Ece SaruhanKöşe Yazarları

Ece Saruhan / Benden Söylemesi

PSİKOLOJİ ve ruh sağlığından söz açıldığında, biri psikoloğa gitmeye başladığını açıkladığında, hemen herkesin aklına gelen bir cümle var. Klişe gibi görünen ama aslında en derinlere değen çok değerli bir cümle:

“Haydi şimdi çocukluğuna gidelim.”

Ben ne zaman çocukluğuma gitsem; gözümün önünde beliren başlıca sahnelerden biri bir tiyatro sahnesi oluyor. Çeyrek asırdan fazla geçmiş üzerinden ama o sahnede gördüklerim her seferinde şu anda yaşanıyor hissini veriyor bana. O kadar canlı ve hayat dolu hafızamda. Seyirci koltuğuma oturmuşum. Oyunun adını hatırlamıyorum ama sahnede içinde inci tanesi bulunan kocaman bir istiridye var. Hep söylüyorum; insanın gittiği ilk oyun ilk öpüşme gibi, tadı hep damakta kalıyor. Tiyatronun ruhuma kondurduğu o ilk öpücük zamanla benim için hayat öpücüğüne dönüştü. Açık yaralarıma pansuman yapan, giderek daha da zalimleşen bir dünyanın içinde boğulacak gibi hissettiğim anlarda ruhumun dudaklarına yapışıp bana nefes veren bir öpücüğe… İnsanı bir istiridye olarak düşünürsek, tiyatro sahnesinde gördüğüm o bembeyaz inci tanesi, çocukken herkesin içinde var. Bazen insanın elinden alıyor, bazen karartıyor, hatta bazen başta kendi çevresindeki her şeyi yok etmeye programlı bir bombaya dönüştürüyor onu zaman. Kendimi bildim bileli bütün çabam o inci tanesini kaybetmemek, Nazım’ın deyimiyle sol mememin altındaki cevahiri karartmamak adına… Bu noktada çok büyük teşekkür borçluyum çocukluğuma gittiğimde gözümün önünde ilk canlanana, çocukluğumun benden hiç gitmemesini sağlayana; tiyatroya!
NEREYE GİTMENİZ GEREKİYORSA ORAYA!
Zamanın insanın içindeki inci tanesine ettiklerinden bahsettim ya hani; seyirci koltuğu sahneye kalp gözüyle bakanlar için bir zaman makinesi gibi. Bir bilet alıyorsunuz; dünyanın her köşesine gidebiliyorsunuz, haritalarda mevcut olmayan diyarlara bile… İnsanın her türlüsüyle karşılaşabiliyorsunuz bu yolculukta. Her çağda dolanabiliyorsunuz bir biletle… Üstelik kendi içiniz için de geçerli bu durum. Küçücük bir replik hayatının değişik zaman dilimlerine ışınlayabiliyor insanı ya da getirip tam karşısına koyuyor yüzleşmemek için içinin en derinlerine gömdüğü anlarını, yanlarını… İnsana sadece “Gidelim” diyen bir psikolog gibi, “Senin iyileşmeden için nereye gitmemiz gerekiyorsa oraya gidelim” diyen… Yargılamadan, parmak sallamadan, dikte etmeden ruhuna sarılan; bazen yalnızlığını paylaşarak bazen kalabalığına karışarak yol arkadaşlığı eden… İyi gelen, kendine izin verirsen iyileştiren…
[su_custom_gallery source=”media: 1050″ limit=”1″ width=”370″ height=”240″] BOŞ KALMASIN HİÇBİR ZAMAN MAKİNESİ
Zalimliği, kibri, vicdansızlığı, kini, riyayı, insanı insanlıktan çıkaran daha ne varsa onları başına taç etmiş kralların hüküm sürdüğü bir çağda ben tiyatroyu taç ettim ruhuma. Kendimi çırılçıplak gördüm o tacın aynasında; tüm güzel yanlarım ve defolarımla. Değişim ve dönüşüm insanın kendi içinde başlıyor. Dünya barışı için insanın her şeyden önce kendisiyle barışması şart! Toplumsal uyanış için, daha güzel bir dünya için, insanın önce kendisinin uyanması, kendisiyle yüzleşmesi, kendisiyle tanışması gerekiyor. İnsanın ruhunu uyuşturan uyku ilaçlarıyla dolu dünyanın ve memleketin her köşesi. Yüzleşmeyi, değişmeyi, dönüşmeyi, gelişmeyi, güzelleşmeyi sağlayan hayat öpücüğünün ise reçetesi tiyatro bileti, adresi tiyatro sahnesi. Bütün sahneler aslında birer ruh hastanesi, kişisel-toplumsal-evrensel gelişim merkezi… Sizden denemesinin gelmesi umuduyla benden söylemesi… Bu sezon boş kalmasın hiçbir zaman makinesi…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı