“…Sanırım ki günler hep güzel gidecek;
Her sabah böyle bahar;
Ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum.
Derim ki: “Sıkıntılar duradursun!”
Şairliğimle yetinir,
Avunurum.”
Orhan Veli Kanık

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı