Köşe Yazarları

Iraz Yöntem / Çocuklardan Öğreneceğimiz Çok Şey Var!

Geldi çattı işte Mayıs… Koca bir sezonu arkamızda bırakıyoruz ve tabi ki önümüzdeki sezonun hazırlıklarına başlıyoruz… Malum, bizde yapılacak işler bitmez: Yeni oyunlar, provalar, yeni çalışma arkadaşlarıyla tanışmacalar, tadilatlar, okumacalar, yazmacalar; kısacası her sezon yeni bir doğum sancısıyla bir öncekini uğurlar…
Dönüp bakıyorum da şimdi, ne kadar çok şey öğrenmişim yine bu sezonda; ne kadar çok hata yapmışım tabi ki ve onlardan ders alabilmek için hala çalışıyor olmak ne kadar da mutlu ediyor beni… Kendi adıma üzüldüğüm birkaç şey var tabi, ne yazık ki bu sene çok az oyun izleyebildim; ama olsun, önümüzdeki yıl neler izleyeceğimin merakını ve heyecanını şimdiden yaşıyorum. Bir seyirci olarak kendime daha çok oyun izleyebileceğim bir yıl diliyorum…
Bu sene bir seyirci olarak yaşadığım –benim için– en öğretici ve şaşırtıcı olan deneyim, Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası’nın sahnelediği “Peter ve Kurt” oldu. Ünlü Rus besteci Sergey Sergeviç Prokofyev, bu eseri çocuklar için bir masal olarak bestelemiş! Masalın tüm kahramanlarının farklı enstürmanlarla anlatıldığı bir oyun haline gelen, Şef Rengim Gökmen yönetimindeki orkestranın yorumladığı “Peter ve Kurt”un sahne uyarlamasının rejisi Murat Göksu’ya ait. Selçuk Yöntem’in anlatımıyla seyirciyle buluşan eserde çocuk oyuncu Emir Berke Zincidi de Peter rolünü üstlendi.
2006 yılında kurulan Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası, Türkiye’nin inanılmaz yetenekli çocuklarından oluşuyor. Bu orkestra o kadar özel ki, ülkemizdeki ilk ve tek örneği! 18 yaşını dolduran çocuklar, yerlerini kendileri gibi yetenekli başka çocuklara devrediyorlar; bir nevi bayrak yarışı devam ediyor.
Bu muhteşem gösteride beni en çok etkileyen şey, seyirci koltuğundaki çocuklardgus oldu! Yanımda oturan 2 yaşındaki kız, belki de seyircilerin arasındaki en küçük çocuktu… Aslına bakarsanız galiba onları daha çok izledim… Her biri izledikleri temsile kendilerini tamamen teslim etmişlerdi; inanılmaz bir büyünün içindeymiş gibi heyecanlı ve meraklıydılar ve dikkatleri bir an olsun dağılmadı! Onları izlerken ‘yetişkin’ bir seyirci olarak kendimi sorguladım: “Biz yetişkinler neden birer çocuk gibi seyirci olamıyoruz?”, “Kendimizi bir oyuna yürekten teslim edemememizin sebepleri neler?”…
Evet, biliyorum; genellikle “Oyun kötüydü…”, “Oyunculuklar iyi ama…”, “Aslında güzel oyun da bir şeyler olmamış…” gibi bir sürü cevap buluyoruz… Oysa bizler seyirci koltuğuna oturmadan önce trafikle boğuşuyoruz, hayatın stresini bir an olsun bir kenara bırakamıyoruz, işimizde ya da ailemizde yaşadığımız sorunları unutamıyoruz; liste uzayıp gider… Oysa nasıl ki bir oyuncu olarak bize ilk öğretilen şeylerden biri ‘hayattaki kimliklerimizi ve problemlerimizi kapının dışında bırakmamız gerektiği’ ise, bir seyirci olarak da kendimize öğretmemiz gereken şey bu olmalı belki de… Belki de bunu becerebildiğimiz zaman bir oyunun gerçekten doğru değerlendirmesini yapabiliyor oluruz… O zaman belkide iyi ve doğru olanı yürekten tebrik edip, eksikleri ve hataları yapıcı bir şekilde eleştirmeyi öğrenmiş oluruz… Belki de o zaman bu yolda seyirci ve oyuncu olarak herkesin bir bütün olduğunu; bir taraf eksik ya da uzak kalırsa sanatın varolamayacağını, hatta hayatın bile paylaşılamayacağını öğrenmiş oluruz…
Çocuklardan öğreneceğimiz çok şey var, iyi ki…
Gelecek sezonda içimizdeki çocukları/çocukluklarımızı görüştürmek üzere

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı