Misafir SandalyesiYurttan Haberler

Mehmet Esatoğlu / Robles’in “İsyan” Sorgulaması Sahnede

Yeryüzünün dört bir yanında insanların yaşadığı binbir serüven var. Mutluluklar, sevinçler, coşkular var. Yaşanan acılar, baskılar var. İsyanlar var. Günümüzde bunların bir kısmını medyadan duyuyoruz izliyoruz. Medyanın anlatmadıklarını son on yılda yaşamımıza giren sosyal medyadan öğreniyoruz.
Peki ya yaşananların ayrıntıları? Gerçeklerin ardındaki görünmeyen yanlar?
İşte burada yazarlar devreye giriyor. Roman yazıyorlar, şiire döküyorlar, oyunlar, film senaryoları kaleme alıyorlar.
Kimi zaman yaşananlar belleklerden silinip gitse de onlardan etkilenerek üretilen sanat yapıtları kah kitap olarak, kah şarkı olarak, kah da bir tiyatro oyunu ya da film olarak karşımıza çıkıyor.
Bunları izlerken dünyanın dört bir yanında insanların hiç bilmediğimiz mutluluklarına, sevinçlerine, acılarına, isyanlarına, kavgalarına tanık olup şaşıp kalıyoruz. İşin tuhaf yanı bir zamanlar dünyanın bir ucunda yaşanan bir olayın benzerini de o anda bizzat yaşıyor olabiliyorsunuz.
Ülkemizde tarifsiz acıların yaşadığı günler katlanarak ilerliyor. Yüzbinlerce kişi işten atıldı ve atılmaya devam ediyor. Bir o kadar insan da tutuklandı ve yargılanıyor. Ülkenin güneydoğusundan gelen ölüm haberleri 50 bini katladı gidiyor.
Ülkede bunca acı yaşanırken sahnelerimize bakıyoruz. Tiyatro halkın yaşadığı acılarla ne kadar ilgileniyor diye? Üç beş sahne dışında dişe değer bir sahneleme görmek mümkün değil.
Ülkemizde değişik dönemlerde politik tiyatro yapan gruplar geldi sahnelerimize. Birbirinden önemli ve görkemli yapıtlar koydular ortaya. Ancak 60’ların sonlarından başlayan bu dalga 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 kesintileriyle sönüp kayboluverdi.
Bir de tüm baskı ve engellemelere karşın inatla üretip yürüyenler var.
Ankara Birlik Tiyatrosu da bu inat edenler içinde bir kar makinesi misali üretiyor, yol açıyor, umutla ilerliyor.
70’li yılların başında Adanalı genç oyuncuların heyecanıyla yakılan o ateş, iki binli yıllarda hala ışıl ışıl yanıyor. Topluluğun temeline taş koyanlardan Ender Yiğit hala sahnede. Ne yazık ki karşılıklı oynadığı oyun arkadaşı Zeki Göker 11 yıldır aramızda değil.
Topluluk 45. Yılında politik tiyatronun izler bırakmış bir yazarı, Emmanuel Robles’in “Bir İsyancının Savunması” oyununu  sergiliyor.
Robles’in oyunları son kırk yılda ülkemizde birçok sahnede perde açtı. Özellikle politik tiyatro yapan topluluklar, üniversite toplulukları onun “Özgürlüğün Bedeli” ( Montserrat) oyununu çok değişik yorumlarla sergilediler.
“Bir İsyancının Savunması” ise çok yaygın sahnelenmemiş yine Ankara Birlik Tiyatrosu tarafından yıllar önce sahneye getirilmiş bir yapıt.
Sömürgecilik geçen yüzyılın yüz karası saldırganlıklarından biri.
Bir emperyalist güç bazen yanıbaşında bazen de kendisinden binlerce kilometre ötede bir ülkeyi, bir ulusu zapturapt altına alıyor. Onun tüm zenginliklerini yağmalıyor. Kendi kültürünü, dinini, eğitimini, adalet anlayışını, ona dayatıyor.
Afrika’da, Asya’da Latin Amerika’da bu acıyı yaşamamış tek bir ulus yok gibi.
Ulusların bu yaşadığı trajediyi anlatan onlarca roman, tiyatro oyunu, film, dans gösterisi vardır. Bu yapıtları okurken ya da izlerken korkunç bir zulümle burun buruna gelirsiniz.
İkinci Dünya Paylaşım Savaşı’nda dünya çapında emperyalist ülkeler büyük yaralar aldılar. Dünyayı yağmalamak üzere giriştikleri savaş bir yanda 50 milyon insanın ölümüyle biterken öte yandan da onların ekonomilerini çökertti.
40’lı yılların ortasında Kuzey Afrika, Latin Amerika başta olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde halklar emperyalist baskılara isyanlar başlattılar.
“Bir İsyancının Savunması” da Uzakdoğu’da Endonezya’da Hollandalı emperyalistlere karşı bağımsızlık savaşı veren Endonezya Kurtuluş Savaşı’nı konu alıyor.
Oyunun kahramanı Keller bir Hollandalı. Ancak ülkesinin yaptığı zulme karşı çıkıyor. Endonezya’nın kurtuluşu için mücadele eden bir örgütlenmeden aldığı talimatla bir bombalama eylemi planlıyor. Ancak işler yolunda gitmiyor.  Keller iki işçinin zarar görmemesi için bombayı etkisiz hale getiriyor. O sırada da yakalanıyor.
Oyun Keller’in yargılanma sürecini ele alıyor. Keller’ı hem isyan ettiği sistem hem de arkadaşları yargılıyor.
Robles’in oyunu polisiye bir çerçevenin dar kalıpları arasına sıkışmıyor. Aksine geçtiğimiz yüzyıl yaygın bir biçimde tartışılan eylem, hedef, eylemin meşruluğu gibi önemli konuları bir kez daha önümüze koyuyor.
Günümüzde de aynı sorular sıcaklığını koruyor. Hele ülkemizde kör terörün kurbanı onlarca insanın dramı önümüzdeyken.
Oyunu Gül Göker sahneliyor. Yönetmen oyunu -son yıllarda karşımıza sıkça çıkan- artistik gösteriler, ışık ve teknik numaralar yerine sade bir dille sunuyor. Bu sahnelemenin etkisiyle izleyici önüne konan sorunlar ve sorular karşısında zihinsel bir faaliyet içinde giriyor. Göker’in oyuncu yönetimindeki dengeli tutumu bizi tiyatral bir büyülenme yerine ciddi bir tartışmanın içine çekiyor. 70’li yıllarda tiyatromuza bulaşan izleyiciyi yönlendirme adına yapılan kimi karakterleri abartılı oynatma, karikatürize etme tutumundan uzak yalın, sorunu tartışan aynı zamanda izleyiciye sanatsal tadı da sunan bir oyun var sahnede.
Oyunu baştan sona sürükleyen Hazelhoff ve Shultz karakterlerini Ender Yiğit ve Özgürefe Özyeşilpınar oynuyor.
İki farklı sorgucu var sahnede. Bunlardan biri var olan düzenin hukuk kurallarının işlemesi için çabalarken diğeri sorgucu kimliğini zaman zaman unutup bir cellat olmaya soyunuyor.
Göker rol dağılımı yaparken sahnelerimizin iki deneyimli oyuncusuyla yola düşmüş.
Ender Yiğit, yarım asra varan sahne deneyimi ile Hazelhoof’u sahnede başarıyla yorumluyor. Özellikle sağlık sorunlarıyla görevi arasında sıkıştığı anlardaki tutumu oldukça etkileyici.
Özgürefe Özyeşilpınar ise duygularına engel olamayan bir sorgucu karakterini özenle işliyor. Ülkemizde karşımıza çıkan devlet görevlisi yerine cellat olmuş “kanun adam”larına göndermeler yaparak yorumluyor rolünü.
Ümit Bülent Dinçer “Keller” rolünde sıradan bir insanın isyan ederek politik eylemciye dönüşme çizgisini başarıyla işliyor.
Keller politik yol arkadaşları ve yaşam arkadaşının yanıbaşında  büyük bir yalnızlık içinde devinip duruyor. Dinçer bu büyük yalnızlığı trajikleştirmeden insani boyutlarıyla işliyor.
Keller’ın hayat arkadaşı Kitty rolünde Bilge Can Göker var. Göker oyunda kocasını anlama-anlamama ikilemindeki bir kadının çaresizliğini başarıyla oynuyor.
Keller’in politik arkadaşları vardır oyunda. Bunlardan biri Kajin diğeri Sederia’. Ortak bir ideal için çarpışan ancak kimi zaman birbirini duymayan, anlamayan karakterleri yanyana getirmiştir Robles.
Kajin’i Serkan Çetinkaya, Sederia’yı Ceren Hacımuratoğlu köşeli bir yorumla ele alıyorlar. İzleyici bu ikilinin arka öykülerini bilmediği için de kimi tutumlarını anlamakta güçlük çekiyor. Oyunlarında silahlı eylemleri örgütleyen kişilerin dışa yönelik duruşlarıyla kendi dünyalarındaki şaşırtıcı ayrıntılar olabilse bu iki karakterin boyutları tek düzelikten kurtulabilir.
Dr. Van Rook rolünde Alinur Uğurpakkan, Bekçi de Hakkı Şahin ve özellikle Van Oster’de Serhat Kurtay, ayrıntılı oyunculuklarıyla oyunun bir başka rengini oluşturuyorlar.
Ankara Birlik Tiyatrosu  45. Yılında tutarlı duruşuyla politik tiyatronun nitelikli bir örneğini karşımıza koyuyor. Topluluk “Bir İsyancının Savunması” çalışmasıyla geçmiş yılları aşan bir yürüyüş içinde.
Mehmet Esatoğlu

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı