Köşe Yazarları

Güney Zeki Göker / Fıtratında Sanat Olanın Yolu Şiddetten Geçmez!

Sanat Kurtaracak İnsanlığı
Şiddetin kadında yarattığı duygusal çöküntüyü ve çaresizliği Tiyatro ile topluma aktaran, kadının fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik açıdan zarar görmesine yol açan, kadının temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayan derin toplumsal yaraya dikkat çekmek isteyen 4 oyundan bahsedeceğim ama önce izin verinde konuyla alakalı verilerden bahsedeyim sizlere…
2014 yılından bu güne toplam 331 kadın öldürülmüş. Bu kadınların %25‘i 25 yaşın altında. Geçen yıl Türkiye’de silahın kolay ulaşılabilir olduğu ve her 3 evden 1’inde ateşli silah olduğu açıklanmıştı. İşlenen kadın cinayetlerinin %60’ı da ateşli silahla gerçekleştirildi. Kadınların %26’sı kesici alet ile %8,5 ise boğularak öldürüldü.Bu verilere göre kadınların %47‘si modern hayatın gereği olan kendi yaşamlarına dair karar almak isterken öldürülüyor. Hükümet bir yandan kadın cinayetlerini kınarken diğer yandan da kadın düşmanı politikalarından vazgeçmiyor… Bir kadının nerede yaşayacağına, yaşam biçimine, nasıl giyineceğine, kaç çocuk doğuracağına, nasıl kahkaha atacağına, kaç yaşında evleneceğine kadar karışırken somut tek bir adım atmak bir yana dursun, cinayetlerin üzerini örterek, verileri gizliyor.
Kadın cinayetlerini araştıran sosyolog ‎Dicle Koğacıoğlu‬ “Çok acı var dayanamıyorum” diyerek intihar ediyor, kendi oğulları ve kızları için bir gecede yasa değiştirenler kadın cinayetleri için tek bir adım atmıyor… Bu da yetmezmiş gibi “Çocuğunuza çığlık atmayı öğretin” diyor. Peki ya bu çığlıkları duyuyor mu? Tabi ki hayır!
Gazeteler kadın ölümlerini meşrulaştırırken, kadın katillerini neredeyse kahraman ilan ediyor. “Yaşam hakları ve özgürlükleri” için sokağa çıkanlara polis saldırıyor, tekme tokat gözaltına alıyor kadın katillerini ise kollarına girerek gözaltına götürüyor. Sokak ortasında öldürülen kadınlarımızın çantasından koruma kararı çıkıyor. Ölen kadınlarımız için hükümet yetkilileri “Kader” açıklaması yapıyor. Adalet sarayı önünde kadın cinayeti işleniyor. Adalet ise hırsızları ve katilleri korumaya devam ediyor. 14 yaşında kıza tecavüz ederek öldüren adam mahkemeye sakal bırakıp, sarık takarak geldiği için “iyi hal” indirimi yapıyorlar. Geçtiğimiz yıl mart ayında üniversite öğrencisi bir kadın Güngören Polis Merkezi’nden “bu sana ders olsun” cevabını aldıktan sonra halk otobüsünde kurşunlanarak öldürülüyor. Dönemin başbakanı asılsız Kabataş olayı ile ilgili “kadının beyanı esastır” açıklamasını yaparken, şiddet gören kadınların hiçbirinin beyanı kabul edilmiyor. Ne güzel özetlemişti Nur Can Kara “Turnike” oyununda;” TC 91 Yaşında bir çok tecavüze yardım ve yataklık etti! İktidarsız!”
Kadınları gözaltında taciz eden hiçbir polis hakkında soruşturma açmayan, Kadına yönelik şiddete türlü kılıflar bulan, kendi yolsuzluklarını örtbas etmeye çalışan hükümete yine en güzel cevabı elbette eninde sonunda halk verecek…
Biliyorum içinizi çok kararttım, şimdi o karanlığa biraz olsun kibrit çakıp ışık saçan ekiplere bir selam ederek, yazının başında bahsettiğim oyunlara dönüyorum;
 
aşk ve faşizmAşk Ve Faşizm / GalataPerform
Yazarların birbirleriyle Skype üzerinden gerçekleştirdiği sohbetlerle kendi hayatları üzerinden gerçeklere dayanarak metinler oluşturduğu, Yeşim Özsoy Gülan’ın da reji ve sahneleme aşamasında tek bir oyun olarak sahneye taşıdığı “Aşk ve Faşizm”, günümüz gerçekliğine keskin bir çerçeveden bakılmasını sağlıyor. Yeşim Özsoy Gülan, “Aşk ve Faşizm ‘de karanlık / aydınlık, kapalılık/açıklık, örtü/örtüsüzlük kavramlarıyla ışık, hareket ve metni birlikte işleyerek günümüz faşizmine öznel ve eleştirel bir yorum getiriyor.
Sahnede sadece kadınlardan oluşan bir kadronun tercih edildiği ve kadın/erkek rollerini de yine kadınların gözünden yorumlayan “Aşk ve Faşizm”de her yazarın kendine ait oyun başlıkları yer alıyor. 90 dakika süren bu yolculuğun Kurgusunu ve yönetmenliğini Yeşim Özsoy Gülan yaptı, Enginay Gültekin, İncinur Daşdemir, Evrim Doğan, Burcu Halaçoğlu, Sanem Öge, Özlem Saraç, Elif Ongan Tekçe, Selin Zafertepe de performanslarıyla göz dolduruyor.
 
Uçlar / Tiyatro Martı
“Mahkemeler sadece ölü bir kadına inanır”
Amerika’lı bir yazar olan William Mastrasimone’un kaleminden, Emek Erel’in Türkçeleştirdiği Fikret Urağ‘ın yönettiği gerilim dolu bir metin. William Mastrasimone arkadaşının başına gelen olayı kaleme almış acısıyla… Zeynep Özyağcılar, sahnelemek için yeni bir oyun ararken bu tekstin eline geçmesiyle karar vermiş bundan aşka oyun aramamaya…  Şiddete maruz kalan bir kadının, bir erkeği etkisiz hale getirmesiyle rollerin nasıl değiştiğini, şiddeti tecavüzü ve tatmin etmeyen cezalar karşısında bir kadının çaresizliğini, Mağdurken, suçluya nasıl dönüşüldüğünü, yaşamakla, ölmek arasındaki farksızlığı anlatıyor. Oyunun yönetmeni Fikret Urağ; “Bu oyunu çalışırken bu kadar canımız yandığına göre, seyircimize bir kahkaha tufanı vadedemeyeceğimiz muhakkak. ama biz kimsenin üzerine benzin dökmedik ve çaktığımız kibrit sönene kadar elimizde kalacak” diyor.   Oyunda; Zeynep Özyağcılar, Aydın Şentürk, Zeliha Bahar Çebi ve Simge Defne yer alıyor.
 
Sabır Taşı / Tiyatro(Hâl)
“Sana anlatacak o kadar çok şeyim var ki Sabır taşım!”
sabirAtiq Rahimi’nin “Sabır Taşı” romanı, Sabır Taşı konulu İran efsanesiyle yıllardır savaş ortamında örselenen Afganistan’daki bir karı kocanın öyküsünü birleştirir. Roman her ne kadar Taliban belâsıyla yüz yüze yaşanan bir atmosferi anlatsa da, hikâyedeki kadın pekâlâ IŞİD canavarlarının, El Kaide sırtlanlarının, Hizbullah pitbulllarının saldırısına uğrayan, ya da polis rejimlerinde gözaltına alınıp ırzına geçilen kadınların kaderini paylaşan biri olabilir. Dahası, erkek egemen toplumların yüz karası gelenekleriyle, kadın cinselliğini kocasıyla bile özgürce yaşayamaz; yatak odası “kadınlık görevi” denilen rezilliğin hücresi olmaktan kurtulamaz. Bir ceset misali kıpırtısız uzanıp “karılık görevini” yerine getirirken, aklına düşen bir fanteziyi dile getirmeye kalkışacak olsa, bu rezillikleri nereden öğrendiği şüphesiyle kocanın kurşunlarına ya da bıçak darbelerine maruz kalmaktan da kaçınamaz.Kadın gözleri açık ama bilinçsiz yatan kocasının baş ucunda dua edip tespih çekerek gündüzleri geceye, geceleri gündüze devrederken, Bin bir Gece masalı misali aralıksız bir anlatımla duygularını, düşüncelerini, arzularını, isteklerini, yaptıklarını bir bir sıralıyor. Böylece içinde biriktirip dile getiremedikleri yüzünden kendisi sabır taşı gibi çatlamaktan kurtulup kocasını sabır taşına dönüştürüyor. Oyunu Gouncourt ödüllü romandan sahneye Iraz Yöntem uyarlamış, Oyuncu kadrosunda ise; Iraz Yöntem, İsmail Karagöz, Musab Ekici, Yücel Gökçek, Diyar Karadaş yer alıyor…
 
Tiyatro neki / Kesit
mebginGizem; oyuncu, tek başına ayakları üstünde durmak için çalışıp çabalayan. Denk gelen iyi bir rol; Semra. Zor bir karakter, kadınlığının erkeksi tarafıyla dünyaya yüklenen. Kadınlığın ve insanlığın erkeğe tepkisini anlatan oyunla karışan Gizem’in hayatı. Naifliği, aşkı, sevgisi, çabası.. Kadın.. Kadınlar.. Hayatlarının gerçekliğinin bir birine karıştığı kesitler. Her zaman eksik.
 
 
 
Son Söz; Kendinizi sanatın iyileştirici gücüne bırakın. İnsan olduğunuzu hatırladığınızı göreceksiniz. Unutmayın sanat her zaman şiddetten daha fazla iz bırakır. Bu karanlıktan hep birlikte çıkacağız. Yeter ki umudunuzu kaybetmeyin ve inanın.  O gün gelecek devran dönecek. Ve tüm kötüler hesap verecek.
 
 
 
Kaynak:
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
Seçkin Selvi / Belkide Kadınlar Peygamber Olmalıydı
Milliyet.com.tr
Nihan Şerbetçi / Uçlar yazısı

Makale Altı Reklamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı