Köşe Yazarları

Ece Saruhan / "Halk bunu istiyor'muş!"

En tahammül edemediğim ve düpedüz yalan olduğuna inandığım laflardan biri ‘Halk bunu istiyor’ klişesi. Geçtiğimiz ay TAKSAV 4. Uluslararası İzmir Tiyatro Festivali kapsamında, eleştirmen dostum Yaşam Kaya‘nın moderatörlüğünde düzenlenen ‘Medya-Tiyatro-Özgürlük’ konulu panelde, sevgili Zafer Diper’le birlikte konuşmacıydım. Medyada sanata ayrılan yerden bir medya mensubu olarak bu cümlenin ardına sığınanlar adına utancımdan yerin dibine geçerek söz ederken -malum utanmayanlar adına da utanmaya alıştık- kim bilir kaçıncı kez haykırırken buldum kendimi “Hangi halk? Ben halk değil miyim?” diye.
KÜÇÜMSEMEK KİMSENİN HADDİNE DEĞİL!
Kendi deneyimimden hareketle bu konuda sadece medyaya yüklenmenin haksızlık olacağını belirterek girmek istiyorum söze. Zira ben tiyatro köşesi yazmaya başladığımda, çalıştığım gazetenin yöneticileri “Magazin ekinde tiyatro ne alaka?” demek yerine “Mutlaka denemelisiniz, biz arkandayız” diyerek cesaret vermişlerdi bana. Aynı dönemde bazı tiyatroculardansa “Halk tiyatroya gitmiyor, kim okur tiyatro köşesini?” diye yorumlar almıştım. İçimdeki aşka güvenerek “Her hafta bir kişi yazdıklarımı okuyup tiyatroya gitse bana yeter” düşüncesiyle çıktım yola. Zaman, halkı tiyatroyu sevmemekle, tiyatrodan anlamamakla itham edenleri haksız çıkardı. Hem de öylesine haksız çıkardı ki başka gazetelerin magazin eklerinde de tiyatroya yer açıldı. Demek ki neymiş, denemek gerekliymiş.
Demek ki neymiş, halkı küçümsemek ya da halkın adına karar vermek kimsenin haddine değilmiş. Demek ki kimse halkı kendi karamsarlığının, vazgeçmişliğinin, kolaycılığının, mevcut düzene alışmışlığının, ruhunun içi boşalmışlığının öznesi haline getirmemeliymiş.
‘UMUDU DÜRT, UMUTSUZLUĞU YATIŞTIR’
Hep söylüyorum; bu ülkede sanat yapmak da, sanata dair yazmak da büyük bir direniş! Halktan insanların, halktan başka insanları da kendiliğinden içine dahil ettiği bir direniş hem de! Duygularda buluşmak adına, insan kalmak adına, birbirimizi anlamak adına, birlikte iyileşerek daha iyiye yol almak adına bir direniş bu! Edip Cansever’in “Umudu dürt, umutsuzluğu yatıştır. Gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir” dizelerine hayat veren bir direniş!
İşte tam da bu yüzden AKM’si diri diri gömülen, reklam panosuna dönüştürülen bir ülkede, “Halktan hiç ses çıkmıyor, halk sanatı sevmiyor” demek, “Halk bunu istiyor” diyenlerin yaydığı umutsuzluğu yatıştırıp açtıkları büyüklü küçüklü sahnelerde umudu dürten, umudu yayan pek çok insan var. Hepsi halktan insanlar ve hepsi yalnız olmadıklarını biliyorlar; çünkü halk sadece ‘bu’ adı altında
kendilerine sunulan niteliksizlikle, kalitesizlikle, çaresizlikle yetinenlerden oluşmuyor. “İşte bu!, Tam da bu!” diye gözünü parlatan, ruhunu doyuran işlerin peşinde olanlar da var bu halkın içinde! Hem de fazlasıyla var, görmek isteyene!
EZBERE KONUŞMAK YERİNE DENESENİZE!
Yeniden dönelim medyaya; bu kez televizyona, halktan biri olarak benim kanayan yarama! ‘Halk bunu istiyor’ kılıfı altında şiddetin özendirildiği, maçoluğun ansiklopedisinin yazıldığı, kadının aşağılandığı dizi ve program kaynıyor ekran. Umudu dürteni, sıcak insan ilişkilerini gündeme getireni hele ki halkı sanatla buluşturanı o kadar az ki bu işlerin! Bu halkın çocukluğu ekrandan
kulağına yayılan klasik müzik ezgileriyle geçen bir parçası olarak söylüyorum; halk bunu istemiyor, en azından halkın tamamının bunu istemediğini adım gibi biliyorum. Bunu isteyenler, bu algı yönetimi işine gelenler! Ezber bir klişenin ardına sığınmak yerine denemesi, denemeye doyulmayan pek çok diziye, programa göre bedava! Ruha zarar bunca işin arasında yer açsanıza birkaç kültür sanat programına daha! Türkiye’nin dört bir yanından insanların evlerine sanatı taşısanıza! Keşke yatırım reytinge değil, bu ülkenin geleceğine yapılsa. Ben de halkım ve işte tam da bunu istiyorum. Ve üstüne basa basa “Yalnız değilim” diye yineliyorum.

Makale Altı Reklamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı