Köşe YazarlarıYurttan Haberler

Iraz Yöntem / Toprağınız bol olsun…

Toprak yoksa hikâye de yok…
 
Geçti koca bir sene, geçmekte çok aceleci yeni geleni de…
 
Bu sayıda sizlere 2017’de olan bitenleri hazırladık. “Sansürsüz kültür-sanat yıllığı” 2017 güzelliklerden, iyi haberlerden çok karanlıklarla dolu ne yazık ki… Hiç yok değil tabii iyi ve güzel haberler; ancak adaletsizlikler, sansür, kayıplar, baskılar daha baskınlar…
 
Kültür-sanat alanında da 2017 direnmekle ve direnenlere destek olmakla geçmiş anlayacağınız… İyiye, iyiliğe, güzele, adalete, özgürlüğe, barışa ve huzura olan özlemimiz daha da arttı 2017’de; bu sene de özlemlerimizin peşinden koşacağız ve yılmayacağız tabii ki…
 
Galiba artık yeni bir hikâye yazmanın zamanı geldi. Hikâye dediğim kurmaca edebi eser değil; yaşadığımız zamanın ve coğrafyanın tarihini yeniden yazmamız gerekiyor. Özlemini duyduklarımızın gerçekleşmesi için, yarınların bugünleri anlayabilmesi için kendi hikâyelerimizin tarihe düşmesi gerekiyor… Peki ama şu aralar neden kendi hikâyelerimizi yazamıyoruz?…
 
Hayat, birbiriyle sürekli ilişki içinde olan şeylerin örülmesiyle yaşanıyor. Öyle bir matematik var ki aslında, biri olmasa bütün formül yeniden yazılmak zorunda…
 
Toprak mesela… Topraktan uzaklaştığımız sürece hayatın renkliliğinden, bereketinden, uyumundan ve zenginliğinden de uzaklaşıyoruz. Sadece bir benzetme değil bu, aynı zamanda bir gerçek…
 
Betonlaştıkça dört bir yanımız, her şey griye bürünüyor… Tek tip yaşam alanlarından tek tip sesler ve düşünceler çıkıyor…. Bir hapisanenin duvarları gibi duvarlar örüyoruz kendimize; birbirimizden uzaklaşıp yalnızlığa bürünüyoruz…
 
Yaratıcılık anlamında da kısırlaşıyoruz… Toprağın olmadığı yerden –ne kurmaca, ne gerçek- hikâyeler çıkaramıyoruz… Her şey birbirinin aynı olmaya başlıyor bir süre sonra; benzer oyunlar, kitaplar, filmler…
 
Toprakla ilişki kuran insanların sabrı, hoşgörüsü, umudu vardır. Ektiğini biçmek sabır ister, toprağına giren hayvan hoşgörülür, sabrının sonunda alacağı ürünün umudu vardır… Peki ya bizim gibi betonun içinde yaşayanlar?…
 
Sanat bizim toprağımız! Öyle bir toprak ki, hem icra edenler hem de sanatseverler beslenir o topraktan… Arkeolojik kazılarda bulunan binlerce yıllık katmanlar gibi içimizdeki katmanları aydınlatır… Bize yaşadığımızı hatırlatır; hayatın sadece “BEN”den ibaret olmadığını, “BİZ”i hatırlatır… Bir arada olmanın huzurunu ve aydınlık geleceğin umudunu diri tutar. Bizi kabalıktan alıkoyar, duygularımızın düşüncelerimizle etkileşime geçmesine vesile olur. Bize bolca soru sordurur ve cevapları arama azmi verir… Bizi iyiye, iyiliğe, güzele götürür; adalete, barışa ve huzura kavuşmamıza yardımcı olur…
 
2018’de sanat toprakları bereketli olsun dilerim… O topraklarda rengârenk çiçekler açsın, çeşit çeşit hikâyeler çıksın, gri sansür betonlarının arasından yeşiller fışkırsın… Hayal gücümüzün ve cesaretimizin önündeki otosansür duvarına sarmaşıklar dolansın… Kararan zihinlerin içinde gökkuşakları peydah olsun… Öyle çok ekelim ki o sanat topraklarına, toprağın altından köklerimiz el ele tutuşsun adaletsizliğe ve baskılara karşı…
 
2017’nin bizden alıp götürdüklerinden fazlasını versin 2018 bize…
 
Çok mu hayalperest geldim size? Yeni bir yıl yeni dilekler için bence. Umudunu ekmezsen günü gelince biçemezsin…
 
Sadece dilemek yetmez tabii, mücadeleye devam!
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu