Köşe Yazarları

Ece Saruhan / Ava giden avlanır!

SİZİ bilmem ama “Memlekette iyi bir şey olsa da şaşırsak” cümlesini uzun zamandır dilimden düşürmüyorum ben. “Bu kadarı da olmaz”, “Yok artık daha neler” diyemeyeli de çok uzun zaman oldu. Bunca baskının, zulmün, şiddetin, ötekileştirmenin, riyanın, haksızlığın, adaletsizliğin, yalanın dolanın arasında hiçbir şey “Pes” dedirtemiyor artık bana. Bütün bu olup bitene kayıtsız kalan hatta çareyi bu çürümüş düzene kayıt yaptırmakta bulan insanlar hariç! Şaşıramadıklarımın acıtması durumu ise baki. Canımın acıyor olması, aklına ve vicdanına ölü toprağı serpişmişler diyarında hala yaşadığımın kanıtı gibi…
NOTALARDAN, REPLİKLERDEN KORKULMAZ
Bu memlekette ağız dolusu gülümsemek; gülümsemenin yüzünden, gözlerinden taştığını hissetmek uzun zamandır rüya. Malum başta yaşama sevincimiz, bizden çalınan çalınana. Önce vicdanıma, sonra beni gülümseten, nefesim kesilecek gibi olduğunda imdadıma yetişen, bana doğruları söyleyen yakınlarıma tutunarak yaşar gibi yapmak yerine tüm saçmalıklara inat yaşıyorum. Bana iyi gelen, umut olan yakınlarımın başında sanat var. Bu yüzden çok ama çok canımı yaktı geçtiğimiz hafta Fazıl Say’ın başına gelenler ve Devlet Tiyatrosu’nda yaşananlar. Cadı avına çıkar gibi nota ve replik avına çıkmış birileri. Doğruyu söyleyen ne varsa onu susturmaya çalışıyor sansürün kirli ve kinli eli! Doğru söyleyeni sadece dokuz köyden değil memleketten kovmaya ant içilmiş gibi! Oysa notalardan, repliklerden korkulmaz; onlarla sevişilir savaşılmaz!
TUTACAK BAŞLICA EL SANATINKİ…
Sevişmek ne güzel kelime! Bakmayın siz geçtiğimiz hafta İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun ‘Güneş Batarken Bile Büyük’ adlı oyunundaki “Seninle yatmak istiyorum” repliğinin çıkardığı krize! İnsanı, doğayı, sanatı sevmekten nasibini alamamışların, ‘sev’ ile başlayan bir kelimeden bu kadar korkmaları normal. Sevmeyi ve sevişmeyi bilmeyenlerin sevgiyi hatırlatacak herkese ve her şeye savaş açmaları da! Maalesef onlar böyle orgazm oluyorlar. Adı geçen oyunun baş kahramanı Goethe’nin “Baskı ve şiddet yalnızlıktan doğar, karakter dünyanın fırtınaları ve dalgaları arasında şekil alır” diye bir sözü var. Durum tam da bu! Kuru kalabalıkların gölgesindeki yalnızlar, bize yalnız olmadığımızı hatırlatan ne varsa baskı ve şiddetle susturma çabasında olan avcılar. Ava giden avlanır; er ya da geç bu gerçekle yüzleştirecektir onları zaman.
Bu sansür meselesinden hayatın her alanında daha çok çekeceğimiz aşikar. Yapılacak olan belli: Direnmeye, mücadeleye, insan gibi yaşamaya devam! ‘Güneş Batarken Bile Büyük’te Goethe’nin söylediği gibi; “Sen hep yeni doğmuş bir çocuk gibi davran. Her doğan gün sana ne yapman gerektiğini söyleyecektir. Var olan her şeye saygı göster. Bir de ayağa kalk, doğru bildiklerin için dimdik yürü. Haa bunu yaparken de tek başına yapma, çünkü tutacak o kadar o el var ki…” Tutacak başlıca el sanatın ki; iyi ki…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı