Köşe Yazarları

Bu mesleğin ilk elli yılı zordur… / Sabahattin Yakut

Bu mesleğin ilk elli yılı zormuş. Öyle derdi sevgili hocam Feyha ÇELENK. Kendisi hayatımın dönüm noktasıdır. Hep eskilerden şikayet edilir durulur ya, tam da budur belki de benim takıldığım mevzuunun kendi. Bu yalın mesleğe başladığımda, yine bir büyük vardı elimden tutan benim. Sonra eklendi büyüklere, – büyüklü küçüklü- büyükler. Hasılı yol gösterenim çok oldu. En büyük katkılardan birini de Altuğ GÖRGÜ yapmıştır. O da ilk olarak hocamın öğrencisidir. Sonra da benim hocamdır. Ve dahası hocalarım… Saymayayım; bitmez.İyi hoca, İyi aktör ve iyi yönetmenlerdi hocalarım genelde.Çünkü kendilerince, büyüklerince gittikleri yollar vardı ve bu yollara dair deneyimleri vardı. Paylaştılar; sağ olsunlar. Uyuşmadığımız zamanlar da olmuştur. Saygıyı yitirmeden. Ama bir çocuğu da, anne baba dünyaya getirir ve ne yazık ki kuşak çatışması kaçınılmazdır. Bir sürü çözümsüzlüğün de sebebi anne babadır bu ergen çocuk için. Ben de bir çok yeni nesil tiyatrocuyu biraz ergen çocuk gibi görüyorum aflarına sığınarak. Ama bir gün bizler de anne baba olacağız. Bakalım o zaman nasıl olacak bu çatışma.
Elbet hataları olmuştur büyüklerimizin de. Zembille inmediler ya. Ama şu güne değin bu mesleğin bizler tarafından sevilmesinde ve pek tabii icra edilmesinde katkıları inkar edilemez. Ya da açtıkları pencerelerden kimbilir kaçımız nefes almışızdır. Şanslıyım ki, ben bunlardan biriyim. Onların gösterip, açmamı bekledikleri pencerelerden görebildiğim kadarıyla görüyorum ki, daha açılmamış milyon pencere var. Onlar da biz açalım diye var olsa gerek. Benim yol göstericilerimden öğrendiğim en önemli şey; bu işin doğru tek yanı olmayışıdır. Bu da deneyime bakar. Deneylemeye bakar. Çağ o kadar ilerlemiştir ki, yetmiş yaşında nine, dede yedi yaşındaki bebeden bir şeyler öğrenir haldedir. Bunun tiyatroya ya da sanata yansımaması düşünülemez. Ama yetmiş, yeniyi nasıl reddetmezse yeni de geçmişi yok bilemez. Tabii biliyorsa… Bu işin bilimsel bir yanı varsa o da bilimsel olmayışıdır. Yani kesin yargılara yer yoktur. Ne yazarlığında, ne yönetmenliğinde, ne de oyunculuğunda. İnsan değişir, düşün değişir, dünya değişir, sanat değişir ve pek tabii tiyatro değişir. Değişmeyen tek tarafı ise gene bazı oyun oynamayı bırakmamış insanların, oyun oynamak için ellerinden geleni bırakmayışıdır. Seksen yaşında hala sahnede çocuk gibi oyun oynayan Hikmet ORHON ve niceleri gibi.
Günümüzde yapılan tiyatro çalışmaları; gerek oyunculuk, gerek yönetmen ve yazarlık olarak gerçekten ileri boyuttadır. Gerçekten çok zeki yazar ve yönetmenler, şu gün, bir çok alternatif sahnede, üretmeye devam ediyor. İşini gerçekten iyi yapanlara sorarsanız, anlarsınız ki geçmişi iyi bilirler ve neye karşı çıktıklarını da iyi analiz etmişlerdir. Zaten bu yüzden iyidirler. Temelsiz olmaz bu iş. Ama şimdi bir de dönüp baktığımızda, daha “ilk elli yılın” bir kaç yılında kendini tiyatro adamı sananlar var. Yazıktır ki, kırkyedi yıl ve daha fazlası olanlara hiç çekinmeden sövüp sayarlar, kendilerini bilmeden. (Muhsin ERTUĞRUL ya da Carl EBERT’lerden bahsetmiyorum. Bu ayrıca konuşulacak bir fayda zarar mevzuudur. Neyse, konumuza geri dönelim…) Bu arada – ne kadar ben de kendi imkanlarıyla tiyatro yapmaya çalışan yeni nesil tiyatrocuları desteklemiş olsam da- görüyoruz ki, bir çoğu ne idüğü belirsiz saçmalıkların içinde ve buralarda tahtlarını kurmuş, destekçilerini bulmuş, türkülerini tüttürmektedirler.
İşin acı yanı, kendini bilmez kimi bu adamların, seyircisinin de, destekçisinin de tiyatroya vurduğu baltayı engelleyemiyor oluşumuz. Çıkıp karşısına “yahu sen kimsin de bunu yazdın, bunu yönettin, bunu oynadın?” diyemeyişimiz ne acıdır ki; sadece “ah kem küm” edebilmekteyiz, kimi eşimiz dostumuz olduğundan. Demek lazım. Diyelim lütfen. Bir selam kaybederiz. Tiyatro kazanır. Gelecekte küfretmez çocuklarımız bize. Bu dediğim zat-ı muhteremler “Korsan çocuk tiyatrosu” yapar gibi tiyatro yapmaktadırlar. İki şarkı iki palyaço görünümlü KİŞİ, boyanmış, çocukları oynatıyor ya popüler müzik eşliğinde, iki lira bir liraya bu oyunlarda, tiyatro yapıyoruz diye. İşte bu arkadaşların yaptıkları da bundan, yani KORSAN TİYATRO’dan farksızdır. Engelleyelim. Geçmişe küfretmeyi biraz olsun bırakıp, geleceğe, şu gün olana -Karşı tiyatro- yapalım….

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı