Köşe YazarlarıYurttan Haberler

Güney Zeki Göker – Elbet gerçek müsveddeleri tarih yazacak! Ve bugünler hiçbir zaman unutulmayacak!

Sarayın Uçağında “Soytarı” Olmaktansa Demokrasi Mücadelesinde “Müsvedde” Olmayı Tercih Edenleriz!

Kültür merkezlerinin “hiç” edildiği, en kıymetli sanatçılarımızın birer birer hedef gösterildiği, hedef gösterilmekle kalmayıp apaçık tehdit edildiği bir yılı geride bırakmak üzereyiz. Aslında tam olarak geride de bırakamıyoruz yine! Çünkü bırakmamız mümkün değil! Eğer tabii siz geride bırakabilenlerden biri değilseniz!

Biz bırakmadık, bırakmayacağız!

Çünkü oğluna ya da kızına ihale kazandıracak diye rant peşinde koşan, saray kahvaltılarından ayrılmayan “yüz akı” san-atçılardan olmaktansa “müsvedde” olmayı bin kere tercih edenlerden biri oldum hayatım boyunca. Ailemden böyle öğrendim, böyle gördüm çünkü.

Sarayın uçağından inmeyen “yüz akı sanatçıcıklarınızdan” biri olmaktansa, bu topraklara demokrasiyi, eşitliği getirmeden, burası daha yaşanılır bir hale gelmeden pes etmeye de hiç niyetim yok.

“Gezi’ye katılanların kafası kesilmelidir” diyene tek bir kelime etmeyenlerden biri olmaktansa, ne soytarısından ne de kralından korkmadan “Ben de Gezi’deydim. Kesilen tüm ağaçlar için, bu ülkenin geleceği için, demokrasi için mücadele ettim; yaralandım ama yılmadan ilk günden son güne kadar arkadaşlarımla hep yan yana ve omuz omuza orada oldum!” diyenlerden olmayı tercih ettim her zaman.

Yavüzlerin, Tatlıses’lerin “sanatçı” kabul edildiği coğrafyada varsın “müsvedde” ilan etsinler fikrini çekinmeden, sinmeden dile getiren tüm sanatçıları. Sizin sofranızda soytarı olmaktansa “müsvedde” olmayı bir onur kabul edenlerden biri olmayı yeğlerim.

Saray kahvaltılarınıza gitmediğimiz için, sarayın uçağına binip milletin cebinden çıkan parayla boy gösterip yeni albüm, yeni dizi, yeni oyun tanıtımı yapmadığımız için, rant ve ihale peşinde koşmadığımız için adlarımız varsın “müsvedde” diye anılsın; elbet tarih bir gün gerçekleri yazacak!

Bizler kendi halkına ihanet eden bir sanatçı olmaktansa kendi halkı için boyun eğmeyen sanatçılar olarak kalmayı yüz milyon kere yeğleyenlerdeniz!

“Bizler” diyorum çünkü biliyorum gerçekten
yalnız değiliz!

Çünkü bizler “Fetö” denilen terör örgütüyle aynı yatağa giren siyasetçilerden ya da sanatçılardan biri olmadık hiçbir zaman! Ya da “Ne istedilerse verdik” diyenlerden de olmadık! Fethullah Gülen denen ucubeye “hocaefendi” demedik mesela hiç! Ya da gencecik askerlerin ailelerinin ahı ve kanı ellerimize bulaşmadı hiçbir zaman! Her zaman “önce insan olmayı” salık verdi bizlere hocalarımız! İnsan olmayı ve insandan yana olmayı öğrendik hep! Eğer sırf bu yüzden bugün bizlere insan olmayı öğreten hocalarımız “müsvedde” diye anılacaksa, şunu çok iyi bilmelisiniz ki hocalarımız yalnız değil! Ve bizler bir avuç “müsvedde” değiliz: Yüzleriz, on binleriz! Milyonlarız!

Bir şehrin tam kalbinde Taksim Meydanı’nda bulunan ve bu ülkeyi kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün adını taşıyan Atatürk Kültür Merkezi’nin yıllardır çürümesinde bir tırnak boyu payımız olmadığı için, çürütenlere yardım ve yataklık yapmadığımız için,susmuyoruz dediğimiz için eğer adımız “müsvedde”ye çıkacaksa bu “madalya”yı da göğsümüzü gere gere taşımayı en iyi biz biliriz efendiler!

Muammer Karaca ustanın kendi emekleriyle kurduğu Karaca Tiyatrosu’nu içinde eşyalarla birlikte çürümeye terk edenlerden biri olmadığımız için; Taksim Sahnesi’ni hiç edenlerden, Şehir Tiyatrosu sanatçılarının ekmeğiyle oynayıp, onlara fetöcü yalanını yapıştırmaya çalışanlardan ya da yalnız bırakanlardan olmadığımız için “müsvedde” diye anacaksanız eğer adımızı, varsın tüm kağıt israfı gazeteleriniz haykırsın hep bir ağızdan; müsveddeliğe devam ediyoruz biz hâlâ!

“Kadınlar sahneye çıkmasın!” gibi aşağılık bir cümleyi sarf edenlerden biri olmaktansa, savaşa övgüler düzen Yavüz’lerden biri olmaktansa “tek bir çocuğun burnu bile kanamasın” diyenlerden olduk/olacağız her zaman! Eğer bunun için adlarımız müsvedde olacaksa, böyle müsveddelik de gururdur bizim için!

30 Ağustos resepsiyonunda halkın boğazından, sofrasından kesilen vergilerle kurulan sofralarda “ejderha meyveli smoothie” içen “yüz akı” sanatçılarınızdan biri olmaktansa, işsizlikten Gezi Parkı’nda uyuyan ve parasızlıktan ölen Yadigar Ejder olmayı yüz bin kere yeğleyen müsveddeleriz biz.

“Bir değil, beş değil, milyonlarcayız maalesef(!)”

Memleketi ayakkabı kutusuna sığdırıp Rezasına, Rızasına rüşvetler vermediğimiz/almadığımız için; bakanlara saat, bakan çocuklarına mevkii vermediğimiz için adımız “müsvedde”ye çıkacaksa eğer, bizler hedef gösterdiğiniz iki ustadan ibaret değiliz; biliniz efendiler!

Ödül töreni düzenleyip sanatçıları, akademisyenleri hedef gösterip “bedelini ödeyecekler” diyerek insanları tehdit etmediğimiz için “Rumeli Hisarı’nın ortasına mescit dikilmesin, orası her zaman kültür sanat mekanı olarak kalsın” dediğimiz için adımız müsvedde diye anılacaksa, başımız gözümüz üstüne efendiler!

Devlet yardımı adı altında yandaş sanatçıklara bizlerin ceplerinden çıkan vergilerle oluşturduğunuz fonları peşkeş çekmenize ses çıkarttığımız için; korkudan midye gibi kabuğuna kapanıp saray sofralarınıza oturan, rant için en yakınını satan, yalandan dine ve imana sığınan sanatçılarınızdan biri olmaktansa halkına yalan söylemeyen “müsvedde”ler olmayı yüz milyon kere yeğleriz biz!

Bu topraklarda yetişen sanatçılar, şairler, heykeltıraşlar, akademisyenler çatır çatır hedef gösterilirken, eserlerine sansür uygulanırken, oyunlar yasaklanıp salonun önüne çevik kuvvet timleri yığılırken “Bu ülkede kimse baskı altında değil, herkes çok özgür!” diyen Hülya’lardan olmadığımız için haykırın kürsünüzden bugün de “müsvedde” diye adlarımızı! Elbet gerçek müsveddeleri tarih yazacak! Ve bugünler hiçbir zaman unutulmayacak!

Varsın bir kez bile bir tiyatro salonunun kapısından içeri girmeyenler, kitap özeti okuyanlar; operadan, sergiden, klasik müzikten anlamayanlar; Adile Naşit’in anlattığı masalları kabus görenler “müsvedde” diye tanımlasın bizleri. Sizinle aynı gemiye binip sizin “yüz akı” sanatçılarınızdan biri olmaktansa tü kaka çocuklar olarak anılmayı, hedef gösterilmeyi bir milyon kere tercih ederiz!

Yaşadığımız kentin sokaklarında sevgilimiz eteğiyle, makyajıyla geziyor diye, kahkaha atıyor diye “iffetsiz iffetsiz gülme bağyan!” diyen mahlukun ağzının ortasına tokadı yapıştırmayıp “O da bu saatte etekle gezmeseymiş canım! Tabii tecavüz ederler!” diyen Nihat’lardan olmaktansa demokrasi ve eşitlik isteyen Metin Akpınar’lardan, Müjdat Gezen’lerden olmayı yeğleyenlerdeniz.

Ve sizinle aynı gemide değiliz! Hiçbir zaman da olmayacağız!



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı