Köşe Yazarları

Güney Zeki Göker / Haliç'in Öte Yanında Tiyatro Var!

Haliç’in Öte Yanında Tiyatro Var! 
Yıl 1972, bundan 44 sene önce… Tıpkı Kel Hasan’dan günümüze kadar gelen bir kavuk gibi elden ele geçen ve taşıyanın öncekilerin adlarını da sırtlarında taşıdıkları bir mekânın hikâyesini anlatmak düştü bu ay benim “Müstehak”ıma… Ama bu mekân öyle bir mekân ki, 44 sene boyunca nice ustaları ağırlamış ve nice genç oyuncu adaylarına da mektep olmuş; günümüze kadar yüzbinlerce seyirciyi ağırlamış ve birçoğunu tiyatro ile tanıştırmış, sevdirmiş bir sanat yuvası. Gelenin gideni aratmayıp, özlettiği… En az giden kadar, gözü gibi bakıp yaşattığı bir sanat yuvasından bahsedeceğim bu ay sizlere. Öyle bir yuva ki bu ay sizlere anlatacağım, içinden Altan Erbulak geçmiş, Metin Serezli geçmiş, Nejat Uygur, Bahri Beyat, Füsun Erbulak, Ercan Yazgan gibi birçok ustanın evi olmuş ve halen daha dimdik ayakta duran bir yuva burası…
Lafı daha da uzatmadan giriyorum konuya…
703Her şey 1972 yılında Altan Erbulak’ın Milliyet gazetesinde yayımlanan bir yazısında tiyatro salonu aradıklarını yazmasıyla başlar. O gün o yazıyı okuyan gönlü zengin bir “Hasan Zengin” çıkar ve ulaşır Altan amcalara, “Benim biraz uzakta boş bir arsam var Kocamustafapaşa’da, gelin bir görün bakalım” der. Ve kesik kesik de olsa 44 yıl sürecek bir serüvenin tohumları işte o gün o arsada atılır. Daha sonra Altan Erbulak Milliyet gazetesine bir de ilan verir “Tiyatro kuracağız, bize 1 lira yollar mısınız?” diye sorar… Aradan çok geçmeden bu ilan büyük bir ilgiyle karşılaşır, zarflarla 1’er liralar gelmeye başlar. İnşaatı arsanın sahibi Hasan Zengin üstlenir ve binanın alt katı tiyatro olarak yazılır imara… Ve Ekim ayında açılışı yapılır Çevre Tiyatrosu’nun. Erol Simavi’nin açılış gecesi 50 bin liralık desteği çok büyük nefes aldırır onlara. İlk üç ay kira almaz Hasan Zengin ve sonra Altan Amca ve Metin Amca’ya (Serezli) sorar “Ne kadar olsun kiranız?” Altan Erbulak, “1 lira olsun” der ve kira kontratına “1 lira” olarak yazılır. Artık orası Altan Erbulak ve Metin Serezli önderliğinde kurulmuş ve günümüze kadar elden ele geçecek ve nice büyük isimlerin tozunu yutacağı gencecik “tiyatro insanları”nın yetişeceği bir yer olarak ilk adımını atar ve uzun yıllar burada devam eder…
 
google.com.tr nejat-uygur-ve-ailesi-1974-48343Takvimler 1985 yılını gösterirken bir süre kapalı kalan Çevre Tiyatrosu’nu, tiyatro ile meşhur olmuş nadir adamlardan ve 71 yaşında devlet sanatçısı ünvanı alan “Nejat Uygur” kiralar. Uzun yıllar burada devam eder Usta seyircilerinin karınlarına ağrılar sokacak kadar güldürmeye… Bir yandan Anadolu’yu karış karış gezerken diğer yandan da burada devam eder oyunlarına usta. Yazar, çizer, boyar, tasarlar, dekorunu yapar, yönetir, oynar; 13 yıl boyunca hiciv sanatının o büyük ustasını ağırlar bu salon. Ne mutlu ki bana o dönemlerine kıyısından köşesinden yetiştim. Hemen yanlarında bulunan, şimdilerde Hayat Tv olan Özkan Pasajı o zaman Ankara Birlik Tiyatrosu’na ait Yavuzer Çetinkaya Kültür Merkezi iken, iki mekanın arasından bir geçiş kapısı vardı ve ben sık sık bir Çevre Tiyatrosu’na bir babamların salonuna gider yaramazlıklar yapar geri gelirdim.
Nejat Dede’yi elinde şarabı, sahnede dekor ve resim yaparken izleme keyfine daha o zamanlarda erişmiş mutlu azınlıktan olduğumu daha sonralar fark edeceğim; çünkü o zamanlar 6-7 yaşlarındayım ve benim için Nejat Dede olan adamın aslında ne kadar büyük bir usta olduğunu fark edebilmiş değilim… Benim için kulisinde ebem kuşağı renginde bir alay boyama kalemi olan, boy boy kağıtlarıyla her oyunundan sonra seyircilerine o kağıtlara yazıp çizdiği birbirinden komik notlarla ve çizimleriyle eğlendiğim sıcacık gülümsemesi olan güzel adam… Nejat Dede’nin Çevre Tiyatrosu serüveni 1998 yılına kadar sürer ve daha sonra bir süre kapalı kalır.
 
a2e1Takvimler 2002 yılını gösterirken Işıl Kasapoğlu ve arkadaşları öğrencilerini de yanlarına alıp yeniden yola koyulurlar; 4 yılın ardından eskimiş salonu toparlayıp tekrardan ayaklandırmak için. Ufak tefek yardımlar da alarak eskiden kulis olan yeri bir mutfağa dönüştürürler. Her oyun günü burada hep beraber yemekler yenilecek ve akşam da perde  açılacaktır. Günümüze kadar gelecek olan kumpanyanın adımları o zaman atılır. Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği “Onikinci Gece” oyunuyla perdelerini açar Semaver Kumpanya. Peşini “Kuşlar Meclisi” ve çocuklar için hazırladıkları “Nasreddin Hoca” oyunu izler… 100 kişiye kadar ulaşmış kadrosu genç ve dinamik ekibiyle sapasağlam bir kumpanya Kocamustafapaşa’ya ayak basmıştır artık. Kuklaları, atölyeleri ve hazırladığı birbirinden güzel işler ile uzun yıllar daha yaşayacak bir kumpanyanın temeli atılmıştır. “Dido ve Eneas” operası ile özel tiyatroda sahnelenmiş ilk opera başarısını ellerinde tutmaktadırlar.
Eğer yolunuzun erken saatlerde Semaver Kumpanya mutfağına düşme ihtimali varsa, mutlaka karnınız aç gitmelisiniz oraya. Çünkü o mutfakta yenen yemeğin ve dönen sohbetin tadını hiçbir yerde bulamayacağınızı bilmelisiniz… Aradan geçen 44 yıla inat, günümüzde “Artık kimse tiyatroya gitmiyor yea, üşeniyor!” diyenlere inat direniyor “Çevre Tiyatrosu”. Hâlâ da gür çıkıyor sesi Semaver Kumpanya sayesinde ve diyorlar ki “Haliç’in öte yanında tiyatro var!”
Başlıksız-2Merdivenlerden inerken sağlı sollu Semaver’in tarihine tanıklık ediyorsunuz fotoğraflar eşliğinde… İndiğinizde ise binlerce kitap ve dergi ile “Tiyatro Kütüphanesi” karşılıyor sizi. Fuaye duvarlarında asılı 44 yıldan bu yana o salondan geçen çoğu ustanın fotoğraflarıyla adeta saygı duruşunda bulunmuşlar. Ufak bir müze olmuş duvarları… İlk günkü gibi yepyeni olmuş her yer. Geçtiğimiz hafta Aristofanes’in “Kuşlar” oyunundan “Yavuz Pekman”ın kıvrak zekasıya uyarladığı ve Volkan Sarıöz’ün de ondan geri kalmayarak sahneye koyduğu oyununda 15 kişilik kocaman bir kadro ile yine semaver tadında ve dumanı üstünde bir iş çıkmış ortaya.
Atina’da adaletsizlik ve savaşlardan kaçıp kendilerine yepyeni bir yer arayan iki arkadaş aradıkları yeri bulduklarını sanırlar ancak olay hiç de hayal ettikleri gibi gerçekleşmez. Günümüzde “Çekip gideceğim buralardan ben artık pes ettim” diyen kişilerin sayısı gün geçtikçe artarken, 2500 yıl öncesinden günümüze kadar yaşayan bu hikâye adeta güldürürken tokat atıyor “beyin göç”çüklerine! ‘Düzen’ler değişse de “düzülenler” uyanmadıkça hiçbir şeyin değişmeyeceğini gösteriyor bizlere Kuşlar’ın dünyasından. 15 kişilik kadro kılıktan kılığa girerek danslar ve canlı müzik eşliğinde, kocaman dekoruyla adlarına yaraşır bir kumpanya olarak elleri öpülesi bir performans sergiliyorlar. Sezin Bozacı sahnede adeta kocaman bir “sahne canavarı” oluyor.
Oyun bittiğinde o küçücük kadınla karşılaştığınızda ne demek istediğimi eminim daha iyi anlayacaksınız. Serkan Keskin, Mustafa Kırantepe ve Sarp Aydınoğlu’nun her anını hayranlıkla izledim. Kuşların arasında benim favori kuşum Sarp Ağabey’in oynadığı “Azeri Güvercin”… Ayrıca daha önce “Barselo” oyununda aynı sahneyi paylaşma şansına sahip olduğum güzel adam Hakan Atalay’ı hem “Cimri”de, hem de “Kuşlar” oyununda izlemeye doyamadım. Yine sayfamın sonuna geldim. Oysa “Cimri” oyunundan da biraz olsun IMG_5303bahsetmek isterdim sizlere. Serkan Keskin’in “Harpagon” ile ne kadar iyi olduğundan “Hırsız vaar!” tiradı “ne olur hiç bitmesin” istediğimden, Uğur Senkeri’nin “Simon Efendi”sine, Hakan Atalay’ın “Valere” rolündeki kıvraklığına ve Sezin Bozacı’nın “Frosine” ile yine ne kadar canavarlaşıp devleştiğine ve Mustafa Kırantepe’nin “Jacques Usta”sına taptığımı söylemeden bitirirsem bu yazıyı eksik kalır bir yanım. Eğer sahnede hâlâ Uğur Senkeri’yi izlemeyenlerin arasındaysanız her iki oyunda da eminim sahnedeki enerjisine ve yeteneğine hayran kalacaksınız…
En iyisi siz bir an önce Semaver’e gidip bu dumanı üstünde tüten iki güzel oyunu izleyin. Benden söylemesi, sizden gidip izlemesi…
Tüm “Semaver Kumpanya”yı ellerinden öpüyorum…
 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı