Köşe YazarlarıYurttan Haberler

Güney Zeki Göker / Kralın sofrasındaki soytarıların dönemindeyiz…

“Sümerce ilk dize tablete kazındığından beri buradayız.
İlk mağara resmi duvara çizildiğinden beri buradayız.
On bin yıldır buradayız. Hiçbir yere gitmiyoruz.
Susmuyoruz. Siz de susmayın…”

Dario Fo

 
Merhaba Sevgili Müstehak’çılar,
Yine siyasi cehaletin boy gösterdiği ve boy göstermekle kalmayıp gözlerimizin içine baka baka zeytinyağı misali su üstüne çıkmaya çalıştığı bir ay geçmekte hâlâ üzerlerimizden.  
İçinde bulunduğumuz karanlıktan savrulup bambaşka bir alacakaranlığın ortasına savrulduk yine bu ay.  “Çiçek, böcek, sanat, sanatçı yapmayın arkadaşlar ya günahtır böyle şeyler!” diyen bakandan “Kadınlar sahneye çıkmasın!” diyen meclis başkanına kadar savurdu karanlık rüzgarlar bizi. Ve yine fırlatıp attı bambaşka bir alacakaranlığın ortasına.
Tarihine beton döken, heykelleri ucube ilân eden, sanatçıları hedef gösteren; gazeteci olmayı, akademisyen olmayı, öğrenci olmayı, eylemci olmayı, edebiyatçı olmayı suç hâline getiren ama hırsızlığın, arsızlığın ‘önüne yatan’ siyasetçilerin el birliğiyle savrulduk ve buralara kadar gelip düştük yepyeni bir alacakaranlığın içine.
Heykelden anlamayıp heykel yaptıran ve yapılan heykelin gözüken memesinden bile “tahrik” olan siyasiler sağımızı çepeçevre sararken, ‘Tiyatro’nun “t”si hakkında fikri olmayan “Burası tiyatro değil arkadaşlar, ciddi bir iş yapıyoruz!” cümlesini utanmadan kuran siyasetçiler solumuzu sardı.
‘Modern mimari’nin ne olduğundan, dünyadaki örneklerinden bihaber olan ama ağzına ‘modern  mimari’ tabirini sakız edenlerin; sanatı rant, sanatçıyı mal, seyirciyi müşteri, kurumlarımızı babacıklarının malı gibi yöneten-yiyen efendiler döneminin tam ortasında sıkıştık artık bir alacakaranlığın içinde.
Yasakların, saldırıların, kundaklamaların yaşandığı, hocalarımızın “kanında duş alacağını” söyleyen mahluk/ların ödüllendirildiği, hocalarımızın ise güpegündüz yol ortasında tartaklandığı hatta tutuklandığı, adaleti açlıkla aradığı ve güpegündüz okulun içinde sıkılan 24 kurşunla 4 hocanın öldürülebildiği hukukun artık apaçık “guguk” olduğu bir karanlığın ortasındayız artık. Sağımız, solumuz, önümüz tıpkı şairin dediği gibi “parçası kırık dozerler”* tarafından tıkalı.
Yerli ve milli sanat safsatasıyla koltuklara yapışıp kalkmayan biricikler sağımızda… Sanatını kaşesini yükseltmek için kullanan iktidarın biricikleri ise cephede kurulan padişah sofralarında.
İktidarı öven bir filmde boy göstermekten çekinmeyen kralın sofrasındaki soytarıların dönemindeyiz artık. “Ben sanatçıyım moruk, her rolü oynarım! Yeter ki kaşem zamanında yatsın!” diyen kiralık soytarıların dönemindeyiz… Her bölüm yatan kaşesini ve ününe ün katmaktan başka hiçbir şeyi düşünmeyen, içinde bulunduğumuz alacakaranlığın ortasında iktidardan aldığı/alacağı ihaleyle parlayan soytarı yıldızların dönemindeyiz artık.
“Kız çocukları evlenirken bakire olmalı” diyen Zerrin’lerin, “Ülkede baskı yok aksine herkes fazlasıyla özgür!” diyen Hülya’ların para aşkıyla kamaşan gözlerinin parlaklığıyla “kadın sanatçıların göğüsleri görünmesin” diyen mahluku terfi ettirip müdür yapanların döneminde korkudan dillerini yutmuş sanatçı arkadaşlarımızın önünde bir karanlığın ortasındayız şimdi.
Kapkaranlık bir alacakaranlığın ortasında.
“Fikri hür, vicdanı hür bir nesil” hayali kuranlarla birlikte ümmet olup biat etmeyenlerin arasındayız. “Tiyatro hayatın aynasıdır” diye öğrenenlerle birlikte elinden geldiğince ve kalemi döndükçe aynada gördüğü sureti aksettirmekten korkmayanlarla birlikte adım adım bu alacakaranlığın içinden geçip aydınlığa doğru yürüyoruz.
Damacanadan tahrik olanların serpilip boy attığı, boy atmakla kalmayıp sanatımıza ve kadın sanatçılarımıza dil uzatmaktan çekinmediği alacakaranlığın ortasında “cesaretini Afife Jale’den” alan kadınlarımızla birlikte adım adım aydınlığa doğru yürüyoruz.
Susmuyoruz! Kabul etmiyoruz! İtaat ve biat etmiyoruz! “Varlığımız tüm hafızalara yazılıncaya kadar” bu karanlıktan el birliğiyle çıkıncaya kadar pes etmiyoruz.
Bu alacakaranlığın içinde haksızlığa karşı sesini yükseltmekten korkmayan ve sessiz azınlığın içinde “kanser” gibi üreyenlere selam olsun.  Hepimiz birer dozeriz. Umarım bu yolları açar ve peşimizden binleri, on binleri sürükleriz. Ve dilerim hiçbir zaman bir parçamız kırılıp yolu tıkamaz.
Unutmayın: “Karanlık aydınlığın düşmanıdır / Alacakaranlık hiçbir şeyin ne dostu ne düşmanıdır, / O ne tezdir ne antitezdir ne sentezdir / O Allah’ın belası pis bir şeydir…”**
Sizin de şerefinize ulan parçası kırık dozerler…
Gelecek ay görüşme umuduyla. Karanlığa teslim olmayın, sanatla kalın…
 
*Hasan Solmaz ve **Yücel Erten’e saygıyla
 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı