GenelKöşe Yazarları

Güney Zeki Göker / Unutulup, yok olup gitmenizden korkuyorum (!)

Yine yeniden merhaba sevgili Müstehak’çılar. 4 aylık bir aradan sonra nihayet yeniden birlikteyiz. 4 aylık bir ‘tatil’in ardından yeniden sarıldık köşelerimize büyük bir özlemle. Yine ve yine tüm olan bitenleri sindiremeden geldi çaldı kapımızı yepyeni bir sezon.
Bir yanda müjde gibi ‘lansman’ı yapılan “AKM’yi yıkıyoruz!” sözleri diğer yanda “Çiçek, böcek, sanat, sanatçı yapmayın arkadaşlar ya günahtır böyle şeyler!” diyen bakanın sözleri eşliğinde açıyoruz yepyeni bir sezonu.
Dünya üzerinde sanatı ve sanatçıyı aşağılayan politikacıların bu kadar çok olduğu başka bir memleket var mıdır acaba? Yoktur bence. Yani olsa mutlaka okurduk herhalde bir iki satır üzerine bir şeyler bir yerlerde.
Üstelik hiçbiri kıymetlisini koyduğu koltuktan kaldırıp bir kez olsun herhangi bir tiyatro salonunun kapısından içeriye girmemişken. Herhangi bir sanat etkinliğine cebinden parasını vererek girmemişken… Yani konu üzerine bir saç teli kadar olsun bilgileri yokken.

“Tiyatro” kelimesini bu kadar çok kullanan takım elbiseli ve sanat düşmanı olan efendilerin olduğu başka bir ülke var mıdır? Heykelden anlamayıp heykel yaptıran ve yapılan heykelin gözüken memesinden bile “tahrik” olan, ‘Tiyatro’nun “t”si hakkında fikri olmayan, fikri olmadığı için de anlamayan ama “Tiyaro yapma ulan!” diye bağıran efendiler var mıdır? ‘Modern mimari’nin ne olduğundan, dünyadaki örneklerinden bihaber olup ağızına ‘modern  mimari’ tabirini sakız eden, sanatı ve sanatçıları hedef göstermekten çekinmeyen efendiler; sanatı rant, sanatçıyı mal, seyirciyi müşteri, kurumlarımızı babacığınızın malı gibi yöneten efendiler var mıdır dünya üzerinde başka bir yerde acaba?
Eğer gerçekten yoksa ve şu an son örnekleri sadece bizim ülkemizdeyse, koruma altına alalım. Hazır devlet büyüklerimiz yeni opera salonları, müzeler açmaya bu kadar merak salmışken bu ‘efendiler’i de müzeye kaldıralım. Çünkü korkuyorum dünya üzerinde bu konuda da son ‘şanslı’ ülke bizsek eğer yok olup gidecekler, unutulacaklar. Unutulmasınlar istiyorum! Unutulmamayı hak ediyorlar.

Meğer Selman Ada’nın 3 yıldır bir çiftliği mi var’dı-mış!

Kendisini tanıtırken “Türkiye’nin aydınlık yüzü”, “Dünyaya açılan ilk Türk opera bestecisi”, “Birinciler birincisi” şeklinde ifadeler kullanan Selman Ada’nın geçtiğimiz haftaya kadar Devlet Opera ve Balesi’nde Genel Müdür koltuğunda oturduğunu sanıyorduk.
Halbuki iş bizim bildiğimiz gibi değilmiş. “Dünyaya açılan ilk opera besteci”miz Selman Ada’nın 7 şubesi olan kocamaaan bir çiftliği varmış ve çiftliğinde 4 eserle sadece bir sezonda 108 bin TL telif alınabiliyor’muş. Üstelik bu çiftliği öyle bir yönetmiş ki 3 yıl içinde 30’un üzerinde yöneticiyi kafasına göre görevden almış. Koskoca kurumda 3 yılda 30 yönetici değişmiş! Anlayacağınız Selman Ada, Ali babasının çiftliğinde baş kesen olmuş. 68 yıllık bir kurumu -pardon düzeltiyorum: 68 yıldır hepimizin vergileriyle ayakta duran bir kurumu göreve geldiği günden bu yana sadece kendi ‘eserlerini’ sahneye taşıyarak “Selman Ada’nın 7 Şubeli Çiftliği”ne çevirmiş.
Bu çiftliğin etinden, sütünden, derisinden, taşı sıksa çıkan suyundan yararlanmış. Kimi zaman aynı oyuna farklı sahnelerde ayrı ayrı dekor ve kostümler yaparak etinden… Kimi zaman prömiyer için geldiği İstanbul’da deniz manzaralı bir otel odasında kalarak sütünden… O otel odasının 3 gecesi için 8 bin 850 liralık faturayı kuruma ödeterek sıktırdığı taşın suyundan… Sadece kendi eserlerini sahneleterek yakaladığı sineğin yağından… 108 bin TL’lik rekor telif ile sineğin kanatlarından bile yararlanmış.
Bütün bu yukarıda saydıklarımın üzerine Selman Ada -ki ben yazının burasından sonra artık kendisine Selman Amca diye hitap edeceğim çünkü hakkında 6 (ALTI) farklı soruşturma dosyası açılacağı haberini alınca ‘yaş haddinden’ dolayı koştur koştur emeklilik dilekçesini vermiş. Selman Amca giderayak il müdürlüklerine şöyle bir yazı yollamış: “Daha öncesinde ülkeyi üst düzey bir azınlık yönetiyordu. A ve K partisiyle yönetim cahil çoğunluğun eline geçti. Bu cahil çoğunluk mayo giyip plaja gitmez, eşiyle restoranda şarap içmez. Tiyatro kültürü olmayan, Batıyı kavrayamamış kasabalılar…’’
Oh Selman Amcam kurban olurum sana ben, 64 yaşında muhalif mi oldun sen?

Sanat günahtır’mış mı?

Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki belediye başkanlarına, “Çiçek, böcek, sanat, sanatçı, kültürel aktivite ile uğraşıyorlar! Arkadaşlar yapmayın ya bu ülkede günahtır! Sanatla uğraşmayın, kentsel dönüşüme öncelik verin. İnşaat sektörü Türkiye’de kalkınmanın lokomotifi olacak bir sektör olacak” dedi.
Şimdi bu sözlerin üzerine ben artık ne desem az kalır, ne desem eksik olur. Ama bundan 83 yıl önce Muhsin Ertuğrul’un kaleme aldığı bir yazıdan bir alıntı yapsam tam yerine rast gelmiş olur herhalde. Diyor ki o yazısında Ertuğrul Muhsin: “Dünyada her şey affedilir, fakat cemiyet içinde muayyen bir mesleği ortaya koyduğu bir ihtisası olmadan her kapıya sarkıntılık eden, her yerden geçinmek isteyen, her yeri tedirgin ederek çalışmaya mani olan kimseler affedilmemelidir. Bu adamlar, dillerindeki ve ellerindeki menfi kuvvetle ancak başkalarının ilerlemesine, çalışmasına mani olurlar. Kendileri hiçbir eser yapamadıkları, yaratamadıkları halde, köşelerinde çalışanlara musallat olurlar. Vırlarlar, dırlanırlar, ta ki kapımızdan kovuverene kadar, ta ki sopa kapıp defol deyinceye kadar.”
Gelecek ay görüşme umuduyla. Karanlığa teslim olmayın sanatla kalın…
 

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı