Köşe Yazarları

Güney Zeki Göker / Onlar mı "Çok"! Biz mi "Yokuz"?

“Hayata seyirci kalmak kötüdür oğlum.
Hayatın iyi uslu bir seyircisi olmaktansa,
hayatın içinde başarısız bir adam olmak
bin kere daha iyidir!”

Yılmaz Güney
Bir sezonun daha sonuna geldik. Artık basbayağı bir gazetemiz var. Bir sürü tiyatro “insan“ını konuk ettiğimiz, yazarlarıyla, her ay misafir ettiği konuklarıyla, tiyatro üzerine günümüz arşivini tuttuğumuz ama geçmiş arşivini de hatırlattığımız, kimi zaman bizlere “Müstehak” olanları, kimi zaman da olmayanları anlatabildiğimiz, özgürce yazabildiğimiz gazetemiz!
B9UVGMrIEAAjUcPŞunun başına bu gelmiş; n’apsak, yazmasak mı?” demediğimiz, Alo Fatih’siz, tapesiz, pazarlıksız, spor sayfasız, kovanı ve kovulanı olmayan, üçüncü sayfasında bile sadece tiyatro olan bir gazete! Bulmacası tiyatro! Burçları tiyatro! Haberleri tiyatro!
Oyun broşürü fikriyle yola çıkılan, 2. sayısıyla aylık tiyatro gazetesi olma hayaliyle yoluna devam eden “Müstehak“ımız! Ne yapabiliyorsak onu yaptığımız; ama durmadığımızı hatırlayacağımız bir gazetemiz var!
Sonraa bir sahnemiz var, gencecik yazarların yazdığı – yönettiği – oynadığı; yeni oyunları, klasikleri ve hayalimizdeki birçok şeyi gerçekleştirebildiğimiz bir oyun kutumuz var. Çünkü biliyoruz ki biz “sussak” ve “kuzu kuzu” onların istediklerini yapsak bile, sussak ve biat etsek, sussak ve kabullensek bile bitmeyecek hiçbir şey!
İşte o yüzden ne yapabiliyorsak onu yapalım, ama durmayalım! Hayatlarımız ellerimizden çalınmadan buluşmalı hayallerimiz. Kalk! Orada oturmuş “Ne zaman gelecek benim saatim?” diye bekliyorsun! Sen de herkesin yaşadığını yaşayıp, herkesin hissettiğini hissediyorsun; ihanete uğruyorsun, ihanet ediyorsun, aşklar yaşıyorsun. Senin de cebinden çalınıyor çalınan, senin cebinden satılıyor tüm satılanlar, açılanlar, kapatılanlar, yakılanlar, yapılanlar…
Sansür sana, baskı sana, kural sana, kanun sana; özgür olmak isterken ya da daha kötüsü özgür olduğunu düşünürken ne kadar da çok yasak var aslında etrafında.
Müstehak sayesinde tiyatronun son dönemde başına gelen olumlu – olumsuz bir sürü “şey” ile haşır neşir olduk bu sezon: Kapanan sahneler, yasaklanan oyunlar, ihraç edilmek istenen oyuncular, linç edilmeye çalışılan sanatçılar, fişlenip işsiz bırakılan sanatçılar, Emek Sineması, hurdacıların eline düşen AKM, Akün, Şinasi, İrfan Şahinbaş’ın başına gelenler, MekanArtı, seçim isteyen BBT sanatçıları, törpüleyenler ve törpülenenler; özcesi, etrafımızdaki çoğu meslektaşımın başına gelen o kadar çok yasağı gördükçe kendi kendime “Ne kadar çok yasak var!” demeden duramadım.
Hani diyor ya meşhur “Yasaklar“da;
Yasak nedir?
Nedir yasak?
Hiç düşündünüz mü dostlar?
Ben biraz düşündüm bu yasaklar üzerine…Şimdi bu kadar düşünmüşken yasakları saymasak bytbtybty (2)da mı yasaklansak? Baksana etrafına, her taraf yasak. Parka gitmek yasak! Sigara içmek yasak! Çöp dökmek yasak!Koşmak yasak! Konuşmak yasak! Toplaşmak yasak! Anlatmak yasak! Yazmak yasak! Ne kadar hızlı artık yasaklamak. Sanki bir gün gelecek, başına yazmayacağımız isim bırakmayana kadar durmayacaklar gibi.
Her şey çok çabuk eskiyor, çok çabuk dağılıyor. Bizler tiyatro “insan“ları olarak kendimize özgü yollarla bu b*ktan dünyayı yaşanabilir kılmaya çalışıyoruz. “Söz” de uçmasın, “yazık” olmasın diye. Çünkü bir kere geç kalırsak, bir daha yetişemeyeceğiz hiçbir yere, biliyoruz. Yetişebilmek için daha çok bir olmalıyız. Daha çok omuz omuza olmalıyız. Çünkü direnmek kurtaracak bizi! Yan yana, omuz omuza durmazsak yıkılırız. Belki de birleşemezsek bir “hiç” olacağız sonunda. Bak, yine konuya giremeden yer bitti. Bazen taşıyor ve yazılanlara sığmıyor.
Hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğine inanıp kaçanlara değil, kalıp DİRENENlere “Müstehak”

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı