Köşe Yazarları

Ece Saruhan / Çabalarınız nafile, o kale düşmez!

BEN bu satırları yazarken, Haldun Taner’in Kadıköy Mühürdar’daki büstünün saldırıya uğradığı, parçalandığı haberi düştü önüme. Haber önüme düştü, sancısı içime. Tıpkı daha öncekiler gibi! Artık böyle; artık dışımız boydan boya utanmazlık ve acı! Hâlâ utanma duygusu ve vicdanı olanların payına düşense giderek artan, her gün mucizevi ihtimalle bir, ama gerçekçi olursak defalarca saplanan bir sancı!

YALNIZ DEĞİLİZ!

confidencea Öyle bir sancı ki bu, insanın doğup büyüdüğü ve çok sevdiği topraklara olan aidiyet hissine indiriyor en büyük darbeyi! Gitmek aklımın ucuna bile düşmedi bir an bile, düşmeyecek de! Ama sık sık “Düşme Ece!” diye sayıklarken buluyorum kendimi. “Çok sevdiğin topraklar çamura bulanırken git gide, balçık içinde kalmışken dört bir yanın, ruhunu temizlemenin, içindeki umudu korumanın, insan kalarak yürümenin bir yolunu bul, sakın hayata küsme, sakın düşme!”
Haldun Taner’in yazdığı ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’nda ne zaman aklıma gelse gözlerimi doldurup tüylerimi diken diken bir tirat vardır. Hani şu “Zaten aktör dediğin nedir ki?” diye başlayan… O tiratta sözü geçen fısıldaşan replikler var hani; onlar fısıldaşmakla kalmazlar, onlar düşmemek için tutunacak dal! Ne zaman düşeyazsam, ne zaman güzelim bir çiçekken solan aidiyet hissimi yeniden yeşertmek için bir neden arasam, ne zaman yalnız ve mutsuz hissetmenin dibine vursam, onlar farklı farklı sahnelerde, ortak hikayemiz daha güzel olsun diye kendini insana dair hikayeler anlatmaya adamış cesur çocukların ağızlarında dile gelip haykırıyorlar bana “Yalnız değilsin!” diye. “Seninle aynı şeylere dertlenen, çektiğin sancıları ezbere bilen, balçığın yerini mis gibi toprak kokusuna bırakacağı günler için umutla, inançla direnen insanlar var hâlâ! Bunu bil ve düşme” diye sesleniyorlar.

BANA HEP İYİ GELENİN KOLLARINDA

ece-saruhanHerkes için söylemiyorum ama tiyatro sahnesinde tüm rağmenlere rağmen onuruyla, vicdanıyla, sanatıyla dimdik duran yürekli insanlar var ya hani; onlar hayat sahnesinde bocaladığımda güç oluyor bana, ses oluyorlar, ışık oluyorlar, nefes oluyorlar, sancılardan geriye kalanın adını her şeye rağmen ‘umut’ koyuyorlar. İşte tam da bu yüzden ben bu sezon yine, ışık hızıyla genişleyen bir tımarhaneye dönüşen bu dünyada ve ülkede akıl, ruh ve kalp sağlığımı koruyabilmek adına sarmaş dolaş olacağım tiyatroyla. Bu diyarın çamurlu yollarında, bana hep iyi gelenin kollarının arasında olduğumu bilmenin güveniyle yürüyeceğim; yalnız olmadığımı, düşeyazsam bile düşmeyeceğimi, az da olsa birileriyle aynı aydınlık düşü kurduğumu bilerek. O kolların arasında hepimize yer var. Kendini o dost kollara bırakmasını tavsiye ederim herkese. Bu sadece iyi niyetli bir tavsiye, uymak da uymamak da sizin inisiyatifinizde! Bir de kesin bilgi vereyim büst parçalamayı, sanatçı karalamayı, sanata öcü muamalesi yapmayı marifet zannedenlere; o kale hiç düşmedi, düşmez! Çabalarınız nafile!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı