Köşe Yazarları

Ece Saruhan / Kahramanlar Hep Erkek!!!

Üniversitede, Bölgesel ve Stratejik Etüdler Yüksek Lisansı’nda bir derste kadının masallardaki yerini masaya yatırmıştık. Çocukken çoğumuzun dinlemeye doyamadığı, dinlemeden ya da okumadan uykuya dalamadığı masalları bir hatırlayalım. Kız haliyle ormanda gezintiye çıkan ‘Kırmızı Başlıklı Kız’ı kurt kapar. Onu da, büyükannesini de avcı kurtarır. ‘Pamuk Prenses’i ebedi uykusundan prens uyandırır, Külkedisi hizmetçilikten prensesliğe geçişini yine bir prense borçludur. Kadınlar ya zeka yoksunu ya edilgen; erkeklerse her daim kahraman! İşte bizi senelerce, üstelik de algılarımızın en açık olduğu dönemde bu masallarla uyuttular. Şimdi masalların yerini ekrandaki diziler aldı. Uyumak için olmasa da, uyuşturmak için birebirler! Çoğunun kahramanları gücünü paradan ya da şiddete merakından alan erkekler. Kadın karakterlerse çoğunlukla ne kadar güçlü görünürlerse görünsünler yine de erkeklerin gölgesindeler, tıpkı çocukluğumuzdaki masallardaki gibi edilgenler!
KAÇ ERKEK ÇATLAMAYAN BİR SABIR TAŞI OLABİLİR?
Şimdi “Hayatın içinde de böyle değil mi?” diyenler olabilir. Hemen cevap vereyim; alakası yok! Sistem erkeklerin sistemi, her sabirkonuda adaleti onlar dağıtıyor ancak dağıttıkları şeyde adaletin a’sına bile rastlanmıyor. Onlara hak olarak sunulmuş özgürlükler, kadının aradığı hakkı konumunda! Erkekler, başta kadınlar birçok şeyi tepe tepe kullanıyorlar haklarını; üstelik bu tepmenin cezası yok, kılıfı çok! Yanında kahraman ilan edilmesi de cabası! Şimdi soruyorum size; kahramanlık bu mu yoksa kadının uğradığı her türlü haksızlığa, şiddete, adaletsizliğe rağmen insanca yaşamak, eşit haklara sahip olmak için gösterdiği çaba mı? Tiyatro(Hâl)‘in ‘Sabır Taşı’ adlı oyunu geldi bu satırları yazarken aklıma. Kadınlar bitmek bilmeyen bir sabır sınavında, sürekli direnişte. Acaba kaç erkek çatlamayan bir sabır taşı olmayı başarabilirdi sistemin kadına ve erkeğe verdiği haklar el değiştirdiğinde?
 
OTURDUĞUNUZ YERDEN KENDİNİZE BİR BAKIN
Bu sezon tiyatroda kadınların evrensel sorunlarına değinen pek çok oyun var. romeoyu-beklerkenHak yememek için izlediklerimden,
ekibiyle hakkında sohbet ettiklerimden örnek vereceğim. Tatbikat Sahnesi‘nden ‘Antabus’, Yan Etki’den ‘Romeo’yu Beklerken’, Tebdil-i Mekan Prodüksiyon Tiyatrosu‘ndan ‘Shirley’, Moda Sahnesi’nden ‘En Kısa Gecenin Rüyası’, Craft Tiyatro’dan ‘Hepimizin Öyküsü Aynı’ mesela… Hatta ve ne mutlu ki Destar Tiyatro sayesinde artık kahramanları kadınlar olan ‘Dil Kuşu’ adlı bir masalımız bile var. Biz kadınlar içine doğduğumuz haksızlıklara gülerek meydan okumayı ezberledik, gülüyoruz ama gülüp geçemiyoruz. Umarım bir kısmı kadına yaşatılanları mizahi bir dille anlatan bu oyunları izleyen erkekler de bu kez gülüp geçmemeyi tercih ederler. Oturdukları yerden kendilerinin ve hayatın nasıl göründüğüne bir bakarlar. Ve ardından da adamlığa yakışanı yaparlar, “Eşitiz” demeyi seçerler, seçmekle kalmaz hayata geçirirler. Her oyundan bir kişi bu bilinçle ayrılsa kâr! Bitirirken şunu da söyleyeyim; bu yazıya kadın -erkek ayrımı yapmadan, insan hakları diyerek başlayabilmeyi çok isterdim. Ama maalesef içinde yaşadığımız dünyada bu ayrım almış başını gitmiş durumda! ‘Hepimizin Öyküsü Aynı’ hakkındaki söyleşimizde sevgili İpek Bilgin’in de söylediği gibi “Hâl-düzen-sistem buyken her kadın feminist olmak zorunda!”

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı