Köşe Yazarları

Güney Zeki Göker / Barok Bu İşleri Geri Verin AKM'yi!

“Heey Halk!” diyerek başlayalım söze, arif olanlar alsınlar kıssadan hisse… Hayvanların kazığa, insanların televizyona ve futbola bağlandığı bir dönemde bu ayki kıssamız bir saray üzerine… Ama öyle bir saray ki bu, ağır silahlarla korunan ve halkın adım atamadığı bir saray değil, ya da içerisine birilerinin kızı ve oğlu için at pisti yapılan bir saray da değil! Bu saray öyle bir saray ki, içerisinde “Kral Çıplak” diyebilenlerin olduğu, “tiyatro hayatın aynasıdır” diyerek aynadaki sureti aksettirenlerin evi olmuş bir saraydan bahsediyorum; “Kültür Sarayı”ndan, günümüzdeki adıyla AKM’den…
Evet, memleketin ilk opera binası olarak inşa edilen, yanan ama tekrar yapılan. Daha sonra tadilat nedeniyle kapatılan, ancak tadilatı için verilen paranın ortadan kaybolduğu kimi; zaman memleketin ve dünyanın en iyi sanatçılarını ağırlamış, kimi zamansa polis sığınağı olmuş, içerisi soyulmuş, tüm ekipmanları kaybedilmiş, çırılçıplak kalmış ve artık sadece bayrak direği olarak kullanılan, “yıkılsa da yerine AVM yapsak” denilen bir saray düşünün… Düşündünüz mü? Aklınızın bir kenarında tutun onu, tutun ve bırakmayın!

7 yıldır kapalı AKM!

“Depreme dayanıklı değil” diyerek 7 yıl önce kapandı ülkenin en önemli kültürAKM 3 merkezlerinden biri. Oysa ülkede ne depremler oldu ne AKM yıkıldı, ne de onu kapatanlar. Kapatan dönemin başbakanı “Barok Opera yapacağım, benim vatandaşım gelsin rahatça gezsin” dedi. Ortada ne barok kaldı, ne opera binası. Üstelik aynı dönemde birçok sahne kapandı ve talan edildi. Hala daha gram gelişme yok. Aksine soyup soğana çevirdiler güzelim AKM’yi. Kilometrelerce kablo, tüm ekipmanlar, kostümler, aksesuarlar, dekorlar her şey talan edildi. Hiçbiri ortada yok. Üstelik Sabancı Holding’in restorasyon için verdiği 30 milyon lira da ortada yok. Bütün bunlar yetmezmiş gibi geçen ayın ortalarında bir de AKM’nin yanında bulunan Gezi Pastanesi, tadilatı sırasında AKM’ye ait alanın içerisine girdi, çardağını kurdu; açıldığında artık AKM’ye ait olan alanın içinde bir kafeleri olacak. Dönemin başbakanı “Evet, AKM’yi yıkacağız yerine camii yapacağız” demişti. Ama ne cami yapılabildi ne de Barok Opera.

Barok bu işleri, geri ver AKM’yi!

Geçen ay 27 Mart’ta Dünya Tiyatro Günü’nde sanatçılar Çağlayan Adliyesi’nde bir araya gelerek 12 yıldır kültür sanata düşman, AVM severlere “AKM’yi yedirmeyeceğiz!” dediler. Dünya üzerinde bir örneğinin daha olduğunu düşünmüyorum. Siz hiç duydunuz mu? Sahi ya, siz bizim sesimizi duydunuz mu? Sadece 27 Mart’tan bahsetmiyorum; ülkede sanata ve sanatçıya uygulanan baskıların, sansürün ve daha nicesinin kaçına ses çıkardınız? Yoksa siz de AVM severlerden misiniz? Hani “bana dokunmayan bin yaşasın” diyenlerden? Ağır sözleri kaldıramayanlardan, hani “eşek” diyince kızan ama sırtına binildiğinde ses çıkarmayanlardan. Hani şu dış dünyaya kapılarını kapayıp dışarıda ağustos böceklerinin sefalet içinde yüzdüğünü sananlardan? Evinde cam kırılsa fırlayıp haykıran ama ülkesinde insanlar ölürken, kaybedilirken susanlardan? Katillere ve tecavüzcülere iyi hâl indirimi verilince susanlardan, suçlular bakan yapılıp aramızda dolaşırken susanlardan… Eğer öyleyseniz, ne diyeyim ki; benden önce şair demiş diyeceğini: “Akrep gibisin kardeşim”…
Eğer biraz olsun canınızı sıktıysam özür dileyerek bir fıkrayla bitireyim yazımı; ama baştan söylemeliyim, “eşek”ler alınmasın…
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, sıçanlar berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken… Padişahın egemenliği altındaki memleket, sanki orada demokrasi güneşi doğmuş, toprağında hürriyet ağacı yeşermiş gibi, güllük gülistanlıkmış. İnsanların, hiç ama hiç dertleri yokmuş. Gel zaman git zaman, her ne olmuşsa olmuş. Her şey tam tersine dönmüş. Padişah bakmış ki kıtlık halkı kırıp geçirecek, bunu önleyici bir çıkar yol aramış. Sonunda, memleketin dört bir yanına, sokak sokak, köşe bucak çığırtkanlar salmış. Çığırtkanlar Padişah fermanını şöyle bağırırlarmış:
Ey ahali!.. Duyduk duymadık demeyin!… Her kimin devlete bir hizmeti, vatana bir yararı olmuşsa, koşup saraya gelsin! Padişahımız efendimiz onlara nişanlar verecek!..”
İnsanlar açlığı, yokluğu, derdi, borcu, harcı unutup, padişahtan nişan almak sevdasına düşmüşler. Padişah da yapılan hizmetin büyüklüğüne göre çeşit çeşit nişanlar vermiş: Altın yaldızlı nişan, altın suyuna bandırılmış nişan, gümüş nişan, demir nişan, gibi gibi nişanlar işte; uzatmayalım sözü söndürmeyelim közü… Gelen giden nişan alıyormuş. Artık öyle olmuş ki insanların göğüslerinde şangur şungur nişanların sallandığını gören bir inek de durumu öğrenmiş ve dayanmış sarayın kapısına
Kapıcıbaşıya: “Padişaha haber verin!” demiş, “Bir inek kendisini görmek istiyor.” Başlarından savmak istemişlerse de, “Padişahı görmeden bu kapıdan bir adım atmam möööö!”… diye böğürmeye başlayınca padişaha, “Efendimiz, kullarınızdan bir inek huzurunuza çıkmak istiyor…” demişler. Padişah, “Gelsin bakalım, bu da nasıl bir inekmiş…” diye ineği huzuruna çağırıp “Böğür bakalım, ne böğüreceksin?” diye sormuş. İnek de “Sultanım” demiş, “duyduğuma göre nişanlar dağıtıyormuşsun. Ben de nişan almak istiyorum.” Padişah “Hangi hakla?” diye bağırmış, “Sen ne yaptın. Memlekete nasıl bir yararın dokundu ki sana nişan verelim?” O zaman inek, “Efendimiz, bana nişan verilmesin de kimlere verilsin? Ben daha insanlara ne yapayım? Etimi yersiniz, sütümü içersiniz, derimi giyersiniz. Gübremi bile bırakmaz kullanırsınız. Teneke bir nişan için, daha ne yapayım?” Padişah ineğin isteğini haklı bulmuş, ineğe ikinci dereceden bir nişan verilmiş. Boynunda nişanı, inek sevinçten oynaya oynaya saraydan dönerken eşekle karşılaşmış: “Selam inek kardeş! Nedir bu sevincin? Nereden gelirsin böyle?” İnek her şeyi bir bir anlatmış. Padişahtan nişan aldığını da söyleyince eşek de coşmuş, dörtnala saraya varmış: “Padişahımız efendimizi göreceğim” demiş. Saray koruyucuları deh demişler, çüş demişler, eşeği bir türlü atlatamayınca padişaha varıp, “Eşek kulunuz gelmiş, huzura çıkmak ister!” demişler. Eşeği kabul buyuran padişah “Ne dilersin ey eşek kulum?” deyince, eşek de dileğini bildirmiş. Padişah, canı burnuna gelip kükremiş: “İnek eti ile, derisi ile, gübresiyle bu memlekete, bu millete hizmet etti. Katır dersen savaşta, barışta yük taşıdı, bu vatana hizmet etti. A eşek, ya sen ne iş gördün ki, bir de kalkmış eşekliğine bakmadan nişan istersin?.. Utanmadan bir de karşıma gelmişsin. Söyle, ne halt ettin?” O zaman eşek keyfinden sırıtarak “Aman padişahım efendim” demiş, “Size en büyük hizmeti eşek kullarınız yapmıştır. Eğer benim gibi binlerce eşek kulların olmasaydı, hiçbir taht üzerinde oturabilir miydin? Saltanat sürebilir miydin? Dua et biz eşek kullarına ki, bizim gibi eşekler var da, sen de böyle saltanat sürüyorsun.”
Fıkra burada bitti. Dedim ya, eşekler üzerine alınmasın lütfen! Ve de unutmasınlar AKM’yi yedirmeyeceğiz..

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı