GenelKöşe Yazarları

Iraz Yöntem – Bugünlerin yarınları var…

İyi ki…
 
Sizi bilmem ama geçtiğimiz ay bende koca bir yılmış hissi bıraktı…
 
“Sansürsüz Kültür Sanat Yıllığı 2017”yi hazırladığımız aylar bile ruhen beni bu kadar yormamıştı galiba… Koca bir yılda kültür sanat alanında olan bitenleri 30’a yakın kaynakçadan gün gün tararken tüm olumsuzlukları sanki yeniden yaşıyormuşçasına mutsuz olduğum çok an olmuştu. Ama 2018 Ocak ayı –tam da bu çalışmanın üzerine- tır gibi ezdi geçti sanki beni…
 
Umutsuzluk değil, sakın yanlış anlaşılmasın; ama umutsuzluk aşılama çalışmalarında son sürat giden bir trene bin-diril-miş gibiyiz…
 
Ölümlerle, baskılarla, yasaklarla başladı 2018; hem de çok hızlı… Hiç mi yoktu bunlar? Vardı elbet ama sanki bu kadar hızlı değil miydi acaba?…
 
Ben o umutsuzluk trenine binmemek için direnen ve inat edenlerdenim. Etrafımda da benim gibi çok insan var, biliyorum. Hatta sosyal medya da gösteriyor ki aslında hiç de az değiliz! LGBTİ sloganı gibi: “ALIŞIN, BURADAYIZ!” (iyi ki☺)
 
Geçtiğimiz ay sanatı toprağa benzettiğim bir yazı yazmıştım. İçinde gerçeğin umudunu, umudun gerçeğini anlatmaya çalışmıştım. ‘Toprak’ benzetmesinde ısrarcı olmam boşuna değil. Bu mevsimde bahçedeki çimler yeşerdi –şaka değil ☺. Çünkü bahçe tepetalak bellendi, gübrelendi. Tıpkı bir oyunu yasakladıklarında, tepetaklak ettiklerini zannettiklerinde insanların tepkileri ve destekleriyle çoğalttıkları gibi yeşerdi… Her yasak toprağı belllemek gibi; toprak alt üst oluyor, tepkilerle kuvvetleniyor ve yepyeni bir yaşam doğuyor…
 
Bu ay sizlere koca bir “YASAKLAR” dosyası hazırladık. Her dönem her yasak yaşamı ve umudu daha da büyütmüş, unuttuysanız siz de yeniden hatırlayacaksınız; hatırlayın lütfen.
 
Dosyayı Güney (Zeki Göker) hazırladı; hem de ne dosya… Çok da güzel bir anektodla bitirdi dosyayı; bana dönüp dedi ki: “Biz geçmişteki yasakları hazırladık ama yasaklayanların neredeyse hiçbirinin ismi yok; oysa yasaklananlar bugün hâlâ yaşıyor işte!…”
 
Yarınlarda bugünün çocukları ya da daha doğmamış olanlar bile bugünlere dönüp baktığında Güney’in dediğini diyecekler birbirlerine… İyi ki…
 
Böyle zorlu zamanlar için hep ‘turnusol kağıdı’ benzetmesi yapılır ya; bizde bu durum hiç değişmiyor galiba. Ama değişmesi umudunu taşımaktan vazgeçeceğimiz anlamına da gelmiyor bu. Bence en önemlisi birlikteliğin kuvvetlendiği zamanlar bu zamanlar.
 
Bazen anında refleks göstermek için yanıp tutuşuyoruz; ama unutmamamız gereken bir şey var: Bugünlerin yarınları var! Bugün sakin olup yaşadığımız durumları süzemezsek yarınları inşa etmek için ne enerjimiz kalacak, ne akıl sağlığımız… Evet, tepki vermemiz gerekiyor olan biten tüm haksızlığa, hukuksuzluğa; ama unutmamalıyız ki yarınlarda alfabeyi öğretir gibi anlatmamız gerekiyor olan biten her şeyi. Hangi yanlışların yapıldığını; en önemlisi de bu yapılanların neden yanlış olduğunu…
 
Şimdi önümüzde belirsiz bir yasak daha var; internet yasağı. İçeriği tam olarak belli olmasa da (elbette bir taslak var ama çok muğlak) bizi etkileyeceğini bildiğimiz; en azından etkilemesinin muhtemel olduğunu bildiğimiz. Sanki yine toplumsal bir nabız yoklaması yapılacakmış gibi hissediyorum –birçokları gibi- ama her an her şey olabilir… Bakalım neyle karşılaşacağız… Ama yılgınlık yok! Avcı ne kadar al bilse, ayı o kadar yol bilir! ☺
 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı