Köşe Yazarları

Güney Zeki Göker / Nerede Kalmıştık?

Yine ve yeniden merhaba Müstehak’çılar;
Dolu dolu geçen bir tatil üzerine tekrardan döndük köşelerimize ve sarıldık yine kalemlerimize. Ne kadar çok şey oldu şu ara verdiğimiz kısacık zamanda. Ölümler, yıkımlar, sansürler, ihraç edilen sanatçılar, hâlâ kapalı kalan kültür merkezleri, Emek Sineması’nı ucubeye çeviren devlet adamları, AKM’nin yerini bilmeyen kültür“süz” Kültür Bakanı, yas ilan edip konserleri ve tiyatro oyunlarını iptal edenler ama karı koca programlarına tam gaz devam edenler… Kıyıya vuran minicik bedenler…
Yani anlayacağınız bu sezon yine çok hareketli olacak. Bakalım bu sezon neler göreceğiz ve daha neler gelecek başımıza?
 

”Bekle Bizi İstanbul!”

4 sene önce 33 kişi bir araya gelip Mecidiyeköyde bir “bilardo salonu”nu
 tiyatroya dönüştürmüştük. 4 sene boyunca sanatın ve toplumun her “hâl”ine ev sahipliği yapmaya çalıştık açıldığımızdan bu yana. Yılmadık, vazgeçmedik, direndik! İnat ve içimizde kalan inançla devam ettik yolumuza. 100’ün üzerinde misafir ekibe kapılarımızı açtık. Sizlere anlatmaya kalksam “Müstehak”ımız yetmez!
Şimdiyse taşınıyoruz. Mümkünse bodrum katında olmayan, düzayak giriş; bahçesi olan . Şehrin huzursuzluğundan kaçıp, kendimize ve misafirlerimize huzur ve umut aşılayacak yeni bir yer arıyoruz. Uzun yıllar bir daha çıkmak zorunda olmayacağımız bir yer. Kalıcı olacak bir yer. TOMAlardan, akreplerden uzakta; sokağında silahlarıyla gezen polislerin olmadığı bir yer hayal ediyoruz.
Batmadık, pes etmedik! Pes etmeye de niyetimiz yok. Taşınıyoruz! Hatta biz eşyaları toparladık, koliledik ve taşıdık, kapanış partimizi bile yaptık. Yeni yerimizi heyecanla arıyoruz; bakarsınız yeni sayılar yeni yerin habercisi olur.
 

“Kuru Fasülye’li Adalet!

Şaka maka “Bu iş böyle ne olacak?”,“Nasıl düzelecek?” (Mesela “her şey” nasıl düzelecek yazmak isterken bile “her şey” imkânsız diyerek yazmaktan vazgeçmek bile ne kadar garip.) Müstehak’ın tasarımı ve diğer işleri sebebiyle internetle biraz fazla haşır neşir olmak zorunda kalıyorum. Çok güzel oyunların videolarıyla veya fotoğraflarıyla karşılaşıyorum yurtdışından. Hemen “ulan adamlar neler yapıyor” diyeceğimi sanmayın. Aksine “adamlar neler yapabiliyor!” diyorum. Çünkü önümüze bakıyorum, gerçekten uzun yıllar daha o kadar büyük performansları kenara koy yapmayı; yapmayı hayal etmemiz imkansız. Gamlı gamlı konuşup canınızı sıkmak istemiyorum ama 4 sene boyunca tiyatro salonunda en çok karşılaştığımız ve üstesinden gelmekte zorlandığımız, canımızı sıkan, kimi zaman kimimize pes ettiren sıkıntılar hep devletten dolayı maddi sıkıtılar oldu. Stopaj, vergiler, bilet başı her akşam yaptığın kesinti hesapları, su faturası, elektrik faturası, tadilat giderleri, çöp vergisi, temizlik vergisi, moloz vergisi, ruhsat parası, mutfak masrafları, temizlik malzemeleri, dekor masrafları, kostüm masrafları, aksesuar masrafları,spotlar,…. Bütün şu saydıklarımı tamamladıktan sonra bunların çoğuyla her ay sıklıkla ilgilenmek ve para ayırmak zorunda olduğunuzu düşünürseniz bir süre sonra okulunu okuduğunuz işi yapamaz hala geliyorsunuz ve bir bakıyorsunuz lokanta ya da bakkal dükkânından farkınız kalmıyor. Sistem sizi buna zorluyor. Siz istediğiniz kadar direnin sisteme, verginin günü geçtiğinde tıpış tıpış gecikme parasıyla ödüyoruz.
Lokantadan farkı kalmıyor dedim ama çok yanlış bir benzetme oldu. Çünkü geçen gün mahalleden komşu esnafımız (Mesela bak burası da garip “esnaf” biz esnaf mı olduk şimdi?), neyse komşumuz lokanta ile sohbet ediyorduk. “Nasılsın ağabey?” dedim, hani “bir dokun bin ah işit” derler ya, o misal; “Ah be Güney, çok kötüyüm; eksik çalışanlar var, 4 gün izne gittiler, ne yapacağım ben şimdi?” dedi. 4 kişi bir anda bana da çok geldi çünkü biz 4 sene boyunca koca sahneyi en iyigününde 4 kişi idare ettik. Merakla sordum ben de “Kaç kişi çalışıyor ki ağabey sende?” Cevap gerçekten şaşırtıcıydı. “17 kişi çalışıyor ama bu lokantada; öbür tarafta 34 kişi çalışıyor üstelik yeminle hepsi sigortalı.” 51 kişi!!! Hepsi sigortalı!!! Sahnelerin ne yazık ki birçoğunda oyuncular sigortalı değil! Olamaz! Olamıyor! Yapamıyorsun! Oyunculuk bile yapmaktan vazgeçip sahneyi yaşatmaya çalışırken, bir yandan da devlet boğazımı daha az sıksın diyerek nefes alınmıyor. Kuru fasulye-pilav ile 50 küsur kişi sigortalanabiliyor; ama tiyatro ile 40 küsur kişilik tiyatro salonundan bir sanatçı bile sigortalanamıyor. Sadece sahneyi zar zor döndürebiliyorsun. Onda da kemer sıkarsan.
Yine yerim bitti ama konu yarım kaldı. Devam ederiz yine sonra. He unutmadan, eğer olur da tiyatro sahnesi olacak yer görürseniz haber edin olur mu? “Nasıl olacak ki öyle yer?” demeyin. Eski salonumuzu bilardo salonundan dönüştürmüştük, unutmayın.
Görüşmek üzere.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı