Köşe Yazarları

Özlem Özdemir / Cumhuriyet’in Aydınlığı, Gericiliğin Karanlığı

Geçtiğimiz ay davetli olarak bir festivale katılmak üzere Almanya’ya gittim. Bu ziyareti vesileyle minik bir tatile çeviriverdim. İyi ki çevirmişim… Almanya’nın özellikle Berlin, Münih, Frankfurt gibi belli başlı şehirleri özellikle kültür ve sanat anlamında hareketli ve çok zengin. Tatil amacım da, ülkemizde yozlaşan kültür yaşamıyla aç kalan ruhumu beslemekti. Öyle de oldu… Yediğim içtiğim bende kalsın, kısaca Almanya izlenimlerimi paylaşmak isterim.

Hitler’in Kalesi

özlem özdemir 12Yolculuğun ilk durağı Nürnberg’ti. Adını en azından ünlü mahkemeleriyle hatırlarsınız. Hitler’in propaganda kalesi sayılan bu küçük şehir, savaş sonunda bombalanarak %90 oranında yok olmuş. Ancak bizde olmayan şehircilik anlayışına sahip oldukları için, ortada henüz savaş fikri dahi yokken, şehrin tüm planları hazırlanmış ve saklanmış. O nedenle savaşın ardından şehir eskisinin aynısı olarak yeniden inşa edilmiş. İmrenmemek elde değil! Bana göre, şehirden geçmişin izleri silinmemiş… Ama ortalama 500 bin nüfuslu bu küçük şehirde 37 müze, 24 tiyatro bulunuyor! Nürnberg’deki en güzel günlerimden biri opera izlediğim gündü. Bir arkadaşım incelik gösterip bana opera bileti hediye etti, sanırım aldığım en güzel armağanlardan biridir. Gerçek bir opera salonunda opera izlemeyeli ne kadar oldu hatırlamıyorum. Çünkü koskoca İstanbul’da opera salonu bulunmuyor! AKM çürüyor, Süreyya Operası sadece belli eserler için uygun. Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi ise lokasyon olarak bana çok uzak olduğundan gidebilmiş değilim. Özetle operaya hasrettim ve ilaç gibi geldi. Üstelik izlediğim operanın başrollerinden birinde Banu Böke adlı çok yetenekli bir Türk soprano yer alıyordu. Garip duygu şu gurbette memleketinden başarılı birilerini görmek, ince bir gurur hissettiriyor kendini…

Sanat Şehri Münih

Sonraki durağım özellikle seçtiğim Münih’ti. Hayatımda ilk kez yurt dışında tek başına şehirden bir şehre yolculuğumun ilk durağı olması sebebiyle de ayrıca heyecan vericiydi. Marienplatz adı verilen şehir merkezinin her binası sanat eseri, her sokağı müze gibi zaten. Ben görülmesi gereken yerleri önceden bana adeta özel tur rehberi gibi planlayan bir arkadaşa sahip olduğum için ayrıca çok şanslıydım. Civardaki kilise, katedral, pazar yeri gibi tüm tarihi ve turistik yerleri tek tek gezdim. Üstelik o gün kar yağıyordu, her yerde beyazın huzur veren dinginliği… Münih’te de sayısız müze var, günler yetmeyeceğiözlemözdemir 32 için ben belli başlı olanları seçtim. Oyuncak Müzesi ilk oyuncaktan bu yana bütün oyuncukların örnekleriyle çokeğlenceliydi örneğin. Ya da bugün Residence Museum denilen,1623’ten 1918’e kadar dük ve krallara ev sahipliği yapan müzenin içinde tiyatro ve hazine odası var. Hükümdarlar hazinelerini ve koleksiyonlarını da burada saklarlarmış. Şehrin her köşe başında bulunan heykellerden söz etmiyorum bile, malum heykel bizde günah… Molayı Hofgarden adlı kocaman bir parkın içinde verdim, biraz hayıflanarak. Kadın erkek birlikte bisiklete biniyor, köpeğini dolaştırıyor ve kimse kimseye dönüp bakmıyor. İçimde bir sızı… Bu arada Bayvera bölgesinde olduğum için enfes biralar denediğimi söylemiyorum ama yolu düşenlere hepsinden denemelerini öneriyorum, o kadar çoklar ki! Ertesi günümü tamamen müzelere ayırdım. Arkadaşımın deyimiyle müzeler adasında Yeni, Eski ve Modern olmak üzere 3 müze var. Bir tanesine 1 gün ayırmak gerekir. Ve içeri girer girmez en güçlü duygum şu oldu, evimdeyim! Eski müzenin bir bölümü tadilattaydı ama ben zaten 1400’lü yılları sevmem, Ortaçağ’ın nesini seveceksiniz, hele her gün o döneme dönmeye çalışan bir ülkedeyseniz
Yeni müzede ise 1800’lerin en önemli ressam ve heykeltıraşlarının eserleri gözümün önündeydi bakmaya doyamadım. Gözünü sevdiğimin Rönesans’ı işte, aydınlık, yaşam, renk yani hayat demek, bir kez daha anladım. Çağdaş eserlerin sergilendiği müzede çok az vakit geçirebildim ama ben zaten her zaman Rönesans’ın estetiğini bugünkülere yeğlerim.
Yolculuğumun son durağı tasarım ve moda şehri olan Düsseldorf oldu. Şehir turu yaptığımda, her sokağın bir parka açılması gözlerimi doldurdu, çocuk gibi ağlamak istedim. Orada yaşayan arkadaşıma bu duygumu söylediğimde anlamadı. Ben de, “Bizde yeşil sadece para olarak sevilir” dediğimde, bana “Burada hiçbir ağacı halka sormadan kesemezsin, park yapmak ise mecburi, nefes almaya ihtiyacımız var, böyle bir şey olsa halk ayaklanır, bizde demokrasi var,” dedi. Sustum… Orada da müzeler, tiyatro ve opera salonları olduğunu söylememe gerek yok. Bir de tiyatro müzesi görünce sızladı içim, yıkılan tiyatro salonlarımızı düşününce…
1 hafta boyunca bir kez bile korna sesi duymadan, yürürken ya da tek başına bira içerken bir kez bile sözlü ya da fiziksel tacize uğramadan harika bir tatil geçirdim. Medeniyet böyle bir şeymiş meğer dedim, böyle bir şey… Yaşamayı hak ettiğimiz ile yaşadığımız arasındaki farkı hiç bu kadar net görmemiştim. Bir ağaca bile hasret kaldığımız bugünlerde tiyatro, opera, müzeye olan hasretin büyüklüğünü hangi kelimelerle anlatabilirim ki? Ve insana nasıl da iyi geldiğini, çağdaşlıktan uzaklaşan ülkemin insanlarına? Ekmek kadar, su kadar ihtiyaç desem, nasıl duysun karnını doyuramayan insanlar? Oysa karın tokluğundan bile güzel özlem özdemir 213edsdesem, nasıl anlasın beni? Üzüntümü de anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyor şu durumda. Cumhuriyet’in aydınlığı, gericiliğin karanlığıyla kuşatılmış durumda. Çıkılır mı, ışık yine görülür mü? Bilmem. Bunu istiyor muyuz artık onu da bilmiyorum çünkü. Koca koca adamların küçücük çocukların bedenlerini sömürdüğü ortalığa saçılmışken ayağa kalkmayan yurdum insanına, opera binamızın olmayışını niye anlatayım ki diyorum içimden…
Son söz; ne kadar güzel, ne kadar medeni olsa da hiçbir yer yurdun gibi değil. Cumhuriyet’in yetiştirdiği bir kadın olarak, yurdumda yine güneşin doğduğunu görmek, gurbette utana sıkıla değil gururla ülkemden bahsedebilmek, kültürel beslenmeyi kendi sokaklarımda yaşamak hayalimin bitmemesini umuyorum. Her anlamda güneşli bir yaz tatili dileyerek, sonbaharda bizden güzel haberleri paylaşmayı umuyorum…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı