GenelKöşe Yazarları

Iraz Yöntem / Belki de daha yeni başlıyor…

Belki de daha yeni başlıyor…
Size de zaman artık eskisinden daha hızlı geçiyormuş gibi geliyor mu? Eskiden daha programsız ve spontane yaşayabiliyorken artık ajandaya not düşmeden bir yerlere yetişmenin mümkün olmadığı gerçeğiyle yaşıyorum… Tabii ki siz istediğiniz kadar planlı ve programlı olun, hayat size her an ‘nanik’ demeye hazır oluyor! Bir itirafta bulunayım, bu sezon hem kendime çok gol attım, hem de hayatın ‘nanik’lerinden bolca nasibi aldım.
Neden ‘zaman’ üzerine yazıyorum?
George Orwell’ın “1984” romanını bilirsiniz (henüz okumadıysanız lütfen okuyunuz efendim); ben yıllar sonra bir kez daha okuma arzuma daha fazla karşı koyamadım. Kitaplar çok acayip canlılar; bence kesinlikle canlılar! Onları okuduğunuz her zamanda sizinle beraber ‘o an’ın ‘şimdiki zamanı’nda yaşıyorlar.
Yıllar önce okuduğumda beni vuran noktalardan başkaları bu sefer zihinme birer ok fırlattı. Mesela “geçmişin denetim altında tutulması ve sürekli değiştirilebilen bir şey olması” fikri çok ürkütücü değil mi? Geçmişi sürekli değiştirdiğiniz zaman ‘şimdiki zaman’ın hâli ne olur?
Distopik bir romanın fikirlerinden birinin hayat bulduğu zamanlarda ve coğrafyada yaşıyoruz ne yazık ki… Geçmişi değiştirmek GERÇEKTEN mümkün ve değiştiriliyor da! İşin en acıklı yanı ise bizler buna engel olamıyoruz!…
Geçmişi silmek, önce mekanları yok ederek başlar. Mekanlar yok oldukça bir süre sonra anılarınız silikleşmeye başlar, hafızanız sizden uzaklaşır. Bir süre sonra anılarınızın gerçekliğinden bile şüphe duyar hâle gelebilirsiniz…
Çok uzağa gitmeye gerek yok; eğer İstanbul’da yaşıyorsanız, ya da en azından sadece gezmeye bile gelmiş olsanız, İstiklal Caddesi’nin geçen yıldan çok daha farklı olduğunun ayırdına varabilirsiniz. Geçen yıl da ne ki, 10 yıl öncesini hatırlıyor musunuz?… İki yanı boyunca ağaçların olduğu, arnavut kaldırımlarıyla döşeli, rengârenk ve cıvıl cıvıl İstiklal’i hatırlıyor musunuz?…
Emek Sineması’nda, Alkazar Sineması’nda film izlediniz mi mesela, ya da Muammer Karaca Tiyatrosu’nda bir oyun?… Eskiden İstiklal Kitabevi vardı, hiç kitap aldınız mı oradan? Odakule’den Tünel’e doğru yürürken caddenin sükûnetine kendinizi hiç bıraktınız mı?…
Örnekler o kadar çok çoğaltılabilir ki ne yazık ki… Mesela artık o meşhur ‘Nostaljik Tramvay’ bile yok; raylarının yerine parça parça beton döküldü. Hatta daha yeni dökülen betonlar bile parçalanmaya başladı! O güzelim arnavut kaldırımlarından beton bir mezarlığa dönüştü sanki İstiklal Caddesi…
Bir durup düşünün bakalım, sizin hangi anılarınız silinmeye yüz tutmuş? Değiştirilen geçmişle beraber kendi zihninizden şüphe ettiğiniz oldu mu hiç?…
Bir de bizim hiç yaşamadığımız bir tarihimiz var tabii, aslında en çok da o tarih değiştirildi… Ama hiç olmazsa hafızalarımızı diri tutmak ve unutmamak için özellikle tiyatroseverlere müthiş bir kaynak önermek istiyorum: “Geçmişten Günümüze İstanbul Tiyatroları”!
Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan bu şahane kitap, 3 ciltten oluşuyor: İlk ciltte Suriçi İstanbul’u, Bakırköy ve Çevresi; II. ciltte Beyoğlu, Şişli, Beşiktaş ve Çevresi; son ciltte ise Anadolu Yakası ele alınıyor.
Aslında bu kitap, ‘İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmenliği Projesi’dir. Kerem Karaboğa, Yavuz Pekman, Fakiye Özsoysal ve Metin Balay’ın yazmış olduğu bu kitapla tarihin bugün nasıl değiştirildiğine tanık olurken belki de yarınları koruyabilmek için daha fazla çaba harcamamız gerektiğinin de farkına varırız…
Zaman geçiyor… Zaman artık eskisinden daha hızlı akıp gidiyor… Hayat bize sürekli gol atıp ‘nanik’ yapıyor olabilir; ama kaleyi koruyabilmek de bizim ellerimizde.
İyisiyle kötüsüyle geçmişimizi unutmamak ve unutturmamak için bugünleri dibine kadar yaşamak zorundayız. Bugün yarının geçmişi olacak, gelecekte geçmişin nasıl yazılmasını istiyorsak öyle yaşamak ödevimiz!
Bitmedi, belki de daha yeni başlıyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı