Köşe Yazarları

Nihan Şerbetçi – Sırçadan… Aslında her şey Sırçadan…

– Unicorn’ların modern dünyada nesilleri tükenmemiş miydi?
– Yalnızlık çekmiyor, çekiyorsa da bundan şikayet etmiyor. Rafın üstünde boynuzu olmayan atlarla birlikte yaşıyor, pek de iyi geçiniyorlar gibi..

“ Aya gitmedim, ama çok daha uzaklara gittim.. Bir -ayakkabı kutusuna- şiir yazdığım için kovulduktan kısa bir süre sonra…“  Gidenler, geri bıraktıklarını özler mi, herşeye rağmen ? Kaybedilen şeyleri en uzak mesafelerde aramak, aslında bizden önce gidenlerin ayak izlerini takip etmek değil mi ? Bir kere gidilmişse bizden, bizim de gitmekten başka çaremiz kalmaz birilerinden…
Öğrendiğimiz bu…Ve gittiğimiz yerde gördüklerimiz, aslında ne kadar da çok gidemediğimizin göstergesi. Her yanımız bir avuç can kırığı, nereye gidersek gidelim. 1930’lu yıllardan şimdiki zamana bakınca, aslında nasıl da hiç değişmemiş bazı şeyler.. Hala aynı acımasızlık, hala bir MERHABA ve HOŞÇA KAL arasına sıkıştırılmış koca koca terkedilişler yaşadığımız… Hala topallayan hayallerimiz kırılmayı beklemiyor mu ? Ve günün birinde o dokunmaya kıyamadıklarımız, biri’leri tarafından illa ki gelip darmadağın edilmiyor mu ? Hayallerimiz kırıldıkça, daha az şikayet etmeye başlıyoruz sanırım. Ve kırıklarını farkettiklerimizle aynı raflarda birlikte yaşıyoruz… Geçen hafta İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatro’larında ilk kez seyirci ile buluşan “Sırça Hayvan Koleksiyonu”nu izlediğimde, oyunun sonunda bu cümleler geçiyordu aklımdan. Ve bu cümlelerimi kırılan kalbimin üzerine bastırdım… Kalbim kırıldı bir kez daha çünkü büyük bir yüzleşme yaşadım… Tennessee Williams’ın kız kardeşine özür olarak yazdığı “Sırça Hayvan Koleksiyonu”nu Yıldırım Fikret Urağ rejisi ve bu kadro ile izlediğinizde, kucağınızda bir avuç cam kırığı olacak…
Çünkü acımasız hayat koşullarında ayakta kalmayan çalışanlar, tanırlar ve anlarlar birbirlerini… Kırılan hayallerinize, vazgeçişlerinizle, terkedilişlerinizle karşı karşıya geleceksiniz.
IMG_0379 (1)
Özlediklerinizi aydınlatan tüm mumları söndürmek isteyeceksiniz.. Üf’leyeceksiniz özlemlerinizin ve acıyan taraflarınızın üzerine… Ve, Oyunu izlemek için koltuğunuza oturduğunuz andan itibaren büyülenmeye başlayacaksınız.. İllüzyon değil gördükleriniz.. Bütün anneleri bir kaşının altında toplamış ve tek bir bakışıyla midenize yumruklar atan Sevil Akı’yı, adeta Sırça Koleksiyonunun en kırılgan parçasıymış gibi olağanüstü bir oyunculuk sergileyen Ayşecan Tatari’yi, Annemin Cinayet Listesi ve Küskün Müzikal’den tanıdığımız Edip Tepeli’yi, oyunun ikinci perdesinde bizi kendisiyle tanıştıran ve iyi ki dedirten Tanju Girişgen’i görmenizi çok isterim.
Oyunun yönetmeni Yıldırım Fikret Urağ’ın bir büyücü olduğuna inancım tam.. Ancak izlediğinizde ne demek istediğimi tam olarak anlatabilmiş olacağım..
İyi Seyirler..
Sevgi ile..

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı