GenelKöşe Yazarları

Ada Ayşe İmamoğlu / Replik Karalama Defteri No:7

Sabaha karşı,
İstanbul,

“Bak aslında benim sana anlatacaklarım vardı, yani nasıl anlatılır bilemiyorum çünkü artık kelimelerimiz yüzünden mahkum ediliyoruz. Hayır, sana akıl vermek değildi niyetim; aklın ikna edici gücünü bir kenara bırakalı uzun zaman oldu bu topraklarda. Ama belki iki tanış gibi birbirimize derdimizi anlatabilirdik eğer sen günah keçileri aramasaydın. Elbette her koyunun kendi bacağından asılmasını buyurmuş ataların, ataların yüz yıllar boyunca şiddeti kutsamış. Oysa kendi bacağından koyunları asmasak mesela, birlikte yaşamamın mümkün olacağına inansak…
Evet haklısın, kapağını açıp okumaya üşendiğin kitabının özetini dinliyorsun sevdiğin saflarda; ama bu topraklardan geçen iyi yürekli şairlerin bir iki dizesini de ezberlesen? Haklısın, şu aslan ağzındaki ekmekler yüzünden gemisini kurtaran kaptan olmak istiyorsun; ama bir düşün, bütün bu karanlık hepimize ait değil mi?
Aşık olmalısın, çok aşık olmalısın; öyle zorbalıkla ya da sana sunulanlarla değil. Mesela her sabah birlikte durakta beklediğin o kadına aşık olup ona şiir kitapları almalısın. Birlikte sahil kenarında denizi seyretmelisiniz. İnan aşk insana daha iyi biri olma şansı tanır.
Bu artık iyi ve kötünün savaşı; sen hatırla, çocukken en yakın arkadaşını sıkıştırıp tartaklayanlara karşı nasıl arkadaşını koruduğunu. Düşün, korkma düşün; bir zamanlar hep güçsüz olanın yanında olmanın erdem olduğunu.
Sabah kalktığında aynaya baktığında gördüğün sen misin sahi? Bütün bu takım elbiseli kurnazlıklarını ne zaman öğrendin?
Yeni yılları, yeni yaşları mandalina kokularıyla karşıladığın zamanları ne zaman unuttun? Yeni bir yıldan umut etmek sana ne zaman kokutucu gelmeye başladı? Bir hatırla gözünü seveyim, Giritli mahallesindeki komşularını hatırla; en yakın arkadaşının sazıyla yarenlik edişini nasıl izlemiştin, hatırla. Bu ağzı köpüre köpüre etrafa saçılan nefret senin değil, ne olur bari bunu hatırla!
Bütün bu çirkinlikler yok olup gittiğinde senin hikâyen ne olacak bir düşün, haklılığın çok bağırmak olmadığını söylediklerinde ne yapacaksın? Nasıl bakacaksın sırma kaplı aynalarda kendine? Sahi, ölüp gittiğinde ne diyecekler ardından?
Hani sen en çok Turist Ömer selamıyla karşılardın sevdiklerini, annenin sinesine yatıp saçını okşamasıyla durdururdun tüm zamanlarını. İyi insan olmak bir erdemdi senin için, sahi ne zaman öğrendin komşuna ihanet etmeyi? Sen değil miydin mahalle bakkalından şekerler alıp çocuklar sevinsin diye dağıtan?
Bir düşün yahu, yazın sokağa uzun masalar koyup kimin nereli olduğuna bakmadan yemekler yiyip sohbet eden kimdi? Bu kadar mı güç aşığı oldun? Güçlü olanın zorbalığı bu kadar mı kör etti gözlerini? Sen Anadolu değil misin? Kucağında binlerce yıllık hikâyelerinle beşikler vermedin mi ozanlara, abdallara, aşıklara? Peki şimdi ne olacak bağrına bağrına inerken zulmedenin sözleri?
İyi ve dürüst olmanın alay konusu olduğu bu güç devrinde sen anneannenin vasiyetini yerine getirebilecek misin? Sahi, iyi insan olabilecek misin? Sahi, iyilikten yana olabilecek misin?
Düşün bir, ben bunca zamandır kendi hatalarımı düşündüm; şimdi sıra sende. Yukarı mahallenin çocukları dayak yediler diye koşa koşa yardıma gittiğin o çocukların şimdi kara benizli, acıların doğu coğrafyasına ait olduğunu öğrenip nefret me edeceksin? Bu sana dayattıkları nefreti kabul mü edeceksin?
Sahi, sabah uyanıp aynalara bakıp sorduğunda kim olduğunu kendine, ne cevap vereceksin? Kime cevap vereceksin? Nasıl cevap vereceksin?
Sahi hiç düşündün mü sen nasıl birisin?”

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı