GenelKöşe Yazarları

Güney Zeki Göker / 1 değil, 5 değil onlarca dünya çapında sanatçı yeşertmiştir bu topraklar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Ağızlarını her açtıklarında batılılıktan, modernlikten, çağdaşlıktan söz edenlere soralım bakalım. Dünya çapında hangi eserleri ortaya koyabilmişler? Örneğin dünya çapında bir opera sanatçısı, bir aktör, bir gitarist yetiştirebilmişler mi?” dedi…
Evet, böyle bir soruyu gerçekten sordu Cumhurbaşkanı. Madem böyle bir soru geldi, bana da cevaplamak düştü.
EVET YETİŞTİRMİŞTİR! Hem de 1 değil, 5 değil, onlarca dünya çapında sanatçı yetiştirmiştir bu ülkenin toprakları. Üstelik kültür merkezlerini, tiyatro salonlarını çürümeye terk eden, sansürü sanatın her alanına reva gören, sanatı ve sanatçıyı yasaklayan, hedef gösteren, cezaevlerine tıkan, aforoz eden ve yurt dışına çıkmaları yasaklayan devlet adamlarına rağmen bu ülkenin toprakları birbirinden değerli sanat insanları yeşermiştir. Nazım Hikmet, Yılmaz Güney, Muhsin Ertuğrul, Yavuz Çetin, Selda Bağcan, Yaşar Kemal, Haldun Taner, Engin Cezzar, İdil Biret belki de sanatçılarımız arasında en bilinenleri.
Sizler için bu ülkenin topraklarında yetişmiş, kimi zaman “vatan haini” ilan edilmiş kimi zaman vatandaşlıktan çıkartılmış, defalarca hedef gösterilmiş hatta ülkesini terk etmesine neden olan sanatçılarımızdan bazılarını sıraladım. “Devlet Sanatçısı” unvanı verilen ya da geri alınan ve adlarını dünyaya duyurmuş geçmişten bugüne sanatçılarımızı sıraladım elimden geldiğince ve kalemim döndüğünce…
Çünkü “Dünya çapında bir opera sanatçısı, bir aktör, bir gitarist yetiştirebilmişler mi?” diye sormak başta bugün aramızda olmayan birbirinden değerli isimlerin kemiklerini sızlatmaktadır, anılarına ve başarılarına yapılmış büyük bir ayıptır.
Dilerim bu ayıptan bir an önce dönülür.
İşte bu topraklarda kendilerini yetiştirmiş ve halen daha ülkemizin devlet büyükleri tarafından kıymetleri bilinmeyen belki de adları bile unutulan sanatçılarımızdan bazıları…

Leyla Gencer:


Topraklarımızın yetiştirdiği opera sanatçılarımızdan ilki olan Leyla Gencer 20. yüzyılın en önemli sopranolarından biri olarak adını dünyaya duyurmuştur. Hatta öyle ki Batılı ülkeler “La Diva Turca”, “La Gencer”, “La Regina” gibi isimler takmıştır kendisine.
Chicago, Milano, Paris, Viyana, Venedik, Roma, San Francisco gibi dünyanın önde gelen ülkelerinde en önemli opera eserleriyle sahneye çıkmıştır. Dünyada hayranlık uyandırmış sanatçılarımızdan biridir.
Ayrıca opera repertuvarı en geniş Devlet Sanatçımızdır. 23 Bestecinin 72 yapıtı ile bu başarısı kolay yenilir yutulur bir şey değildir.
 

Fazıl Say:


Bu listenin tartışmasız olmazsa olmazlarından biri elbette Fazıl Say. Kimi zaman hükümeti eleştirdiği için hakkında davalar açılan ve Kültür Bakanlığı tarafından eserleri programdan çıkartılan kimi zaman sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı Ömer Hayyam rubaisi yüzünden hedef gösterilen, dava açılan, ölümle tehdit edilen ve dava sonucunda önce 10 ay hapis cezasına çarptırılan daha sonra beraat ettirilen Atatürk Cumhuriyeti’nin Türkiye’ye kazandırdığı ve tüm dünyada göğsümüzü kabartmış bir diğer sanatçımız.
Sanatçı kimliğinin yanı sıra dünyada ve ülkesindeki sosyolojik gelişmeleri çok yakından takip eden ve gerekirse tepkisini de çekinmeden ortaya koyan Fazıl Say bir yılda 150’nin üzerinde konser vermektedir ve bunların çoğunluğu dünyanın önde gelen ülkelerindedir.
1991 yılında Avrupa Birliği tarafından düzenlenen “Upa Piyano Yarışması” ile kazandığı ödül ünlü besteci ve piyanistimizin ilk başarısıdır. Bu başarısının hemen ertesinde Berlin Senfoni Orkestrası tarafından kendisine konçerto yazması için teklifte bulunulmuştur. 1991 yılından itibaren dünyanın çeşitli yerlerinde resitaller ile turneler yapmıştır. Fransa, Japonya, ABD başta olmak üzere sahneye çıkmış ve 20’ye yakın uluslararası ödülle taçlandırılmıştır. Kariyeri boyunca sayısız esere imza atmış olan Say’ın neredeyse almadığı ödül ve sahneye çıkmadığı ülke kalmadığı gibi dünyanın önde gelen orkestraları eşliğinde konserlerde vermiştir. Bu orkestralardan bazıları New York Filarmoni, Saint-Peterburg Filarmoni, Amsterdam Concertgebouw, Viyana Filarmoni, Çek Filarmoni, İsrail Filarmoni, Fransa Ulusal Orkestrası, Tokyo Senfoni Orkestrasıdır. Ayrıca  Aşık Veysel’in “Kara Toprak” adlı halk türküsünden esinlenerek bestelediği piyano parçasını da içeren CD’si Amerika Birleşik Devletlerinde Billboard listelerinde 6. sıraya kadar yükselmiştir.
Başarıları bu sayfaya yazmakla bitmeyecek sanatçılarımızdan biridir özetle Fazıl Say. 2008 yılında Avrupa Birliği tarafından “Kültür Elçisi” unvanıyla görevlendirildiğini de söylemeliyim.
 
 

SUNA KAN

Henüz daha 9 yaşındayken Ankara Devlet Konservatuvarı’nın konser salonunda Mozart ve Viotti’nin konçertolarını orkestra eşliğinde seslendirmiş ve 1948 yılında TBMM tarafından çıkartılan “Harika Çocuklar Yasası” ile müzik öğrenimi görmek üzere Fransa’ya gönderilmiştir. Fransa’da okuduğu okulu 1954 yılında birincilikle bitirmiştir. Aynı yıl Cenevre ve Viotti yarışmalarında biricilik ödülü ile taçlandırılmıştır.
Birçok ülkede sahneye çıkan, resitaller veren ve ünlü şeflerin orkestralarında çalan Suna Kan’ın Bacht’tan Bartok’a kadar uzanan repertuvarında Türk bestecilerin eserleri de yer almaktadır. 1957 yılında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası solist sanatçılığına atanan Suna Kan 1960 yılında Türkiye’nin ilk konser piyanisti Ferhunde Erkin’le kurduğu keman-piyano ikilisi ile yurdun pek çok yerinde ve yurt dışında çeşitli merkezlerde resitaller vermiş ve tam 29 yıl birlikte çalmışlardır.
Türk sanatına katkı ve hizmetlerinden ötürü 1971 yılında “Devlet Sanatçısı” ünvanı verilen ve TRT Ankara Oda Orkesrası’nın solistliği ve başkemancılığını  yapmıştır.
Suna Kan, artık sağlık sorunları nedeniyle uzun süredir sahnelerden uzakta. 2017 yılının Mayıs ayında verdiği bir röportajda “Kemanın kutusunu şimdilik, bu dünyadan gidinceye kadar kapattım” demiştir.

Cüneyt Gökçer:
Dünya Çapında ve “Nişanı” olan Bir Aktör


Sırada ilk başrölüne 1936 yılında çıkan Cüneyt Gökçer var. II. Dünya Savaşı sırasında Diktatör Hitler’in baskıları ve rejimin etkisiyle ülkesini terk etmek zorunda kalan Carl Ebert hocalarından biridir Gökçer’in. Konservatuvar yıllarında yeteneği ile sınıfın en gözde öğrencilerinden biri olur ve 1942 yılında mezun olur Gökçer. Başta Muhsin Ertuğrul olmak üzere Devlet Tiyatrosu’nda bir çok yöneticiyle çalışır ve Cevat Memduh Altar zamanında Avrupa’ya gönderilir. Almanya, Fransa ve İngiltere’nin çok önemli sanat merkezlerinde yönetmen yardımcısı olarak görev alır.
38 yaşında Devlet Tiyatrosu Müdürlüğüne atanan ve bu görevi 23 boyunca yerine getiren Cüneyt Gökçer döneminde İstanbul, Adana, İzmir ve Bursa Devlet Tiyatroları’nda yerleşik kadro dönemi geçilmiştir. Tiyatronun yanı sıra opera ve bale sanatlarının gelişmesi için de önemli çalışmalara imza atar.
1963 yılında ilk müzikalin sahnelenmesinin ardından Yugoslavya’nın çeşitli sahnelerine turneler yapar ve Pirandello’nun 100. Doğum günü için Venedik’e davet edilir. Dönemin Yugoslav ve İtalyan basınında rejisi ve oyunculuktaki başarıları üzerine övgü dolu yazılar yayımlanır.
Oyunculuk, yönetmenlik, öğretmenlik mesleklerinin yanı sıra birçok üniversitede bölüm başkanlığı yapmıştır. 20 üzerinde operanın rejisine imza atan Cüneyt Gökçer, Yunanistan Krallığı’nın l. Georges nişanının ‘Oficcier’ rütbesiyle ödüllendirilirken 1970 yılında İtalya Cumhurbaşkanlığı tarafından “Commandatore” nişanıyla ve daha sonra Polonya Kültür Nişanı ile ödüllendirilmiş ülkemizin “Devlet Sanatçısı” unvanı verdiği sanatçılarımızdan…

Tülay German:


4 yaşındayken şarkı söylemeye başlayan ve ardından piyano dersleri alan Tülay German öğrendiği türküleri çağdaş bir yorumla seslendiren ve dünyanın birçok ükesinde sahneye çıkmış, plaklar doldurmuş ve Türk Pop tarihinin ilk hit müziği olarak kabul edilen “Burçak Tarlası” adlı plağı ile tarihine adını yazdırmış bir sanatçımızdır.
Fransızca doldurulan 10 tane plağa imza atmıştır.  Almanya, Tunus, Fas, Brezilya ve Hollanda’da konserler vermiş  ve çeşitli festivallerde sahneye çıkmıştır.
Fransa’nın en önemli konser salonlarında Charles Aznavour, Lèo Ferre, Moody Blues gibi isimlerle birlikte konserler vermiştir. Ayrıca 1981 yılında Fransa’da Türkçe olarak yayınlanan albümü ile Charles Cros Akademisi Plak Büyük Ödülü’nü almıştır. Ayrıca bu “Plak Büyük Ödülü”nü Türkiye’den sadece Moğollar ve Ruhi Su da almıştır. Pink Floyd ve Jimi Hendrix gibi isimlere verilmiş önemli ödüllerden biridir. 

Verda Erman:


Müziğin yanı sıra bale üzerine çalışmalar yapan Verda Erman da “Harika Çocuklar Yasası” ile eğitim almak için Paris’e giden sanatçılarımız arasında. Birbirinden değerli hocalardan eğitim alan Erman, solfej sınıfından birincilikle mezun olur ve ardından Paris Yüksek Millî Konservatuvarı’nın piyano sınavını yüksek bir notla kazanır. Buradan da birincilik ödülü alır ve 14 yaşında mezun olur. Paris, Napoli, New York gibi dünyanın önemli müzik merkezlerine konuk olur ve buralardan ödüller alır. Bunun yanı sıra Belgrad, Paris, Montreal ve Bükreş’te başarılara imza atar…
Dünyaca ünlü piyanistimiz Verda Erman 1971 yılında Devlet Sanatçısı ünvanını alır. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın solist sanatçısı olan Erman, orkestra ile birçok piyano konçertosunu seslendirmesinin yanı sıra bu konçertolardan bazılarını Türkiye’de ilk kez seslendiren sanatçımızdır.
 

Ayla Erduran:


Ünlü keman virtüözü Karl Berger’den 4 yaşında keman eğitimi alarak müzik hayatına başlar Erduran. İlk resitaline Saray Sineması’nda çıktığında henüz daha 10 yaşındadır. Paris Ulusal Konservatuvarı’nda keman eğitimini tamamlar ve mezun olur. Birbirinden değerli yabancı hocalardan dersler almıştır. Avrupa’daki ilk konser kariyeri ise Polonya’da Varşova Filarmoni Orkestrası eşliğinde çaldığı bir konserde Glazunov’un keman korçertosuyla başlar.
Avrupa’nın çeşitli kentlerinde, Güney Amerika’da ve ABD, Kanada, Ortadoğu,  Hindistan, Afrika, Rusya, Azerbaycan ve Türkiye’nin pek çok köşesinde turneler yapmıştır. Hatta 1958 yılında Brüksel’de verdiği bir konser sırasında Kraliçe Elizabeth izleyenler arasındadır. Aldığı birbirinden değerli ödüller arasında Hollanda’dan aldığı Beethoven Ödülü de vardır.
Ülkemiz tarafından Devlet Sanatçısı ünvanı verilmiştir.
 

Şefika Kutluer:


Sihirli Flüt lâkabıyla anılan flüt virtüözümüz Şefika Kutluer, Devlet Konservatuvarı’ndan 3 sınıf atlayarak 1979 yılında mezun olur ve aynı yıl Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’na girer. Yüksek lisans derecesini İtalyan hükümetinin davetlisi olarak gittiği Roma’da, Sanata Cecilia Akademisi tarafından alır. Burada birbirinden değerli isimlere solistlik yapar. Ve daha sonra Viyana’nın daveti üzerine bir süre çalışmalarını Viyana’da sürdürür. Viyana’da katıldığı “Uluslararası Flüt Yarışması”nda önce 3. Olur, ertesi yıl bu yarışmaya tekrar girer ve birinci olur.
1985 yılında ülkemiz tarafından Cumhurbaşkanlığı Kültür-Sanat Madalyası verilir. 5 Kıtada sayısız konser veren Kutluer, birçok uluslararası festivale katılır. Hatta Birleşmiş Milletler’in 60. yılı nedeniyle Kral ve Kraliçe’nin huzurunda konser verir. Zubin Mehta, Sir Charles Mackerras, Peter Breiner, İngiliz Royal Filarmoni Orkestrası, Berlin Filarmoni, İskoç Oda Orkestrası, Northern Sinfonia, Tokyo Senfoni Orkestrası, Litvanya Filarmoni çalıştığı orkestralardan sadece bazılarıdır. Dünya çapında basılan 16 CD’si vardır ve dünya çapında en çok arananlar arasındadır. Albüm çıkarttığı ülkeler arasında Avusturya, İsviçre, Almanya, İngiltere, Çekya ve Slovakya vardır.

Ayşem Sunal Savaşkurt:


Geçtiğimiz yıllarda çokça tartışılan, belden aşağı ve çıplaklık olarak hedef gösterilen bale sanatının temsilcilerindendir Ayşem Sunal. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda eğitimini tamamladıktan sonra 1990 yılında Belçika Kraliyet Balesi’nde kariyerine başlar. Burada “Giselle” temsiliyle sahneye çıktıktan sonra uluslararası basın tarafından büyük övgüler alır ve Belçika Kraliyet Balesi Baş Dansçısı olur. Burada klasik balenin tüm repertuarını baş dansçı olarak icra etmiştir. Bunun yanı sıra dünyaca ünlü bale topluluklarında baş dansçı olarak sahneye çıkmıştır. Bunlardan bazıları Danimarka Kraliyet Balesi, Hollanda Ulusal Balesi (HET), İsveç Kraliyet Balesi, Houston Balesi, Estonya Ulusal Balesi, Miami Balesi, San Francisco Balesi’dir.
Dünyaca tanınmış pek çok koreografla bire bir çalışmış New York, Tokyo, Osaka, Pekin, Şanghay, Kopenhag, Cenevre, Oslo, Helsinki, San Francisco, Boston, Londra, Paris, Amsterdam gibi şehirlerde sahneye çıkmıştır. Ayrıca “Dance Magazine” dergisi tarafından dünyanın en iyi beş balerininden birisi olarak seçilmiştir. Birçok önemli ödüle sahip olan Ayşem Sunal, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde bale eğitmenliği ve repetitörlüğü görevini sürdürmektedir. Ayşem Sunal Savaşkurt, aynı zamanda 2015-2016 sezonundan bu yana Bale Başkoreografı olarak görev yapmakta.

Betin Güneş:


Dünyaca tanınmış bir sonraki sanatçımız orkestra şefi, besteci, piyanist ve tromboncu olan Betin Güneş. 1979 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın yüksek piyano bölümünden mezun olur, ardından 1980’de Kompozisyon bölümünü bitirir. Alman Akademik Değişim Servisi tarafından burs alarak müzik eğitimini Köln Yüksek Müzik Okulu’nda tamamlar. Şeflik ve Trombon sınıflarından diploma alır. Elektronik müzik, solo ve orkestra müziği alanında da eserler üretmiştir.
Yazdığı yapıtlar ile çeşitli kompozisyon ödüllerine layık görülen Güneş, 1988 yılından itibaren Köln Senfoni Orkestrası’nın ve Ensemble Mondial Oda Orkestrası’nın şefi olarak görev yapmakta. 16 senfoniye imza atmıştır.

Beklan Algan:

Maden mühendisliği eğitimi için gittiği Amerika’da eşi Ayla Algan ile birlikte Actor’s Repertuary Theatre ve New York Actor Studio okulunda sahne eğitimi alan sanatçı Amerika’da birçok oyunda sahneye çıkar.
Türkiye’ye döndüğü zaman Şehir Tiyatroları’na girmiş ve 1966 yılında Muhsin Ertuğrul’un istifasının ardından o da kurumdan ayrılmıştır. Daha sonra M. Ertuğrul’un kurucusu olduğu LCC Language and Culture Center’da tiyatro bölümünün başına geçerek bir süre burada yöneticilik yapmıştır.
Takvimlerimiz 1980 yılını gösterirken Algan, Berlin’e gider ve burada Schaubühne Tiyatrosu’nda dört yıl boyunca Tuncel Kurtiz, Şener Şen, Macit Koper gibi sanatçılarla işçi tiyatrosu yapar. BİLSAK Tiyatro Atölyesi, Bakırköy Halk Evleri Deneme Sahnesi ve Tepebaşı Deneme Sahnesi kurucuları arasında olduğu sahnelerdir. Birçok ödüle layık görülmüştür. Oyuncu, yönetmen ve yazar olan Beklan Algan 7 yıl önce hayata gözlerini yummuştur.

Erkan Oğur:


Sırada, perdesiz iki enstrümanın mucidi Erkan Oğur var. Aslında sadece bu özelliğiyle bile “Dünya çapında bir gitarist yetiştirebilmişler mi?” soruna başlı başına bir cevaptır. Bırakın efendim gitarist yetiştirmeyi, perdesiz gitarın mucidini bile yetiştirmiştir bu ülkenin toprakları demektir.
Erkan Oğur’un ilkokul öğretmeni “İlkokulu bitirdiğinde bizim yöreden çalmadığı saz kalmamıştı!” diyor. Çaldığı enstrümanların sayısı bile önünde saygıyla eğilmemize yeter ustanın! Kopuz, dede bağlama, ud, e-bow, perdesiz gitar, klasik gitar, elektro gitar kullandığı enstrümanlardan bazılarıdır. Türk müziğine icracı ve yorumcu olarak sayısız ve devasa katkıları vardır. Bunun yanı sıra “perdesiz gitar” ve “perdesiz bağlama”yı geliştiren kişi olarak dünya müzik literatürüne adını altın harflerle kazımış, bu ülke topraklarından yetişmiş ve dünyaya açılmış bir sanatçımızdır.

Barış Manço:


Türkiye’de rock müziğin öncülerinden olan ve Anadolu Rock türünün kurucuları arasında sayılan Barış Manço, 2. Dünya Savaşı sırasında doğduğu için adını “Barış” koyarlar. Türkiye’de “Barış” adı verilen ilk kişidir aynı zaman.
Liseyi bitirdikten sonra Belçika Kraliyet Akademisi’nde yüksek öğrenim hayatına devam etmek için Türkiye’den ayrılır. 1964 yılında dört şarkılık ilk Fransızca plağını çıkartır. Ve Fransa, Belçika, Çekoslovakya, Belçika, Almanya ve İsveç gibi birçok ülkede sahneye çıkar. Fransız bir müzisyenin Manço’nun aksanını beğenmemesi ve plağını yasaklaması üzerine Avrupa kariyerini sona erdirir ve Türkiye’ye döner.
Türkiye’de “Les Mistigris” grubuyla birlikte müzik çalışmalarına devam eder ve ülkemizin ilk psychedelic rock şarkılarına imza atarlar birlikte.  Manço, takvimlerimiz 1969 yılını gösterirken Belçika Kraliyet Akademisi’ni birincilikle bitirir.
200’ün üzerinde bestesi vardır. Ve bu besteler ile 12 altın ve 1 platin olmak üzere albüm ve kaset ödülleri vardır. Şarkıları Arapça, Bulgarca, Flemenkçe, Almanca,  Fransızca, İbranice, İngilizce,  Japonca ve Yunanca başta olmak üzere birçok dile çevrilmiş ve seslendirilmiştir. Londra’da Rainbow Tiyatrosu’nda Kurtalan Ekspres ile birlikte konser vererek İngilizce ve Türkçe şarkılarını seslendirmiştir. Hazırladığı televizyon programı ile dünyanın pek çok ülkesine gitmiş ve “Barış Çelebi” lâkabı takılmıştır.
Barış Manço 1981 yılının sonunda “Sözüm Meclisten Dışarı” albümünü yayınlar ve albümde yer alan “Arkadaşım Eşek” bir anda küçük büyük herkesin beğenisini kazanır. Ancak albümdeki 9 şarkıdan 6’sı TRT denetleme kuruluna takılır. Bu, Barış Manço için ne ilk ne de son olacaktır. 1992 yılında Manço’nun Rezil DedeAcıh da Bağa Vir gibi bazı şarkıları da TRT tarafından uygun bulunmayarak yayınlamaz.
1988 yılına gelindiğinde ise Barış Manço’yu başta çocukların olmak üzere herkesin “Barış Ağabey”i yapacak “7’den 77’ye” programı başlamıştır. 150’den fazla ülkeye gidip, oraları seyircilere tanıtırlar bu programla. Ardından gelen “Adam Olacak Çocuk” ile de çocuklara yeteneklerini sergileme fırsatı verip dönemin en başarılı televizyon yüzü olur Manço. 1998 yılında hazırladığı ve 378 bölüm yayınlanan “Ekvatordan Kutuplara” isimli programında 5 kıtada 100’den fazla değişik yöreye giderek 600.000 km.’ye yakın yol kat etmiştir.
Müzik ve televizyon hayatında üç binden fazla ödül almıştır. Ülkemiz tarafından Devlet Sanatçısı unvanı verilen sanatçılarımız arasındadır.
 
Kaynaklar: Devlet Opera ve Balesi, Devlet Tiyatrosu, Wikipedia, 1gufte12beste.com,

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı