Köşe YazarlarıYurttan Haberler

Güney Zeki Göker / Bir bellek mücadeleciliği bizimkisi!

Merhaba Sevgili Müstehak’çılar,
Yine hep birlikte bir sezonun sonuna daha geldik. Biz bu yola çıktığımızdan beri 4 kere döndü de güneşin etrafında dünya,, sanki hep karanlık kısmı bize denk geldi. Eee dile kolay sevgili Müstehak’çı; 4 yıl içinde 1500’e yakın haber ulaştırmışız Müstehak’ımız sayesinde sizlere. Kimi zaman içi karanlıklarla dolu haberleri kimi zaman ise korkmadan adım adım aydınlığa yürüyenlerin haberlerini…
Ne mutlu ki hiç tık avcılığı yapmadık. Olan biteni anlatmak için kulağımızı tersten de tutmadık! Girdiğimiz haberi silmemiz için sponsorluk teklif eden kurumlar da oldu, olanı biteni araştırırken aradığımızda telefonumuzu açmayan ya da açtığında “Ağabey beni hiç bulaştırma, başımı belaya sokma” diyen sanatçı arkadaşlarımız da.
4 yıl boyunca hiçbir arkadaşımızın başını belaya sokmamaya çalıştık ve ne mutlu ki sokmadık da. Bize haberi ulaştıranların adlarını hep gizli tuttuk. Hani derler ya “Babamın oğlu olsun acımam!”; tıpkı öyle işte, biz de acımadık! Güçlünün yanında durmadık hiç, gerçekten “haklı” olan kimse onun yanında olduk. Haksız olan “bıbıcığımızın evladı olsa” saklamadık yaptıklarını.
Kimi zaman elinde büyüdüğümüz kurum yöneticilerinin haberlerini yaptık. “Sen bizim elimizde büyüdün evladım, senin küçüklüğünü biliriz! Yan yana olmamız lazım. Gel sizin şu dergiyi kuşe kağıda basalım, 3 bin tane basıyorsanız 10 bin taneye çıkartalım sayısını” teklifiyle arayan kurum yöneticileri de oldu. “Kurumun arşivinin kapısı size her zaman açık ama bizimle ilgili haber yapmadan önce en azından bize haber verseniz, dilinizi biraz yumuşatsanız olmaz mı?” diyen yöneticiler de…
Anlayacağınız 4 yıl boyunca o kadar çok şey yaşadık ki, anlatmakla bitmez. 4 yıl önce sahnelediğimiz “Canavar Cafer” oyununda “İnsanın çıkarlarını koruyan en iyi bekçi köpeği bir gazetedir” diyordu Refik Erduran. Bu söz, yola çıktığımızda bizi etkileyen sözlerden biriydi. Kendimize “hiçbir ‘erk’in bekçi köpeği olmayacak Müstehak” diyerek yola çıktık. Olmadık/olmayacağız!
Mesleğimizi yapmak istediğimiz ülkede sanatın üzerine çöken kara bulutları kuşe kağıt ve her ay gelecek reklam parası için görmezden gelmedik/gelmeyeceğiz.
Yola çıkarken de “gazeteci”yiz demedik, hâlâ da demiyoruz/diyemeyiz. İşimiz bu değil zaten. Bugün herhangi bir gazete standında hâli hazırda satılan gazetelerin istisnasız kültüre ve sanata ayırdığı 1 sayfacık yerden çok daha fazlasına ihtiyacımız olduğunu bildiğimizden, tarihe bugün başımıza gelenleri not düşmek için yaptığımız bir “bellek mücadeleciliği” bizimkisi, olan biteni yarına bırakma mücadelesi.
Koca kurumun bir gece ansızın işinden attığı sanatçıları iktidarın etinden ve sütünden beslenen gazetelerin baş sayfalarında hedef göstermeye korkmayanlara/doymayanlara “Haddinizi bilin!” deme yeri!
Sanatçılara, parmağını sallayarak “Sen kimsin ya?” diyene/diyenlere; “Biz kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz; asıl sen kimsin efendi?!” diyebilme yerinizdir.
“Kadınlar sahneye çıkmasın” cümlesini sarf edebilene Kınar Hanım’ın inadı, Afife Jale’nin cesaretiyle “Höst” diyebilme yerinizdir.
Arkasında medya patronu olmayan, içinde onurunu cüzdanına katlayıp koyan gazetecilerin yer almadığı, magazin ya da spor sayfası olmayan bir yerdir; ses çıkarabildiğiniz bir yerdir Müstehak’ınız.
Ve kimseye ait değil; hepimiz’indir!
Çünkü Bir şey oluyor. Varlığımız elimizden alınıyor. Tarihimiz elimizden alınıyor. Ürettiğimiz bütün iyilikler elimizden alınıyor.  Buna sahip çıkmak zorundayız! Geleneğimiz, varlığımız yok edilmek isteniyor! Bunu anlayıp karşı çıkmamız lazım!”***
 


*** Prof. Dr. Kaya Özkuş’a saygı, okulları bölünmesin diye ses çıkarmaktan korkmayan ve direnen tüm üniversiteli arkadaşlarıma selamla….
 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı