Haberler

Boğaçhan SÖZMEN / Kültür – Sanatta yok Oluş, Toplumun Yok Oluşudur

Bir Çift Sözüm Var
Herkesin sözü var da, eskiden ulaşmak bunca kolay değildi. Bugün o kadar çok söz uçuyor ki havalarda, şimdi de duyurmak çok kolay değil. Bu bir çift sözü gören bir çift başka göz varsa şu anda, bu sözleri derleyenin, dile getirip kaleme alanın şansıdır aslında. Yani, iyi ki varsınız. Buyurun o zaman; sizinle paylaşmak için aşağıdaki sözcükler.
Kültür – Sanatta yok Oluş, Toplumun Yok Oluşudur
Kültür, yerleşik yaşamla kök salıp gelişen bir toplumsal kavramdır. Gerçekten de, Mimari, resim, heykel, yazılı edebiyat, nitelikli ve kalıcı müzik eserleri, tiyatro, opera, bale gibi sanatın hangi alanına bakarsanız bakın, yerleşik yaşama geçişle geliştiklerini görürsünüz. Başta mimari olmak üzere, tüm bu alanlarda yetkin eserlerin kentlerin kurulmasını, kentlerin kurulmasının da daha kalıcı yetkin eserlerin ortaya konabilmesini sağladığını söylemek yanlış olmaz. Bunun içindir ki, gelişmiş toplumların doğal yaşam alanları ile birlikte en çok değer verip övündükleri şey sanat yapıtları ve yapılarıdır.
İskenderiye denince aklınıza gelen ilk üç şeyi sayın deseler bir maddesi mutlaka İskenderiye Kütüphanesi olacak, üstünden 2 bin yıla yakın zaman geçmesine rağmen yakılışını anımsamak sizin de içinizde bir yeri yakacaktır. Yakın tarih içinde yaşanan Körfez Savaşları sürecinde yaşanan binlerce acının yanı sıra, Babil eserlerinin müzelerden yağmalanması ve kim bilir hangi kirli ellere geçişinin burukluğu da insan olanın içindedir.
Kısaca kültür – sanat, gelenekten geleceğe yolculuğu ile toplumu var eden, geliştiren, hafızasını oluşturan, geleceğini kurgulayan başat unsurlardan biridir. O halde kültürel mekanların önemi ve gereği de yadsınamaz bir gerçektir. Türkiye’de duyarlı insanlar bir süredir çok değişik konularda seslerini yükseltmeye, tepki göstermeye çalışıyor. Ağırlıklı olarak inşaat şehvetinden kaynaklı pek çok soruna karşı seslerini yükseltmeye çalışıyorlar. Onlarca değişik yerde doğal alanlarımız ve ağaçlarımız için mücadele ediyorlar. Onlarca değişik yerde kültür – sanat mekanlarını korumak için bir araya geliyorlar. Dahası, yaklaşık 3 yıldır Cumhuriyet devrinin en önemli ve uygar kazanımlarından olan Devlet Sanat Kurumları’nın yok ediliş tehdidiyle baş etmeye çalışıyorlar.
Yönlendirilmemiş gündemle biraz ilgili biri hemen hatırlayacaktır. 3 yıla yakın bir süredir Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Baleleri, Senfoni Orkestraları, çok sesliden tasavvufa, halk müziğinden Türk dünyası müziklerine her tür müzik alanında çalışan koro ve orkestralar ve dans topluluklarının içinde bulunduğu 50’den fazla devlet sanat kurumunun, yasalarıyla birlikte yok edilmesi gündemde. TÜSAK adı verilen bir üst kurul oluşturularak, yurdun tüm sanat üretiminin, bu kurula Bakan tarafından atanacak 11 kişinin insafına bırakılması öngörülüyor. Biz, sanat insanları bu tasarının sakıncalarını, kimileri bir asra yakın geçmişi ile dünyanın önde gelen sanat kurumları arasında yer alan bu kurumların yok edilişinin cinayete eşdeğer olacağını anlatmaya çalışıyoruz. Sesimiz çıktığı, insanımıza ulaştığınca.
Ancak; gün geçmiyor ki yeni bir sorunla, anlatıp mücadele edecek yeni bir sıkıntıyla karşılaşmayalım. Büyük olasılıkla yukarıda sözünü ettiğimiz taslağın dile gelmesinden de cesaretle, kamu ya da özel teşebbüsün sahip olduğu sanat mekanları birer birer yok edilmeye çalışılıyor.
Emek Sineması, AVM çılgınlığına kurban edildi.
İstanbul’daki Atatürk Kültür Merkezi “Onaracağız” denerek sanat etkinliklerine kapatıldı; onarılmak bir yana, şu anda acınacak bir harabeye döndü.
İzmir Devlet Tiyatrosu’nun Karşıyaka’da bulunan Ragıp Haykır sahnesi, yenisi yapılmak üzere yıkıldı. Projesi hazır ve onaylanmış olmasına rağmen henüz inşaat üzerine hiçbir hareket yok.
Van depreminde onarılabilecek düzeyde zarar gören Van DT sahnesi, aradan geçen bunca zamana rağmen onarılmadı. Yerine “Geçici” kaydıyla kurulan “Sanat Çadırı” giderek kalıcı bir hal almaya başladı. Isınma, tuvalet ve en önemlisi başta yangın olmak üzere taşıdığı can güvenliği tehlikesi sorunları ile bir facianın kırmızı dipli davetiyesi olarak duruyor. Orada görevli sanatçısından teknik elemanına, idari personelinden teşrifat ekibine bütün meslektaşlarımız, bölge insanının kültür – sanata erişim hakkını elde edebilmesi için zor şartlarda fedakarca çalışmaya devam ediyor.
Ankara Resim Heykel Müzesi binasında bulunan, zaman içinde “Türk Ocağı Sahnesi”, “3. Tiyatro” gibi adlarla anılan ve uzun yıllardır Ankara Devlet Opera ve Balesi müdürlüğünün “Operet Sahnesi” adıyla temsiller sergilediği dünya güzeli salon, bu sezon başında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın hala nedenini anlamakta zorlandığımız, “Sadece bakanlığımızca düzenlenecek özel törenler için kullanılması” açıklaması ile sanat etkinliklerine kapatıldı.
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün sahibi olduğu, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nün ve Küçük Tiyatro ile Oda tiyatrosu sahnelerinin bulunduğu Vakıf Han binasının kira artırımı ya da tahliyesi yolunda mahkeme sürecinin yürüdüğü haberleri çıktı. Bu son haber Devlet Tiyatroları mevcut yönetimince bir açıklama ile yalanlansa da, açıklamada kira bedeline dair “bürokratik sürecin” sürdüğü de söylenmekteydi.
Son olarak tüm bunlara bir halka daha eklendi. Nasıl Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara ise, Ankara’nın başkenti de Çankaya sayılabilir. Çankaya’nın merkezinde, düzenli olarak perde açabilen Devlet Tiyatroları’nın kullanımındaki iki sahneyi de yitirmek üzereyiz. Bunlar, kamuoyunda “Emek İnşaat binası” diye anılan, Atatürk Bulvarı’nın Kavaklıdere bölgesi üzerindeki binada bulunan Akün ve Şinasi sahneleri. Ankara’yı bilenlerin çok iyi tanıdığı bu iki mekan, 50 yıla yakındır sanata hizmet vermekte. Bina ilk başta bir sahne olarak inşa edilmiştir. Şu anda Devlet Tiyatroları’nın “Şinasi Sahnesi” adıyla kullandığı bu sahne, uzun yıllar “Çağdaş Sahne” adıyla Ankaralı sanat severlere hizmet etmiştir. Akün ise 1975 yılında sinema olarak faaliyetine başlamış, 2002 yılında sinemanın kapanması ile Devlet Tiyatroları tarafından devralınarak tiyatro salonuna dönüştürülmüş ve böylece sanat hizmetine devamı sağlanmıştır. TÜSAK tartışmalarıyla koşut bir zamanlamada alevlenip ısınan, binanın mülk sahibi Emek İnşaat A.Ş. tarafından satılma kararı beş başarısız açık ihale sonucu gerçekleşmemişti. Söz konusu süreçte bir yandan sanatçılar ve sanat severlerin protestoları yaşanırken, diğer yandan muhammen bedel dahi bulunamadığından ihaleler iptal edilmişti. Nihayet, 2014 yılının Ekim ayının ortalarında basında yer alan haberlerden, “Kamu İhalesi Yasası kapsamının dışında tutularak, gizlice, sessiz sedasız, Maritza İnşaat adlı bir şirketin ortaklarından olan Ahmet Meriç adlı bir iş adamına satıldığı” öğrenildi.
Söz konusu iş adamı basına yansıyan açıklamalarında, bina ile ilgili AVM düşüncelerinin olmadığını, otel yapmayı düşündüklerini, Devlet Tiyatroları sahneleri kullanmak istiyorsa “Menfaatlerine de uyarsa” kiralayabileceklerini söylüyordu.
Bütün bunlarda ne sorun var derseniz;
Şehrin merkezindeki iki önemli sahnenin, hem de karşılıkları bulunmazken yok edilmesi, BİR SORUNDUR.
Kamu iştiraki (Resmi internet sitesi verilerine göre ortaklar, “A grubu” : SGK %49, AOÇ %0.7, THY %0.3, “B grubu” : Kızılay %49, Dr. M. Raif Gürün mirasçıları %1) bir şirketin kamuya kapalı bir ihale süreci yönetmesi, yasalara aykırı olmasa da, kamu vicdanı açısından BİR SORUNDUR.
Kamu teşekkülleri ve kamu yararına çalışan derneklerin varlıklarının, kamu yararı dışında bir tasarrufta kullanılamayacağı ilkesi açısından BİR SORUNDUR.
Yok edilmeleri dile getirilen sanat kurumlarının, yasal olarak değilse de, fiilen çalışamaz hale getirilerek bir yok oluşa ve itibarsızlığa sürüklenmesi BİR SORUNDUR.
Günün siyasi ikliminin kültür ve sanat alanında sürekli yok oluş ve yok edilişlerle meşgul olması BÜYÜK BİR SORUNDUR.
Sonuç olarak, gerek devlet sanat kurumlarında çalışanların örgütlü olduğu sendika ve STK’lar, gerek kent bilincine sahip çıkan STK ve kişiler, gerek sanat severler, gerek vicdanlı hukuk insanları bu ve benzeri süreçleri yakından izlemekte, hukuk ve Anayasa’nın 64. maddesinden* doğan hakları çerçevesinde sürece müdahil olmaktadır. Kültürüne ve çocuklarının geleceğine duyarlı tüm vatandaşları da bu sürecin akıl, duygu ve emek ortağı olmaya davet ediyorlar.
Gelin, “Sesinizi sesimize katın”.
Boğaçhan SÖZMEN
DETİS 2. Bşk.
(Devlet Tiyatrosu Sanatçıları Derneği)
* Sanatın ve sanatçının korunması
MADDE 64.
– Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.
KAYNAK:
http://bsozmen.blogspot.com/2014/12/kultur-sanatta-yok-olus-toplumun-yok.html?spref=tw

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı