GenelKöşe YazarlarıTop 10

Baysan Pamay – Aralık Top 10

[vc_row][vc_column][vc_column_text]

Oyunlar alfabetik olarak sıralanmıştır.

[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][vc_column_text]

AVRUPA- İstanbul Devlet Tiyatrosu

90’ların Avrupası’nda unutulmuş bir sınır kasabası, bu kasabaya tren seferlerinin iptal edildiği gün gelen iki kaçak mülteci, ülkelerindeki savaştan kaçan bu iki mülteci, ekonomik sorunların yerli halk üzerinde yarattığı gerilim sonucu ırkçılık kurbanları hâline dönüşürler. Ne kadar tanıdık değil mi? Türk tiyatro seyircisinin Uzak Adalar – Ölü Aktörler Gurubu, Sarı Ay ve İki Kişilik Yaz – Dot ile tanıdığı David Greig’in 1994 yılında yazdığı eseri Hakan Silahsızoğlu Türkçe’ye çevirmiş. Yönetmenliğini Mehmet Birkiye’nin, kostüm ve dekor tasarımını Şirin Dağtekin Yenen’in yaptığı oyun bence İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun ayakta alkışlanacak oyunlarından biri olmuş.[/vc_column_text][vc_column_text]

BAK BİZİM ŞARKIMIZI ÇALIYORLAR – İ.B.B. Şehir Tiyatrosu

Müzikal yaptık diyenlerin mutlaka izlemesi gereken bir oyun. Neil Simon’un yazdığı, Yeşim Gökçe’nin çevirdiği “Bak Bizim Şarkımızı Çalıyorlar” adlı oyun, oyunun şarkılarının bestecisi Marvin Hamlisch ile şarkı sözlerinin yazarı Carole Bayer Sager’in gerçek hayatta yaşadıkları aşk hikayesinden esinlenilerek yazılmış. Ali Mert Yavuzcan Biraderler Kabare’deki tüm deneyimi ile, yumuşak bir ses ve şahane bir performans ile harika bir Vernon; Özge Özder ise gerçekten cıvıl cıvıl Sonia olmuş ve ve buna yönetmen Ersin Umulu’nun muhteşem yorumu sonucu sahnedeki diğer Vernon ve Sonia’lar: Köksal Ünal, Evrim Artut, Müge Gülgün, Çağrı Büyüksayar ilave edilince ortaya mükemmel bir ekip çalışması çıkmış.[/vc_column_text][vc_column_text]

BİR İSYANCININ SAVUNMASI- Ankara Birlik Tiyatrosu

Emmanuel Robles tarafından yazılmış, Kaya Öztaş tarafından Ankara Birlik Tiyatrosu için dilimize çevrilmiş oyunu Gül Göker yönetiyor. Konu, isminden de anlaşılacağı gibi bir isyancı hakkında, ama bu sefer isyancı kendi işgalci halkına karşılık yerli halkın isyanını destekleyen bir Hollandalı. Ve kendisi hem işgalci Hollanda mahkemesi tarafından yargılanmaktadır, hem de kendisine verilen görevi yapmadığı için yerel kurtuluş örgütü tarafından. Seyirci, oyunu izlerken, “Kim haklı?” ve “Amaca hizmet eden her eylem meşru mudur?” sorularına cevap verebilecek midir?[/vc_column_text][vc_column_text]

IŞILTILI HAŞERELER- İkinci Kat Tiyatro

Işıltılı Haşereler, insanın tüketim krizine dair ironik bir kara komedi. Yazar Philip Ridley, modern birer meddah gibi kullandığı oyuncularla bizleri Ollie ve Jill’in küçük ama ışıltılı hayatlarına dahil ediyor. Ollie ve Jill bize rüya evlerini nasıl elde ettiklerinden bahsediyorlar. Yaptıkları bayağı korkunç ve sarsıcı şeyler. Ama onlar yine de iyi insanlar, en azından öyle olduklarını umuyorlar. Yönetmen Eyüp Emre Uçaray, ışık ve dekor tasarımı ise Cem Yılmazer’e ait. Hiç aksesuar olmadan boş alanda sadece oyunculuklarla bir dünyanın yaratılması, hele ikinci yarıda sayısını kaçırdığım sayıda karakter canlandırmaları Pınar Çağlar Gençtürk ve Ünal Yeter’e “BRAVO SİZE” dedirtiyor.[/vc_column_text][vc_column_text]

İNTİHARIN GENEL PROVASI – Tiyatro Adam

2009 yılında İ.B.B.Ş.T. tarafından sahnelenen Nurullah Tuncer’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Serhat Kılıç, İbrahim Can ve Bennu Yıldırımlar var. Sene 2017’de Tiyatro Adam tarafından sahnelenen Emrah Eren’in yönettiği oyunda ise Kadir Çermik, Erdem Akakçe, Fatih Koyunoğlu ve Selen Öztürk var. Her iki ekipte de çok kıymetli oyuncular var, çok emek verilmiş. Ama (müsaadenizle burada ukalalık yapacağım) işte ortaya bir sihirbaz yönetmen çıkıyor ve aynı metni öyle bir yorumluyor ki, hem yazarın söylemek istediği “Yaşadıklarımızı prova etme şansımız hiç yoktur” kafamıza çakılıyor hem de yaşama tutunabilmek için çektiğimiz acı, endişe ve korkularımızı eğlenerek gözlemliyorsunuz. Dört oyuncu da aynı başarı düzeyini yakaladıkları için ortaya çok güzel bir oyun çıkmış.[/vc_column_text][vc_column_text]

KIZGIN DAMDAKİ KEDİ – Mam’art

İlk temsili Broadway’de 52 sene sahnelenmiş oyun. Tüm oyunlarında olduğu gibi Tennessee Williams’ın insanın insanla, yani kendi ile olan mücadelesini anlatan oyun aslında sarhoş bir koca olan Brick ile onun karısı Maggie arasında geçer. Oyunun isminin orijinal çevirisi “Kızgın Teneke Damdaki Kedi”dir, zira Maggie de hem kocasını seven hem bir kadın olarak seks isteyen ancak kocası istemediği için onunla birlikte olamayan, hem de bu nedenle hasta kayınpederinin ölümünden sonra tüm mirasın kocasının abisine kalacağının bilincinde olarak dayanabildiği kadar pes etmemeye çalışmaktadır. Mam’art üçüncü oyunu ile de yine zevkle izlenecek bir oyun yapmış Sezin Akbaşoğulları, Tugrul Tülek, Ünal Silver, Ayten Uncuoğlu, Bennur Duyucu, Ömür Kayakırılmaz ve yönetmen Serkan Salihoğlu ekibi.[/vc_column_text][vc_column_text]

MARTI – Pürtelaş Tiyatro

Rus yazar Çehov’un dört büyük tiyatro oyunundan biri olan Martı, İ.B.B. Şehir Tiyatrosu’nda bir Çehov klasiği olarak başarı ile sahnelenmeye devam etmekte, son defa 4 Ekim’de ikinci defa beğenerek izledim… Festival için aynı oyunu sahnelemek isteyen Serdar Biliş ise güncel bir yorum getirmiş. Ortada Arkadina olarak gezinen gözlerimi ayıramadığım güzellikte Tilbe Saran dolanıyor, Nina’da Kadir Has talebesi iken tanıyıp takibime aldığım Ecem Uzun, modern bir genç kız olarak bikini ile havuza giriyor. Tüm rollerde muhteşem oyuncular… Sanki 122 yıllık bir klasik izlemiyorsunuz, günümüzde yaşıyor kişiler; zengin orta yaşlı bir aktris ile yaşayan genç şair, şairin ayarttığı gözü şehirde olan güzel bir kasaba kızı, bu kızı seven aktrisin işsiz ve parasız oğlu, parasız oğlanı seven evin kahyasının kızı, kahyanın kızını seven bir okul öğretmeni, kasabanın doktorunu seven kahyanın karısı absürd bir karmaşa içinde koşturup duruyor.[/vc_column_text][vc_column_text]

ON İKİ ÖFKELİ ADAM – İ.B.B. Şehir Tiyatrosu

Reginald Rose’un 1954’te yazdığı televizyon dizisinden sahneye adapte ettiği oyun ilk defa 1964’te Londra’da sahnelenmiş. Oyunun 1966’daki sahnelenişinde yönetmenliği Harold Piner yapmış. Oyun iki kere sinemaya aktarılmış. Bir gazeteye verdiği beyanata göre Reginald Rose da bir kere jüri üyesi olmuş ve bir cinayet davasında 8 saat süren tartışmanın yapıldığı jüri odasında bulunmuştur. 2014’te başlayan yönetmenliğini Arif Akkaya’nın yapmış olduğu oyun şahane oyuncular, muhteşem metin, hepimizin günlük hayatta yaşadığı olaylar ve yaptıklarımızın gerçekte nasıl olduğuna ve nasıl olmadığına dair yüzümüze tutulan bir ayna… Şüphelinin suçlu olduğunun genel kabul görüldüğü jüride, bir üye bu karara karşı çıkarsa ne olur?…[/vc_column_text][vc_column_text]

OTOMATİK PORTAKAL – Küçük Salon

Otomatik Portakal adlı kitabında Anthony Burgess, oldukça farklı bir dille bir grup gencin kurduğu bir çete ve çetenin reisi olan yaşamı şiddet üzerine kurulu, geceleri sokaklara dehşet saçan Alex adlı bir gencin çocukluktan olgunluğa erişim hikâyesini İngiliz kara mizah anlayışıyla anlatıyor. Alex, yakalanıp hapse atıldıktan sonra yönetimin bulduğu “ıslah etme” adı verilen yeni bir yöntemin ilk olarak onun üstünde denenmesini kabul eder. Ancak onu kötü bir insan olmaktan kurtaracak, iyilik yapmasını sağlayacak denen ıslah etme yöntemi, tam bir işkencedir. Tedavi(!) sonunda özgürdür. Artık şiddet uygulama isteği olduğunda tuhaf bir hastalığa tutulmakta, bu yüzden de istemeden de olsa herkese iyi davranmaktadır. Kitabı oyunlaştıran Emre Tandoğan aynı zamanda yönetmen koltuğunda. Efe Akercan, Emir Özden ve Güneş Seven’den kurulu oyun ekibi ile beraber şiddetse şiddet, seksse seks, dehşetse dehşet diyerek olabilecek yüksek derece gariplikleri olan bir oyun sahneliyorlar.[/vc_column_text][vc_column_text]

YUVA – B Planı

Okuma tiyatrosu olarak 25 Mayıs 2016’da izlediğim YUVA’yı Enka Oditoryumu’nda Türkçe ve İngilizce üst yazılı olarak izledim. Salonun akustiğinin olmaması ve üst yazıların okunaksızlığına karşılık konunun çok orijinal olması beni oyuna bağladı. Oyunun yazarı ve yönetmeni Sami Berat Marçalı. Dekor ve kostüm tasarımı Marta Montevecchi, ışık tasarımı ise Alev Topal a ait. New York’un tam göbeğinde yolları kesişen dört göçmen, dilleri ve geçmişleri ortak değil, ancak hayal kurma ve yuva arayışında ortaktırlar. Hani biz de deriz ya “Doğduğun yer değil doyduğun yer yuvadır” diye. İşte çeşitli ülkelerden çeşitli nedenlerle kaçıp ABD’ye sığınanlar bir de birbirlerinin konuştuklarını anlamıyorlarsa… Abla kardeş olarak Özlem Zeynep Dinçsel ve Bora Akkaş, Ortadoğulu taksi şoförü Tazim rolünde Saim Karakale ve Meksikalı dansçı Chico rolünde Erol Ozan Ayhan başarılı oyunlar sergiliyorlar. Yuva, sezonun sıra dışı oyunlarından biri.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]

Makale Altı Reklamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı