GenelKöşe Yazarları

Güney Zeki Göker / Sıkışıp kalmayın bu Allah’ın belası alacakaranlığın içinde…

Memleketin dört bir köşesindeki kara kıyafetli büyük büyük adamların, çocuk çocuk hareketleriyle dünyanın dört bir yanına; doğusundan batısına rezil olmadığımız tek bir kara parçasının kalmadığı bir ayı geride bırakıyoruz!
Hayatları boyunca sanatın her alanını ayıp gören, sanatçıları terörist ilân eden ve ellerinden gelse tüm kurumları kapatıp yerlerine imam hatip açacak olanların; kıymetlilerini bir kez olsun oturdukları yerden kaldırıp bir tiyatro oyununa gitmeyenlerin; ekranlarda çıkıp olur olmaz şeylere “tiyatro” diyerek –aklının yettiğince- aşağılamaya çalıştığı bir ayı geride bıraktık.
Yine her zamanki gibi kolay unutulur bir ay değildi bu geride bıraktığımız. “Evet” propagandasını Şehir Tiyatrosu’na sokmaya utanmayanların, adı tecavüz ile anılan Ensar Vakfı için çocuk oyunu oynattığı ve utanmazlıklarına sanatçıları da dahil ettikleri bir aydı bu Mart ayı…
Memleketin sokakları, apartman katları ve hatta bodrum katları bile tiyatro salonlarına dönüştürülürken, ne iktidarın ne de muhalefetin elle tutulur bir sanat politikasının hâlâ olmadığı, hatta danışmanının bile olmadığı ama “3. Milli Kültür Şurası”nın yapıldığı, sanatçı yemeklerinin düzenlendiği bir ayı geride bıraktık…
Yine içinde memleketin dört bir yanında sokaklara çıkarak şenliklerin düzenlendiği değil de; birkaç yerinde 100-200 kişilik gruplarla meydanlarda, parklarda özgürce kutlayamadığımız, sokak aralarında sıkışıp kaldığımız bir 27 Mart’ın olduğu…
Uzaktan uzağa “yalnız değiliz” dediğimiz ama 27 Mart’ta bile yan yana gelemediğimiz, geldiğimizde bir avuç kaldığımız, “Yoksa aslında yalnız mıyız ulan?” dediğimiz bir 27 Mart’ın içinde olduğu ayı geride bıraktık.
Yakamadığını yıkmaya, yok edemediğini kaybetmeye, öldüremediğini içeri tıkmaya çalışan bu Allah’ın belası alacakaranlığın içinde yine sıkışıp kaldığımız bir Mart ayını geride bıraktık…

Gün doğuyor ve doğacak her şeye rağmen…

Tüm bu karanlığa rağmen gün ışıyor her şeye inat! Kültür merkezlerini kapalı tutarak çürümeye terk edenlere “Efendiler, verin biz buraları çiçek gibi yaparız!” diyenler varlar, var olmaya devam edecekler.
100 yıllık kurum arşivlerini izbe depolarda çürümeye terk edenlere, sanatçısını işsiz ve “öksüz” bırakıp sessizce köşesine çekilenlere inat yepyeni sahneler açılıyor ve açılmaya devam edecek yurdun dört bir yanında.
Umudun tükendiği yerde umut, karanlığın olduğu yerde aydınlatan yine sanat oluyor ve olacak da. “Ben Osmanlı çocuuuuyum!” diyenin eline benzin alıp sanat okulu yaktığı bir dönemde açılan her salon “Korkmuyoruz!” dedirtiyor; gücüne güç katıyor sanatın, sanatçının ve hatta izleyicinin…
Kimi zaman bir gecede devlet babanın kapıya koydurttuğu “kurum” sanatçılarını “öksüz” bırakmıyor meslektaşları, kimi zaman ihraç edilen akademisyenlere “Gelin; sahnemiz sizin dersliğinizdir, dersinizi burada yapın!” diyor.
Tıpkı Ankara Birlik Tiyatrosu’nun Şehir Tiyatroları’ndan ihraç edilen Özgür Efe, Ceren ve Ümit’e kucak açması gibi ya da daha geçtiğimiz hafta kapılarını yeni açan “Baba Sahne”nin Sanat Danışmanlığı’nı Ragıp Yavuz’a vermesi gibi. Ya da “Yarın öbür gün ne olacak belli değil; önümüz karanlık, kenarda biraz paramız olsun!” diyenlere inat “Burada kalacak ve kendi işlerimizi yapacak yuvamız olsun, karanlıkta önümüzü görelim” diyerek sahneler açanlar ya da açılmasına ön ayak olanlar gibi…
Memleketin ufacık köylerine, kasabalarına, büyük büyük şehirlerine, ilçelerine, parklarına, bahçelerine, sokaklarına, meydanlarına, direnişlerine, salonlarına ve hatta günümüzde evlerine kadar soktukları “siyaset”e inat. Sanatın memleketin dört bir yanına yayılmasını engelleyenlere inat, oyunları yasaklayanlara inat siz bu Allah’ın belası alacakaranlığın içinde kalmayın! Çıkın bu sessizliğin, bu karanlığın içinden!
Olanı biteni görmemek için yaratılan bu karanlığın sonu uçurum. Bu yolun sonunda uçuruma yuvarlanıp düşmemek için size seslenen, uyuduğunuz uykudan uyanmanızı sağlayacak olan sanatın kollarına bırakın kendinizi.
Yarın değil bugün, çok geç olmadan çıkın bu karanlıktan. İsterse aydınlık karnınızı doyurmasın; başkasının boğazından çekip alınan lokmalarla karın doyuran, şehirlerin meydanlarında çadırlar kurup iftar sofralarına oturan, her geçen gün daha fazla kazanmak için girdiği kabın şeklini alanlardan olmayın!
Bu alacakaranlığa bir kibrit çakmazsanız eğer ya yok olup gideceğiz hep birlikte uçurumun dibine, ya da yine hep birlikte motorları maviliklere süreceğiz.
16 Nisan’da hayırlı yarınlara giden yolda buluşmak üzere…

Etiketler
Makale Altı Reklamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı