GenelKöşe Yazarları

50 yıl Sonrasının Pırlantası Rüzgar Gülü San-atçılarımız

Hey halk diyerek başlayalım yine söze, arif olanlar alırlar belki bu kıssadan ufacık da olsa bir hisse. Söyleyeyim en başında sonra kimse alınmasın bu yazının sonunda; isimler isme benzer, cisimler cisme. Adem ile Havva’dan günümüze sen sanki hiç benzetmedin mi kimseyi durup dururken kendi yüzüne?
Bu ay günümüzün meddahlarından bahsedeceğim sizlere. Gerçi şimdi meddah dedim ama; haşa, meddah denmez bunlara. Soytarı diyorlarmış zamanında; hani şu sultanın üç beş altınına komiklik yapanlardan bahsedeceğim tüm saltanata. Artık televizyon diyorlar adına ve bir değil, bin soytarı cirit atıyor ekranlarında.
Uzatmayalım sözü, söndürmeyelim közü; ne olur ne olmaz Metris’lik, Silivri’lik demokrasinin dikiliverir sonra bir anda üzerimize gözü. Yok, vallahi değil korkudan; biz çoktan ölmüşüz, korkulur muymuş hiç kurttan! Tüm korku aşırılıktan!
 

Günümüz Soytarıları

Bazı şeylerin bedelini ödeyen soytarılar ya da bazı şeyleri bedelli olarak yapmak zorunda kalan soytarılar, soytarılarımız… Onlara her yerde rastlayabilirsiniz artık günümüzde. Kimi zaman bir televizyon stüdyosunda, kimi zaman bir dublaj kapısında, kimi zaman sahnede ya da bir oyunun galasında. 3 kişi otursalar kalkmaya korkar biri; çünkü bilir ki arkasından konuşacaktır geride kalan ikisi.
Bel kemiği yoktur onların, hemen her şeyin önünde eğilebilirler. İçlerindeki iyi unsurları önce kahredip kara gözlüklerini takıp kendi yarattıkları cenazelere gider, timsah gözyaşları dökerler…
Unutmuş olamazsınız, böyle kovulmamış mıydı Özgür Efe Şehir Tiyatroları’ndan? Böyle uğurlanmadı mı bu haksız düzende, haksızlığa karşı sesini yükselttiği için Levent Üzümcü alnına bir ödül töreninde kondurulan öpücükle? Hâl böyleyken açılmamış mıydı Şehir Tiyatroları’nda sezon sessiz ve sedasız? Sahnenin ortasında Ragıp Ağabey’in, Kemal Ağabey’in, Özgür Efe’nin, Ceren’in ve sayısı iki elin parmaklarını geçen sanatçılarının “naaşı” dururken etrafında siyah koca gözlükleri ve timsahın gözyaşlarını akıtan sessiz rüzgar gülleri eşliğinde?
Kaçı sesini çıkarttı kayyum tarafından kapatılan Batman Şehir Tiyatrosu’na ya da Diyarbakır Şehir Tiyatrosu’na? Kaçı gitti mesela sanatçıların kendi imkanlarıyla yeniden kurdukları Amed Şehir Tiyatrosu’nun açılışına hayırlı olsun demeye?
Bugün kendi deyimleriyle “sosyal içerikli” bir filmde oynayıp, yarın iktidarı öven bir filmde boy göstermekten çekinmeyen rüzgar gülü sessiz soytarılarımız… “Ben sanatçıyım moruk, her rolü oynarım! Yeter ki ücretim zamanında yatsın!” diyen san-atçılarımız…
Yerli ve milli sanat safsatasıyla koltuklara yapışıp kalkmayan Birecik’lerimiz… Sanatını kaşesini yükseltmek için kullanan biriciklerimiz… Sanatçı sanatını halkının yararı doğrultusunda kullanmalıdır. Kullanmalıdır diyorum çünkü sanat bir amaç değil bir araçtır. Halkın bilinçlenmesi yolunda kullanılması gereken bir araç. Nasıl duyarlı olmaksa insanı insan yapan, duyarlı sanatçıdır bugün sanatımızın da ihtiyacı olan. Çevreye, yaşama ve yaşanılanlara karşı duyarlı olmak… Ama artık günümüzde öyle insanlar var ki “ulan duyarlılık da buysa…” dedirtir ve yaka silktirir insana.
Kimisinin “duyarlılığı” kedilere, kimisinin köpekleredir. Örneğin yolda gördüğü bir kediyi dakikalarca sever de dönüp trafikte ters hareket yapana “hayvan” diye söver.
Yürüdüğü yolda hakkını arayan birini görse sırtını döner. Bir zamanlar dünyayı değiştirmek için geliştirdikleri kafalarını şimdi köşe olmak ya da “iş bulmak” için kullanır yılan kadar kıvrak zekâlı soytarılarımız.  
Birilerimiz türkülerin ve sokakların bedelini ödediğimizi sanırken meğer ne çok “tüccar” yetiştirmişiz koynumuzda. “Oysa bir zamanlar hepimiz birer dozerdik. Açtığı yoldan binlerin geçtiği birer dozer. Dozerler çok güçlü makinelerdir. Ama bir sakıncaları vardır. Tek bir parçaları kırıldı mı lök diye kalırlar yolun ortasında… Bırakın yolu açmayı yolu tıkarlar da.”** İşte işin gerçeği onlar artık parçası kırık birer dozer, yolu tıkayan! Ve haksızlıklara karşı susan, görmezden gelen, sırtını dönen ve azalarak ölen san-atçılarımız…
Eğer böyle olursa bir ülkenin aydını, varın siz hesap edin halkını!
Bu haksız düzende, haksızlığa karşı sesini yükseltmekten korkmayan ve sessiz azınlığın içinde “kanser” gibi üreyenlere selam olsun.  Hepimiz birer dozeriz. Umarım bu yolları açar ve peşimizden binleri, on binleri sürükleriz. Ve hiçbir zaman kırılmaz bir parçamız.
Zaman zaman karamsarlığa düştüğünüz ve umudunuzu kaybettiğimiz anlar olacaktır elbet. Lütfen en azından o an sadece Nazım Usta’yı düşünün, onun böyle bir günde yazdığı şu dizeleri hatırlayın:
“Güzel günler göreceğiz çocuklar…
Güneşli güzel günler…”
 
Sizin de şerefinize ulan parçası kırık dozerler…
 
*Haşmet Zeybek ve  **Hasan Solmaz’a saygıyla
 

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı