GenelKöşe Yazarları

Güney Zeki Göker / Yine De Yakışmaz Bize Umudu Kaybetmek

Yine yeniden merhaba sevgili Müstehak’çılar,
Kapkara ve lanet bir sezonu geride bıraktık. Neler geçmedi ki şu kısacık 8 ayda başımızdan? “Normal” bir ülkede 80 yılda olacak şeyleri biz 8 ayda yaşadık. Sanırım yaşattılar desem daha doğru olur.
Bir gecede çıkartılan KHK’lar ile sanat derneklerinin kapatıldığı; hocaların ihraç edildiği; gazeteci olmanın, sanatçı olmanın, akademisyen olmanın, öğrenci olmanın, eylemci olmanın, edebiyatçı olmanın suç olduğu ama insan hayatının bedelinin 10 bin lira olduğunu öğrendiğimiz kapkara bir 8 ay geçti üzerimizden.
“Kültür Şurası” adıyla düzenledikleri etkinlikte “Çağımızın en büyük sorunlarından biri kültürel sığlaşmadır. Televizyonların, internetin, özellikle sosyal medyanın kültürümüzü adeta yiyip bitirmesine izin veremeyiz” diyenlerin OHAL bahanesiyle şehir tiyatrolarında kayyumların kıyım yapmasına ses çıkartmadığı-çıkartamadığı bir 8 ay.
Çıkartılan KHK’larla 102 bin 887 kamu çalışanının ihraç edildiği ve pasaportlarına el konulduğu, korku duvarını yıkıp geçen Veli’ler ile bu duvarın yanına yaklaşmaktan bile korkan Ali’lerin olduğunu gördüğümüz, hayal kırıklıklarıyla dolu bir 8 ay geçti, geçmekte üzerimizden…
Yasakların, saldırıların, kundaklamanın yaşandığı, hocalarımızın “kanında duş alacağını” söyleyen mahlukun ödüllendirildiği, hocalarımızın ise güpegündüz yol ortasında tartaklandığı hatta tutuklandığı ve adaleti açlıkla aradığımız lanet bir sezonu geçirdik/geçiriyoruz.
Tahtaya çıkardığı öğrencilere sıra dayağı çeken öğretmenlerin yarın sabah kalkıp derse gireceği, dayak atıp müsteşarlığa terfi eden öğretmenin yarın yine koltuğuna oturacağı… Taciz ve tecavüz eden öğretmenin yarın da görevden alınmadığı ama muhalif olan ve hak mücadelesi veren öğretmenlerin bir gecede kapıya konduğu/konabildiği, sesini çıkartanların sesinin kısılmaya çalışıldığı bir 8 ay geçti ve geçmekte hâlâ üzerimizden.
İki elin parmaklarını geçmeyen umut dolu haberler dışında karanlık düşüncenin zincirlerinden konuştuk bu 8 ay boyunca. Başları sıkıştığı zaman çektikleri ilk silahı, sansürü ve yasakları anlatmaya çalıştık sizlere elimizden geldiğince ve dilimiz döndüğünce.
Devlet Opera ve Balesi’nde kadın sanatçıların göğüsleri görünmesin diyen mahluğu terfi ettirip müdür yapanları da konuştuk, Muammer Karaca Tiyatrosu’nu içindeki eşyalarla çürümeye terk edenleri ve buna susan, elimizde olanların da bahçesini “Açık hava düğün salonu”na çevirip yardım ve yataklık yapan sözde muhalifleri…
Dayak yiyen kadına ses çıkartmanın yasak olduğu, OHAL’in elinin kolunun kitap afişlerine kadar uzandığı; afişlerin, kitapların, konserlerin, festivallerin yasaklandığı ama iktidar belediyelerinin festivallerinin, kutlamalarının tam gaz devam ettiği kapkara ve yasak dolu bir sezon geçirdik.
Uyuduğumuz uykudan uyandığımızda kimi zaman Yenikapı ve Ay Işığı Sanat tiyatrolarının mühürlendiği haberiyle açtık gözlerimizi; kimi zaman ise yazarların, gazetecilerin, sanatçıların, akademisyenlerin bir gece ansızın gözaltına alınıp tutuklandığı haberiyle yumduk gözlerimizi ve girdik yataklarımıza. Döndük durduk ayrı ayrı yataklarda… Rahat bir uyku çekemediğimiz ve uyumak istediğimizde değil de gözyaşları eşliğinde uyuyakaldığımız, karanlık ve uykusuz gecelerin bolca olduğu “Peki şimdi ne yağacağız?” dediğimiz, geçmek bilmez bir 8 ay geçirdik/geçiriyoruz.
Bazen yazmanın, bazen okumanın yasak olduğu!… Kurum çalışanıysan fikrini beyan etmenin; hocaysan ve barış istiyorsan derse girmenin, yurtdışına çıkmanın bile yasak olduğu… Gazeteciysen yazmanın, sanatçıysan konuşmanın, devlet memuruysan hakkını aramanın yasak olduğu; insanların ekmekleriyle oynandığı, olana bitene kulaklarını tıkayanların sessiz kalabilenlerin olduğu sezon geçirdik/geçiriyoruz…
Sözün özü; insanları katletmekten zeytin ağaçlarını katletmeye bile vakit buldu büyüklerimiz biz bu sayıyı bitirmeye hazırlandığımız sıralarda. Yıllardır çürüttükleri kültür merkezlerini onaracak vakit bulamayanların açılış açılış gezdiği; önümüzü, arkamızı, sağımızı, solumuzu yasaklarla çevirdiği “Neden kalkacakmış canım OHAL? Neyiniz eksik, her şeyiniz var işte” diyebildiği günler geçiriyoruz. Üstelik hâlâ neden alınmadıklarını bilmedikleri gibi neden atıldıklarını da bilmeyen bir sürü masum insan varken…
Ne diyeyim ki?
Dilerim yeni sezonda artık insanların emekleri ve ekmekleriyle oynamaktan vazgeçtiğiniz günler görelim…
Unutmadan, şu memlekette ille bir şeyi yasaklayacaksanız önce kirli ağızlara “tiyatro” kelimesini kullanmayı yasaklayın. Zaten gelip gittiğiniz, oturup bir tiyatro oyununu başından sonuna izlemişliğiniz yok; bari gölge etmeyin, başka ihsan istemez.
Yine 3 ay dinlenip Ekim ayında geri döneceğiz.
Sürç-i lisan ettiysek affola.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı