Ayın KonuğuKöşe YazarlarıYurttan Haberler

Iraz Yöntem ile Ayın Konuğu E. Feza Soysal: Nilüfer'de Tiyatro Var!

Geldi çattı mart ayı… Bizim bayramımız var bu ay malum, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü… Epeydir kutlamaya yüzümüz yok ama yine de “yedirmeyiz” günümüzü… Susma haykır, TİYATRO VARDIR!
Bu ay Bursa’ya konuk olduk, iyi ki… Bursa’da Nilüfer Belediyesi’nde şahane bir tiyatro var. Gencecik ve yetenekli bir ekip canla başla tiyatro yapıyor, iyi ki…
Nilüfer’in sanatsever Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in tam desteğiyle kurulan ‘Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu’nu E. Feza Soysal ile konuştuk… Nasıl bir süreçten geçildiğini, tiyatronun işleyişini, halkın sanat sevgisini anlattı Feza… Ben dinledikçe ümitlendim… Türkiye’nin dört bir yanında uygulanması mümkün olan bu yapının yayılabilmesi için biz de yetkililere buradan seslenelim: Sanattan korkmayın efendiler! Sanat iyidir, iyileştirir…     
 
Iraz Yöntem: Müstehak’ımıza hoş geldiniz Uzunca bir soru olabilir ama en başından başlayalım istiyorum: Sen ne yapıyorsun? Ne oldu da Nilüfer’de bir anda bir tiyatro yaşamı başladı? Nasıl oldu bu yolculuk?
 
Feza Soysal: Aslında ben siyaset yapıyorum. Ben tiyatro ile hayatını büyütmüş, gelişmiş bir adam değilim; tiyatro adamı da değilim. Ama siyaset yapma biçiminin sanat üzerinden de olabileceğini düşünüyorum. Benim aldığım eğitim sinema üzerine, bu yüzden de böyle düşünüyorum. Bugün baktığında mesela Nilüfer Belediyesi’nin Kuzgun Acar Heykel Sempozyumu vardır 10 yıl önce başlattığımız. “Niye Kuzgun Acar?” sorusunun cevabına gelirsek; Kuzgun Acar, heykeli bu ülkede ilk kez çağdaş biçimde yorumlayan, başka disiplinlerle beraber çalışır hâle getiren adam olmasındandır. Bu da günümüzde ne yazık ki siyasi bir meseledir… Tiyatroyla ilgili Nilüfer’de halkın ciddi bir ilgisi olduğunu gördük biz yaptığımız etkinliklerde. Sinemayla ilgili yaptığımız hiçbir etkinlikte ilgi bu kadar büyük değildi. 2000 yılında ben işe ilk başladığımda 5000 kişi üzerinden Nilüfer’de kültür sanat eğilimlerinin haritasını çıkarttık. “Ne yapmak lazım?” Mesela –sapmaları kenara bırakarak söylüyorum- “Ne tür bir konsere gitmek istersiniz?” sorusuna cevaben tabii ki Sezen Aksu’ya gitmek isteyenlerin sayısı çok yüksekti ama %3 oranında jazz konserine gitmek istediklerini belirtmişlerdi. Bu bence Türkiye ortalamasının çok üzerinde. Türkiye’nin %3’ü jazz dinlese acayip bir şey olur… Benzer bir durum da tiyatro oranlarındaydı, o da çok yüksekti. Bu veriler toplanınca yavaş yavaş kendi prodüksiyonlarımızı üretmeye başladık. Önce sahnemiz yoktu. Sahneler yapılınca biraz daha hızlandı…
 
Ne zaman sahne açıldı ilk?
 
 İlk sahne 2005’te açıldı: Konak Kültür Evi Sahnesi. İlk oyunumuz Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği Aziz Nesin’in “Doğ Güneşim Doğ” oldu.
 
Bu arada Nilüfer Belediye Tiyatrosu’nun da ilk oyunu muydu o?
 
Evet, aslında ilk oyunu odur resmi olarak. Sonra Bursa’da yaşayan tiyatrocu arkadaşlar Elif Nutku’yla ve Kamil Atlıman’la iki kişilik bir oyun yaptık. Onlara destek olduk daha doğrusu; sahneyi açtık, prodüksiyon masraflarını biz karşıladık, bilet gelirleri onlarındı. Bu tek başına bizim prodüksiyonumuz değildi ama bir ortak prodüksiyondu. Sonra Ebru Kara geldi, bir gölge oyunu yaptı çocuklar için yine, “Deli Dumrul”u yaptı. O çok iyi bir işti. Bu arada Mehmet Ergen’le ilk prodüksiyonu yapmaya karar verdik. Harold Pinter’ın “Aldatma” oyununu yaptık 2007’de. Murat Karasu, Barış Falay ve Neriman Uğur oynuyordu. Bir sezon o oynadı. Sonraki sezon Aksanat’la ortak prodüksiyon olarak “Kız Tavlama Sanatı”nı yaptık, İstanbul Tiyatro Festivali’nde prömiyerini yapmıştı. Yine Mehmet Ergen yönetti. Bu oyunların hepsi izleyiciyle çok iyi buluştu. “Kız Tavlama Sanatı”nda Engin Cezzar sahneye çıkıyordu ve Engin Hoca’nın herhalde son sahneye çıkışıydı o oyun… Sonra 2009’da Kubilay Tunçer Begüm Kütük’le “Olağan Mucizeler”in röprizini yaptı burada, 1 sezon o oynadı. Sonra yine Mehmet Ergen “Matmazel Julie” yaptı. Bu arada 2014 seçimlerinden önce biz tiyatroya nasıl biraz daha yatırım yaparız diye konuşuyorduk. Ben de siyasi danışmanım, seçimden sonra bir karar aldık: Evet, tiyatroyu kuralım.
 
2014’ten önce resmi olarak tiyatronun adı neydi?
 
Nilüfer Belediyesi Prodüksiyon Tiyatrosu… Daha doğrusu Nilüfer Sanat Prodüksiyon Tiyatrosu’ydu. ‘Nilüfer Sanat’ diye marka yarattık. Aynı Aksanat’ta olduğu gibi marka Nilüfer Belediyesi’nin önüne geçti ve Bülent Erkmen, aynı Aksanat’ta olduğu gibi, ‘Nilüfer Sanat’ markasını yok etti . “Öyle saçmalık mı olur?” dedi, “Nilüfer Belediyesi Sanat deyin”. Haklıydı aslında Bülent Hoca. Her yerde ‘Nilüfer Sanat’ var ama tüm etkinliklere gelen bir tanıdığım “Buranın belediyeyle ne ilgisi var ki?” dedi. “Bunu duymamış olayım” dedim, hiç konuşacak bir şey yok İnsanların algısında şöyle bir şeyin oluşması da çok kıymetli tabii ki, kamu gücü olmadan böyle bir binanın (Konak Kültür Evi) yaşayabiliyor olması… Orası da 5 katlı, içinde bir sürü atölyelerin olduğu, aynı zamanda 200 kişilik bir salonun olduğu bir sahnedir. 2014’e dek Nilüfer Sanat Prodüksiyon Tiyatrosu’ydu, hatta Ankara Sanat gibi Nilüfer Sanat diyorlardı bize de… Sonra Nilüfer Belediyesi “Tiyatro” diye bir proje başlattık.
 
Bu sürede senin resmi olarak unvanın ne?
 
Ben o süreçte danışmanlık yapıyorum, Belediye Başkanı’nın sanat danışmanıyım. Bütün kültür-sanat operasyonlarını ben yönetiyorum o süreçte. Ama ben 2010’da bir süre belediyeden ayrıldım, bir meyhanecilik serüvenine atıldım. Sonra 2013’te Başkan yeniden davet etti ve siyasi danışman olarak başlayıp sonrasında tiyatronun başına geçtim… Kurum tiyatrolarının sorunlarını hep konuşuyoruz, tartışıyoruz filan ya, o yüzden “Nasıl bir şey yapalım?” sorusunu sormak için 30-35 kişi çağırdık. Aralarında daha önce bizim oyunlarda çalışmış oyuncular, rejisörler, yapımcılar, Uludağ Üniversitesi’nden öğrenciler, teknik ekip, Bursa Devlet Tiyatrosu müdürü, Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi bölüm başkanı filan var. Bursa’da tiyatro yapan insanlar, kurum tiyatrosu çalışanları, özel tiyatrolarda çalışanlar; hinterlandı geniş tuttuk. İki gün boyunca “Kurum tiyatrosu nasıl olmalı?” sorusunu cevaplamaya çalıştık. Erkan Can da buradaydı, Neriman Uğur, Mehmet Ergen, Murat Karasu, Nurhan Tekerek de buradaydı. Sonra şöyle bir modele döndük; başta itirazları olanlara rağmen herkes hemfikir oldu diyebilirim sonunda: Burası belediye, bu proje 4 yıllık bir projedir, 2019’da seçim var. Bu süreçte de hiçkimsenin canını yakmamak amacıyla başka bir yapı olsun istedik. Oyunlar bir danışma kurulu tarafından belirlenecek; danışma kurulu oyunları belirledikten sonra rejisörlerle görüşecek,  rejisörleri belirleyecek – bu oyunu şu yönetsin, bu oyunu o yönetsin diye. Danışma kurulu o yapının, ilk toplantıya katılanların içerisinden oluştu. Sonra rejisörler bir açık çağrı yapıp seçme yapacak. Oyuncunun sadece oyunculuğu meselesi değil role uygunluğu meselesini de çözecek bir yapı… Yeterince başvuru olmadı ya da başvuranlar içinden role uygun kimseyi bulamadıysa yönetmen kimi istiyorsa konuşalım, eğer oynamak isterse onu misafir olarak alalım, dedik. Seçmeleri kazananlar maaşlı, 11 ay sözleşmeli… 1 yıl sonra aynı şey tekrar ediliyor; seçmeler yine herkese açık. Yani maaş alanlar da seçmelere giriyor. Hem de böylece kadroların sabit olmadığı devinen bir yapı olur diye düşündük.
 
Taşeron olarak mı?
 
Evet. Başka şansı yok çünkü… 2 yıl biz bunu uyguladık, hatta şöyle bir şey de yaptık bu arada: oyunları belirleyen sadece danışma kurulu değildi, yönetmenlere çağrı çıkardık ve 60’ın üzerinde proje geldi. 2 çocuk oyunu ile 1 yetişkin oyununu oradan seçtik. Oyuncu yarın ne olacağını bilmediği için, seçmeleri alıp alamayacağını bilmediği için burada adeta yarım oturarak varoldu. Aldığı maaş da çok büyük bir maaş değildi. Mehmet Ergen dedi ki “İyi model, tamam ama sen de ver 15.000 TL maaş bu çocuklara… 1 sene sonra işsiz kalırsa 1 yıl daha yaşayabileceği paraya ihtiyacı var çünkü.” Haklıydı ama öyle bir maaş veremiyorsunuz. Bu modelden vazgeçtik. Sabit kadrolu bir yapıya döndük. Bunun nedeni de Mehmet Özgür Antalya Şehir Tiyatrosu’nu nasıl oluşturduklarının modelini anlattı bize. Bu modele göre –ki şu an olan o-, sanatçı memur kadrolarını oluşturduk. Maliye Bakanlığı’ndan belediyelerin onay almasına gerek yok. Direk meclis kararıyla bunu oluşturabiliyorlar. Bu da 2009’da değişen bir madde ile olmuş zaten. Bu kadrolara geçerken de, genel sanat yönetmeni -bizde en başta da yoktu- meselesini tartıştık. Engin Alkan’a teklif ettik, kabul etti. Sonra Engin Alkan’la anlaşamayıp ayrılınca (Genel Sanat Yönetmeni olarak yaklaşık 3 ay kadar beraber çalıştık) ekibe bu işten vazgeçmeyi teklif ettim. Benim en baştan beri bir kişinin iki dudağı arasındaki hayat meselesiyle ilgili sorum/sorunum vardı.
 
Kolektif bir yapıdan bahsediyorsun yani.
 
Evet, kolektif bir yapı… Bu arada kadro meselelerini biz meclisten geçirince tiyatronun adı “Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu”na dönüştü.
 
Yani resmi olarak hangi tarihte bu adı aldı?
 
Aslında maaşlı kadroların ilk maaş aldığı tarihi 15 Ocak 2018. Ama sınavlar mayıs 2017’de  yapıldı. Ondan önce de şubatta meclisten geçmişti karar. Bu arada 15 Temmuz süreci yaşandığı için Ankara’ya giden evraklar gelmedi, 2 sene onları bekledik filan… Devlet Personel Başkanlığı diye bir kurum var. Bu kurum Türkiye’deki bütün kamu kurum kadrolarının belirleyicisi olan yerdir. Oradan gelmiş bir rapor var. Raporda bu kadroları tahsis edebilirsiniz deniyor.
 
Yani taşeron değil, devlet memurluğu kadrosu tahsis edilebilir diyor, öyle mi?
 
Biz bunu zaten biliyorduk ama bir görüş istedik, onlar da olur dedi.
 
Bu belgenin tarihi ne?
 
Bize varışı 16 Ocak 2018.
 
İmza tarihi ne peki?
 
26 Aralık 2017… Biz onlara hazırladığımız yönetmeliği gönderdikten hemen hemen 2 yıl sonra yani…
 
2 yıl mı?
 
 Şöyle şeyler oldu mesela: İçişleri Bakanlığı’nda Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü diye bir yer var, belediyeler oraya bağlıdır. Genel müdür yardımcısıyla konuşurken dedim ki “Lütfen reddedin sorunluysa bu yönetmelik”. Diyor ki “Reddedersem dava açıp kazanırsınız”. O zaman olumlu cevap vermelerini istediğimde oraya da soralım, buraya da soralım diye oyaladılar…
Neyse, biz bu kadroları 15 Ocak 2018 itibariyle verdik.
 
Yani şu andan itibaren burada kimse taşeron olarak çalışmıyor, herkes devlet memuru kadrosunda.
 
Evet, ben hariç. Bir tek ben taşeronum  Bu kadroların bir istisnası var, bizim bir de misafir oyuncularımız var. Diyelim ki oyunun 60 yaşında bir oyuncuya ihtiyacı var, rejisörün de önerdiği bir oyuncu var. Oyuncu kabul ederse tiyatroyla yıllık bir protokol yapılıyor ve bu protokole istinaden temsil başı ödenecek bedelde anlaşılıyor ve oyuncu oynuyor.
 
Ben de Devlet Tiyatrosu’nda çalışırken sözleşmeli olarak çalışmıştım. Onun gibi galiba, değil mi?
 
DT’den biraz daha farklı. Siz sigortalı günlük çalışan elemanlardınız. Biz ise sanatçıdan hizmet satın alıyoruz. Mesela bir ihale yapıyoruz, diyoruz ki şu şu şu sanatçılara yılda 50 tane temsil oynatacağım. Bu arada sanatçının nasıl bir sanatçı olduğunu tanımlıyorsun ama isim veremiyorsun tabii ki. Bizdeki misafir sanatçı çalışma bedelleri de farklı seviyelerde derecelendirilmiş durumda. Bu şunu rahatlatıyor, kadronda 60 yaşında bir oyuncu bulundurmak zorundasın, ihtiyacın oluyor ama öyle bir şansın yok çünkü oyuncuların yaşlanmasını beklemek zorundasın. Çünkü bu kadroları belediyelere vermişler ama sınavsız kimseyi alamıyorsun. 60 yaşında birisi de sınava girmiyor. Bu yüzden misafir sanatçı konusunda biraz daha esnek bir yapımız var. Mesela geçen sene Feyha Çelenk de oynadı. Feyha Abla Bursa’nın en önemli oyuncularından biridir, 72 yaşında.
 
Bu modelin birçok kurumla istişare edildikten sonra inşa edildiğini söyleyebiliriz yani, bu çok kıymetli.
 
Özellikle Antalya Şehir Tiyatrosu’yla yaptığımız görüşmelerde kadro konusunu nasıl yapacağımızı öğrendik, en kıymetli fikir bence oydu.
 
Görüyoruz ki bu yapılabilir bir şey, bu yapı kurulabilir bir yapı, kanunen legal bir yapı; talep ettiğinizde 2 yıl sonra da olsa, geç de geri dönülse yapılmış bir model. Yani bir emsal teşkil ediyor!
 
Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü ilçe, il, büyükşehir, kasaba belediyelerini sınıflandırıyor. Bunlar nüfuslarına göre sınıflandırılıyorlar. Ve her belediyenin kurabileceği müdürlükleri anıyor norm kadro listesinde. Bizim ilçe belediyesinde tiyatro müdürlüğü var.
 
Belediyenin mevcut nüfusu elverdiği için var.
 
Evet.
 
Tek örnek Bakırköy Belediye Tiyatrosu’ydu ama şimdi karşımızda bir örnek daha var. (Bu arada izmir’deki Bornova Belediyesi Şehir Tiyatrosu’ndan bahsetme fırsatımız olmamış, bu eksiklik bana aittir, özür dilerim.)
 
– Mesela keşke Çanakkale Belediyesi dese ki biz de kurmak istiyoruz, gidip anlatalım. Keşke Aydın Belediyesi kursa…
 
Bence bunun yayılması gerekiyor.
 
Ben mesela bu modelin büyükşehir belediyelerinde yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mesela İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu dünyanın en büyük şehir tiyatrosu olmakla övünüyor ya hani, seyirci açısından filan, ama yönetilemez bir hâl alıyor. Bizim burada şöyle bir yapımız var: tiyatroda çalışan oyuncu, teknik ekip ve ofis çalışanları; yani herkes genel kurul üyesi. Bütün entelektüel kararları genel kurul alıyor.
 
Şimdi ben de tam tiyatronun yapısının nasıl olduğunu soracaktım.
 
Genel kurulda oy birliğiyle karar alınır diye bir madde var yönetmelikte.
 

Oy çokluğu değil!
 
Evet, böylece oylama olmaz. Herkes ikna olana kadar tartışacağız. Bir sürü şeyi 3 gün tartıştığımız da oldu mesela.
 
Buna oynanacak oyunların tartışılması da dahil, değil mi?
 
Evet, dahil. Oynanacak oyunlar için repertuvar kurulu bir rapor hazırlıyor. Repertuvar kurulunda tiyatro müdürü var, genel kuruldan seçimle gelmiş 1 kişi var. Oylama sadece repertuvar kurulu, yönetim kurulu ve disiplin kurulu seçimlerinde oluyor. Bunun dışında daha önce bizde reji yapmış 2 yönetmen, 1 de dramaturg var. Yani 5 kişilik bir repertuvar kurulumuz var. Bu kuruldakiler 2 yıllık görev süreleri boyunca bu tiyatroya iş yapamıyorlar. Bu onları korumak için alınmış bir karar.
 
Danışmanlık yapıyorlar yani.
 
Evet. Kendine oyun yaptı lafı olmasın diye… Mesela repertuvar kuruluna bu sene 2 çocuk oyunu ve 3 yetişkin oyunu yapacağımızı söylüyoruz. Gelen bir sürü teklif oluyor tabii. Bu oyunların nasıl oyunlar olması gerektiğini genel kurulda tartışıyoruz. Sonrasında karar verilen doğrultuda, tema belirlenmiş olabilir ya da mesela 2 yerli 1 yabancı oyun olsun kararı çıkabilir, bize her oyun için 3 alternatif ve rejisörler öneriyor repertuvar kurulu. Bu hazırlanan rapor genel kurula geliyor. Genel kurul bu raporu tartışıp alternatiflerden hangilerinin yapılması gerektiğine karar veriyor. Ve yönetim kurulu da rejisörlerle görüşmeye başlıyor. Yönetim kurulunda genel kurul içinden 4 kişi seçimle belirleniyor; en az 1 kişi teknik ekipten olmak zorunda. Belediye Başkanı’nın kendisi de direk yönetim kurulunda ve kurul başkanı. Bu tiyatro zaten direk belediye başkanına bağlı, arada başka hiçbir kişi ya da kurum yok. Başkan eğer yönetim kuruluna katılmayacaksa yerine 1 yıllığına birisini atıyor. Yönetim kurulu 2 yıllığına seçiliyor, seçilen üyeler üst üste 2 yıldan fazla görev yapamıyor. Genel kuruldan seçimle gelen 4 kişiden en yüksek oyu alan 2 kişi başkana yönetim kurulu kararıyla iletiliyor ve başkan onlardan birisini müdür olarak atıyor. Müdür de kadrodakilerden birisi oluyor yani. Bir de disiplin kurulu var. Yönetmelik gereği görevden atılma hariç tüm cezaları görüşmek için tiyatronun kendi disiplin kurulu var. Disiplin kurulunda 5 kişi var: biri müdür, biri genel kuruldan seçimle geliyor; 1 avukat ve 2 tane de müfettiş var, onlar da belediyeden atanıyor. Kabaca yapı böyle…
 
Şimdi önümüzde bir seçim var. Genel seçimlerin yanı sıra yerel seçimler de bekliyor bizi. Yerel seçimlerde değişecek bir yönetimle bu yapının bozulma ihtimali var mı?
 
Nilüfer’de bozulmaz diye umut ediyorum. 20 yıldır burada bir kent kültürü hareketi yaratılmaya çalışılıyor. Bariz bir şekilde Türkiye’de sanatın her alanıyla ilgili yatırım yaptığı ve değer verdiği için konuşulan bir belediye Nilüfer. Gelecek belediye başkanının bu 20 yıllık emeği sileceğini düşünmüyorum.
 
Kanunen bunu yapabilme yetkisi var mı?
Tabii ki.
 
Devlet memurluğu kadrosu alınmış bir yapının gelecek bir belediye başkanıyla yok edilmesi nasıl mümkün?
 
Diyarbakır Şehir Tiyatrosu’nu hatırla!
 
Kayyım atandı.
 
Yani seçilmiş bir belediye başkanı yerine başka bir belediye başkanı atandı…
Belediye tiyatro müdürlüğünü kapatmadığı sürece kimseyi işsiz bırakamaz. Ben Nilüfer’de bunun olma ihtimalini çok düşük görüyorum.
 
Şu anda kadroda kaç kişi var?
 
13 oyuncu, 1 sanat teknik şefi, 10 teknisyen, 2 sahne amiri var. Çocuk oyununda oynayan 2 de misafir sanatçımız var.
 
Şahane. Bu sene Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu kaç tane oyun yaptı?
 
3 yetişkin, 1 çocuk oyunu olmak üzere 4 yeni oyun yaptık. İlk oyun “İki Efendinin Uşağı” idi, Levent Suner yönetti. İkinci oyun “Cambazın Cenazesi”ni Doğu Akal yönetti. Sonraki oyun çocuk oyunu “Nota Çalan Rüzgar”; bizim oyunculardan Zeynep Küreş ile Melissa Gürmen yönetti. Son oyun Yunus Emre Bozdoğan’ın yönettiği “III. Reich” oldu.
 
Sezon kapanmadan önce yeni bir oyun daha olacak mı?
 
Hayır çünkü 27 Mart’ta Tiyatro Festivali başlayacak.
 
O zaman biraz da festival hakkında konuşalım? Hangi tarihler arasında olacak ve içeriği nasıl?
 
27 Mart’ta başlıyor ve 29 Nisan’a kadar sürüyor. 50 civarında tiyatro var toplamda; 10 civarında atölye var, birkaç tane de konser. Yurt dışından 2 tane iş var bu sene. Biri İspanya’dan gelen bir hareket tiyatrosu, onu çok merakla bekliyorum. Bir de Hollanda’dan bir tiyatro geliyor. İBBŞT geliyor, özel tiyatrolar dışında, Eskişehir Şehir Tiyatrosu, Antalya Şehir Tiyatrosu, Bornova Belediyesi Şehir Tiyatrosu geliyor, DT’den bir oyun gelecek. Kapanış ise İstanbul Devlet Opera ve Balesi Modern Dans Topluluğu ile olacak.
 
Zaten 29 Nisan Dünya Dans Günü
 
Evet, Dünya Tiyatro Günü’nde açıp Dünya Dans Günü’nde kapatıyoruz festivali. İlk kez 2016’da denediğimiz “Ve…” diye bir bölüm var festivalde. Biz “Ve…”yi doğru anlatamadık galiba bazı tiyatrolara. Bu festivalin seçici kurulu bir ana akım seçkisi yapıyor. Onun dışında bağımsız tiyatrolara çağrıda bulunuyoruz. Ama ana akım işler bu “Ve” için başvurduğunda onları “Ve” seçkisi için değerlendirmeye almıyoruz.
 
Dünyada ‘fringe’ diye nitelendirilen bir durum yani.
 
Fringe ya da Avignon’daki ‘off’ gibi bir şey aslında. Tüm yol, konaklama giderlerini biz karşılıyoruz, bilet gelirlerinin tamamını onlara veriyoruz. Bununla ilgili aslında dert şuydu: bu festivalin bir bölümü bu şekilde olursa, bağımsız tiyatrolar bu işe sahip çıkabilirse, gelecekte bu işin devam etmesi daha kolay olur. Çünkü seyircinin oluşması lazım öncelikle bağımsız tiyatroyla ilgili. Çünkü başka bir dil arıyorsan, alternatif bir şey yapıyorsan ona insanların alışması ve kendi seyircisini oluşturması gerekiyor. Geçen sene 20 civarı oyun seçmiştik “Ve” için ama bu sene bütçemiz biraz düşük. O yüzden 10 oyun seçtik. Ana akımda toplam 22 oyun var. Bir de biz Bursa tiyatrolarının hiçbirini değerlendirmeye sokmadan direk festivale alıyoruz. Bu kentte tiyatro yapmaya çalışan herkes çok büyük emek veriyor, çok uğraşıp didiniyor. Böyle bir festivalin içerisinde bilet satışlarına biraz katkıda bulunabilirsek bizim için de kıymetli bir şey. Bursa’dan da 20’nin üzerinde tiyatro katılıyor festivale. Mesela Bosch’ta tiyatro yapan işçilerin festivalde oynuyor olmaları ve kitapçığa giriyor olmaları benim için çok kıymetli. Aynı şey Tofaş için de geçerli. Yani fabrika tiyatroları var, bu çok iyi bir şey. Uludağ Üniversitesi Oyuncuları diye bir topluluk var, onların oyunları da var.
 
Yani amatör tiyatrolar da var işin içinde.
 
Evet, onlar ücretsiz sergilenen oyunlar zaten. Ama Bursa’da profesyonel tiyatro yapanlar da var.
 
Festival programı ne zaman açıklanacak?
 
Ayın 17’sinde basın toplantısı yapacağız, program da o gün açıklanacak.
 
Belediye Başkanı’nın Nilüfer’de bu tiyatro oluşumuna dair düşünceleri neler?
 
Sonuna kadar destek! O olmasaydı bunu yapmak mümkün değildi. Belediye Başkanı bu işe destek olmasa bu tiyatronun açılma ihtimali sıfırdı!
 
Sanatsever bir belediye başkanınız var. Başkaları da duysun diye söylüyorum
 
1999’dan beri sadece tiyatro değil, sanatın her alanında destek var. Mesela Bursa’da ‘Başka Sinema’ Nilüfer Belediyesi’nin salonunda devam ediyor.
 
Şu anda bu tiyatronun oynadığı kaç salon var?    
 
2 salon var Nilüfer’de ama bazen Bursa merkezdeki salonlarda da oynuyoruz. Bir de şimdi alternatif bir sahne, bir meydan sahne yaratabilirsek, onu da hayata geçireceğiz. Bu yapının gelecekte kıymetli olacağını düşünüyorum. Büyük tiyatro yerine, gelecekte de kadrosu en fazla 50 kişi olacak, yönetilebilir –çünkü kolektif karar almaya kalktığında 300 kişiyle bunu başarmak mümkün değil- bir tiyatro modeli olmalı. Genel kurulun en fazla 50 kişi olacağı bir yapıdan bahsediyoruz.
 
Bu arada kadrodaki herkes genel kurulun doğal üyesi mi?
 
Evet, kadroya giren herkes genel kurulun doğal üyesi ama seçimlerden 6 ay önce kadroya girmiş olması gerekiyor ki oy verebilsin. 6 ay boyunca çalışıp burayı tanısın, kimin ne yaptığını öğrenebileceği bir süreçten geçsin diye böyle bir madde koyduk yönetmeliğe… Bir belediye başkanı tiyatroyu kapatmak isterse çok kolay kapatır. Ama niye yapar bunu bilmiyorum. Bu küçük yapı, yani yönetilebilir yapı hemen hemen her belediyenin bütçe ayırabileceği bir yapı. Bursa’da 1 tane büyükşehir belediyesinin tiyatrosu olmasın da 17 tane ilçe var, 17 tane tiyatro olsun… Çok daha etkin ve verimli olacaktır. Çünkü, büyük kentlerden bahsediyoruz, Nilüfer’de yaşayanla Yıldırım’da yaşayanın sosyokültürel yapısının alakası yok. Herkesin kendi bulunduğu sokağı temizlemesi lazım. Mesela İstanbul’da İBBŞT yerine İstanbul’daki bütün ilçelerde belediyelerin kurduğu, oraya hizmet eden tiyatrolar olsa başka bir tiyatro hayatı olabilir diye düşünüyorum.
 
Talebin bölgesinde yaşayan halktan geliyor olması çok önemli tabii. Burada o bahsettiğin anketlerin yapıldığı zaman insanların kültür-sanat etkinliklerine dair birtakım fikirlerinin ve arzularının olması… Aslında arz-talep meselesinin ne kadar reel olduğunun da göstergesi Nilüfer’deki tiyatro yaşantısı.
 
Bir de şu var, bunu da azımsamayalım; 10 yıl önceki verilere göre Nilüfer sosyoekonomik açıdan Bakırköy’den sonra en yukarıdaki belediye. Yani eğitimli kentli insanların daha çok yaşadığı yerde tiyatro yapıyoruz demek oluyor bu. O anlamda çok şanslıyız. Sunduğun şeyin alıcısının olma ihtimalinin daha yüksek olduğu bir yer.
 
Zaten talep eden bir kitle…
 
Evet, ama tabii ki Türkiye’nin ortalamasının üzerinde olması kapıların yıkıldığı anlamına da gelmiyor. Seyirci çok seçici. Sevmediği oyuna gelmiyor.
 
Aslında ne kadar doğru bir tavır. Globe’ta yüzyıllar önce domates atmakla aynı şey yaptığı… Peki senin bundan sonrası için arzuların, dileklerin ne?
 
Keşke bu modeli Türkiye’de 10 tane belediye uygulayabilse. Bununla ilgilenecek herkese ücretsiz danışmanlık yapıp nasıl olacağını anlatabilirim her belediyeye.
 
Anladığım kadarıyla bugüne kadar böyle bir talep gelmedi hiç, değil mi?
 
Gelmedi ama biz de kadrolar netleşmeden bas bas bağırmadık.
 
Bundan sonra umarım bu bir başlangıç olur ve bu anlamda sizinle iletişime geçen belediyeler olur.
 
Daha önce de dediğim gibi, belediye başkanı bu işle ilgili gerçekten talepkâr ve ikna değilse bu iş bürokrasinin çarkları arasında yok olur. Önce belediye başkanın niyeti gerekiyor.
 
Ama konuştuk ya, önümüzde bir seçim dönemi var. Belki bu seçim öncesi dönemde başka başka belediyelerde aday olacaklarla görüşmeler yapılıp buradan bir kampanya devşirmek de bir yol olamaz mı?
 
Bu model eğer Türkiye’de 10 tane kentte uygulanırsa Devlet Tiyatroları’na alternatif bir model ortaya çıkar. Çok hızlı yayılan bir model olabilir bu. Bizim ülkemizde son 7 senedir siyasetten başka hiçbir şey konuşulmadığı için ve insanlar inanılmaz sert bir şekilde siyasi olarak bölündüğü için çok büyük bir mutsuzluk var. Ama bilet raporlarına baktığımda, her zamanki gibi, gençlerin (25 yaş altının) %70 oranında izleyici olduğunu görüyorum. 35 yaşına geldiklerinde bu oran çok düşüyor. Tiyatro izleyicisi yok değil, var; ama vazgeçiyorlar tiyatrodan.
 
İnsanlar artık sadece siyaset konuşmaktan da sıkıldılar ve ben bundan umutluyum.
 
Çünkü ülkenin gerçeği de artık nefesimizi öyle bir daralttı ki… Yeter artık diyorsun…
 
Bu yüzden bizim ısrarla söylediğimiz bir şey var: tiyatro iyidir, iyileştirir. Gerçekten çok yaralıyız ama iyileşmek istiyorsak artık biraz sanata geri dönmemiz gerekiyor. Çünkü sanat iyileştirir…
 
Bir de televizyonda bir tiyatro algısı pompalandı ki “Güldür Güldür” gibi programlarla… Bu aslında yeni bir şey de değil, 1970’lerden beri pompalanan bir şey bu. Tiyatro hep skeçlerle eş değer tutuldu.
 
Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu bağımsız mı?
 
Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu halka bağımlı. Halkın parasını harcadığını biliyor, entelektüel şiddet uygulamıyor.
 
Ne enteresan bir tabir kullandın: entelektüel şiddet…
 
Sanat öncüdür ve halkın 1-2 adım önünden yürür, bu zorunluluktur. Ama benim kendime ait bir sanat kurumum varsa burada 10 adım önden koşmayı isteyebilirim, bu benim tercihim olur; kendi paramı riske atıyor oluyorum. Ama halkın parasıyla 10-20 adım önde gitmelerin repertuvarın tamamı açısından doğru olmadığını düşünüyorum. Yılda bir tane insanların izlediğinde mutlu olacağı ama seyirciyle buluşma ihtimalinin çok yüksek olmadığı, eleştirmenlerin ve tiyatro insanlarının seveceği bir oyun yapabilirsin. Onu da alternatif bir sahnede ve biçimde yaparsın mesela, bunu doğru ve kıymetli buluyorum. Ama halkın parasını harcayan kurumların bütün repertuvarı bunun üzerinden kurmaması gerektiğini düşünüyorum.
 
Bağımsızlık meselesini daha çok politik gündemle alakalı sordum aslında.
 
Festivalde Necip Fazıl’ın bir oyunu var mesela. Bağımsızız, festivalde Necip Fazıl oynatacak kadar bağımsızız. Ama festivalde sol jargonun sert bir oyunu da olabilirdi. Bu bizi etkileyen bir şey değil. Repertuvarı hazırlarken bağımsız mıyız? Belediyeden herhangi bir konuyla ilgili herhangi bir baskı görmedik.
 
Sansüre uğramıyorsunuz yani.
 
Asla. Fakat dediğim gibi, halkın parasını harcarken de halk yalakalığı yapmayacaksın ama öbür tarafa da düşemeyeceksin arasındaki çizgide durmaya çalışıyoruz.
 
Çok şanslısınız.
 
Hayır. Biz bunu çok emek vererek elde ettik; çok koşarak, çok çabalayarak… Bir tane çok önemli şansımız var, bunu kabul ediyorum, Belediye Başkanı. Bu büyük şans; ama Belediye Başkanı da sokağa para atacak biri değildir asla. Bunun kıymetli bir şey olduğu konusunda onu ikna ettik, bize güvenerek ikna oldu. Mesela belediyede müdürlükler arasında en genç müdüre sahip olan kurum bizim tiyatro. Bu ne kadar kıymetli… Çünkü bu sanatla ilgili bir yapı olduğu için sanatçılar tarafından yönetilmesini en başta kendisi doğru buluyordu. “Sanatçı bürokrasiden ne anlar kardeşim?” lafı benim asla doğru bulmayacağım bir laf. Sanatçı sanatını nerede icra ettiğiyle ilgili olarak gerekiyorsa bürokrasiyi de öğrenmek zorundadır. Çünkü sanatçı hiçbir yerden zembille inmedi! Bu topraklarda yaşıyoruz. Birisinin onun adına imza atıp onun entelektüel meselelerini yaparken “ama…” dememesi ihtimali hiç gerçek değil. O zaman o imzayı da sen atacaksın… Bu model eğer birileri tarafından “Galiba iyi bir şeyler yapılıyor” diye algılanırsa ben dünyanın en mutlu adamı olurum. Çünkü bu gerçekten bir siyaset yapma biçimi.    
 
Eklemek istediğin bir şey var mı?
 
Var. Keşke bağımsız tiyatrolarla bir platformda buluşup konuşabilsek ve burada ana festival dışında bir alternatif festival yapsak. “Ve…”yi ‘off’ ya da ‘fringe’e çeviren bir hâle getirebilsek. Biz bu konuda çok açığız. Nilüfer, bağımsız tiyatroların seyirciyle ilişkilenebileceği bir yer olabilir.
 
O zaman buradan bir açık çağrı yapmış olalım bir bağımsız festival için…
 
Mesela her sene mayısta 15 günlük bağımsız bir festival yapalım. Belediyenin lojistiğini sağlayacağı, duyurusuu yapacağı ama sadece seyirciyle buluşmaya değil de meseleyi tartışmaya da zemin oluşturacak bir yapı olsa keşke.
 
Umarım önümüzdeki sene bu yapılabilir ve biz de onun haberini yapıyor oluruz
 


Bize Destek Olmak İster Misiniz?

Kültür sanat alanında olan bitenleri sizlere sansürsüz olarak ulaştırmak için 6 yıl önce yola çıktık! 6 yıla 37 dergi ve binlerce haber sığdırdık!

Siz de çorbada tuzum olsun diyenlerdenseniz Patreon üzerinden bize destek olabilirsiniz.

https://www.patreon.com/GazeteMustehak


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı