Köşe Yazarları

Hakan Atalay – Görmek / Yüzleşmek ve Maradona

Hep yaptığımız, durmadan yaptığımız, yapmaktan asla vazgeçmeyeceğimiz, geçemeyeceğimiz bir eylem olan görmek üzerine küçük bir yazı bu ve elbette bilimsel değil; ­ki yazabileceğim bir şey değil zaten­ sadece hazırlık sınıflarında, provalarda geçirdiğim zaman zarfında kafamı hep daha da çok karıştıran bu eyleme biraz ‘insani’ bir yerden dokunmaya çalışmak üzerine…
(Gene bir prova arasında çay­ sigara içerken)
Önce kendinle yüzleş… Kendinle yüzleşmek tuhaf bir şekilde insanlık tarihinde hemen her zaman önemli olmuş bir kavram. Hem çeşitli öğretilerin içinde hem de kendi başına bir öğreti olarak… Yunan mitolojisinden, Hint öğretilerine, Kızılderili ata sözlerinden Uzakdoğu felsefelerine kadar her daim kilitli olduğu düşünülen kapıların maymuncuğu olmuş adeta; hem bireyin kendi yaşam aralığında, hem de toplumların devamlılığında. Ve tabi doğa ile olan ilişkisinde. ‘Kendinle yüzleş’; peki tamam da nasıl? (Sigarayı bırakmak lazım)
Mevzuyu kişisel gelişim kitabı kıvamında ele almak değil amacım. Ancak soru tam da bu; nasıl? Öyle Amerika’yı yeniden keşfetmek de değil niyetim, zira İspanyolların keşfinden sonra koca kıta durduk yere İspanyolca öğrenmedi; ­ki onu da öyle İspanyolca kurslarına giderek de öğrenmiş değil Maradona’nın dedeleri­, mecbur kaldılar. Yaşamak için, beyaz adamın barut kokulu ellerinin arasında yaşayabilmek için. (Prova başlamıyor sanırım, bir çay daha içsem..)
İlk mikroorganizmadan bu yana her canlı formun tek ve en büyük ortakIMG_7458 amacı yaşamaya devam etmek. Suyun içinde kendini bir şekilde var edebilen yaşam; tüm deneyimlerini biriktirerek, kendine yeni formlar yaratarak ve hep sahip olduğu şeyi kaybetmemek için direndi durdu. Tek hücreliydi, daha fazlasını var etti, uzuvlarını var etti kendi dışında olan bitenle mücadele etti, didindi durdu ve yaşam durmadan devam etti. Tamam biliyoruz işte süreci, az biraz evrim, türlerin kökeni hoş politik olarak bu aralar pek itibar edilmese de­ doğal seleksiyon, adaptasyon vs… Sonra? Göz var, kulak var, akıl var, fikir var da işte bu olan biten ne? Niye ?
Şimdi, bahsettim ya hazırlık sınıflarında görme eylemi üzerine bir takım çalışmalardan, idmanlardan… Hah; işte orada ‘gördük’ ki esasen bir bok gördüğümüz falan yok. Yani göz görme eylemini gerçekleştiriyor ancak akıl pek mevzuya dahil değil.
O’nun o anda daha mühim işleri var. Doğuştan gelen bu eylem ‘bilinçli’ bir eyleme dönüştüğünde görme eylemi normal zamanlarda gerçekleştiğinden daha başka bir hal alıyor. Üzerinde çalışılması gereken bir başlık oluveriyor bir anda. Hiç dilimizden düşmüyor ya ‘ önce gör ‘… (Ulan bi sigara daha mı içsem ?)
Kendinle yüzleş … Şimdi bunu becerebilmek için görmek lazım önce. Gerçekten görmek. Sadece gözün gördüğü de değil, ellerinle görmek, aklınla görmek, geçmişi görmek, karanlığı görmek… İçinde yaşadığın sokağı görmek, ayak izlerini, sesleri, niyetleri görmek, kendini görmek… İnsan kendini en iyi nerede görür? (Bana shakespeare den alıntı yaptırmayın burada şimdi)
Kendini daha önce görmemiş insanlardan oluşan bir kalabalığın içinde herkes yalnızdır, açık ve net. İşte bu yalnızlık adamı iter. En olmadık yerlere iter. En çıkmaz sokaklara iter. En karanlık fikirlere iter. Bu itilme kendi başına bir mutsuzluk sebebi ya zaten,
bu mutsuz kalabalık ­işte adına aile de istersen, istersen mahalle de, şehir de, ülke de, ne dersen işte­ ne istediğini, neyi özlediğini, neyden korktuğunu gerçekten bilebilir mi?
İnsan kendini en iyi nerede görür?
Bir toplum kendini en iyi nerede görür? (prova başlıyor, önce hangi sahne acaba?)
Bir toplum kendini en iyi nerede görür ve onunla yüzleşir?
Bir toplum kendini en iyi nerede görür, onunla yüzleşir ve bu gerçekten yarın için bir umut getirir mi?
 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı